İbrahim Haskologlu'nun 'youtube' kanalına konuşan E. Amiral ve deniz hukukçusu akademisyen Cihat Yaycı, imzacı amiralleri üstü kapalı, ama sert biçimde eleştirdi.

"Montrö Anlaşması" denen anlaşmanın Montrö kentinde imzalanmış ama aslında adı Boğazlar Sözleşmesi olan bir anlaşma olduğunu, buna 9 ülkenin imza attığını, imzacı ülkelerden hiçbirinin, hasmımız olan Yunanistan'ın bile bir itirazda bulunmazken bizim bu kadar dillendirmemizin doğru olmadığını, bu anlaşma kalksa bile boğazların "ulusalsular" hukukuna tabi olarak bizim egemenliğimizde olduğunu 'Montrö yumuşak karnımızdır" filan demek Türkiye'ye zarar vereceğini anlattı.

Cihat Yaycı'nın "Montrö Anlaşması" ve "Mavi Vatan" konusunda söyledikleri özetle şöyle:

Öncelikle Montrö Anlaşmasından çıkılacak diye bir durum olduğuna inanmıyorum.

Ama 'Montrö Anlaşması bizim yumuşak karnımızdır' demek yanlıştır!

Montrö'de imzalanmış Boğazlar Sözleşmesi'dir bu. Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Japonya daha sonra çekildi, Romanya var Rusya var SSCB var Yugoslavya şu an itibarıyla yok. Yani bu sözleşmenin tarafları 9 taraf. Bunların hepsinin fesh edilmesini veya  tadil edilmesini isteme durumu var. Sanki Türkiye çekilirse çekilebilir başkalarının hakkı yok. Tartışmaları bunun üzerine oturtuyorlar. Bunun üzerine tartışma oturulmaz. Yunanistan çekiliyorum yeni bir konferans toplansın der, der... Yunanistanın ya da diğer imzacıların egemenliğine karışabilir miyiz? Monrtrö Sözleşmesi kalkarsa boğazlar bizim tapumuz değil mi? Tapu senedi ortadan mı kalkacak? Bunlar yanlış sözler hükümranlık hakkımıza zarar veren sözler.

1923 Lozan Anlaşması imzalanırken 1. Dünya Savaşı sonrasında zaten bu bölgeler ittifak devletleri tarafından işgal edilmişti. Kurtuluş savaşıyla düşmanları çıkardık ama 1923'te Lozan Anlaşması'na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Burada ne oldu biliyor musunuz? 1923-36 arasında 13 yıl boyunca Lozan Boğazlar Sözleşmesi gereği BM tarafından yönetildi. Türkiye'nin gözüküyordu ama 20 km derinliğe kadar Türk askeri giremiyordu. İstanbul'da boğazlarda Türk askeri yok yabancılar vardı yani. Büyük Atatürk 1936'da bu Montrö'de Boğazlar Sözleşmesi'ni imzalatarak hem yabancı askerlerin çıkmasını sağlıyor hem Hatay'ın ilhakıyla misakı milliyi hayata geçirmekle uğraşıyor...

1936 Montrö Anlaşması'yla ne oldu? Şu oldu: Bir kere yabancı askerler çekildi, Türk askerleri girdi. O dönemin gazeteleri var Türk askerleri İstanbul'a girdi diye. 20 Temmuz 1936'da giriyor hemen İstanbul'a.

Onun için diyorum ki Atatürk İstanbul'un ikinci fatihidir. 20 yıllık imzalanmıştır itiraz edilmedikçe de her 20 yılda devam ediyor.

Soru şu: Yunanistan bile imzacıyken tadil edilmesi talebinde bulunmadı. Eğer Yunanistan'ın lehine değilse ortalığı karıştırmak için böyle bir şey yapmaz mıydı? Bunlar suni tartışmalar...  Türkiye tarafında Montrö tartışması yapılması doğru değil. Türkiye değil ama diğer 8 tanesi ya da diğer biri tartışmaya başlarsa ve siz Montrö tapu senedimdir derseniz cahilce, Lozan Anlaşması'na ek sözleşmeye dönülür derse o zaman İstanbul'a yabancı askerler girer Çanakkale'ye girer yabancılar. Böyle bir şey olabilir mi? Bu sözler sloganik laflar, çok tehlikeli sözler. Hükümranlık açısından bakmak gerek. İstanbul'a yabancı asker girebileceğini düşünüyor musunuz Türkiye ayağa kalkar...

Böyle konuşursak, Türkiye'nin yumuşak karnıymış gibi parmak sallarlar Montrö'ye itiraz ederiz ha.. derler onun için çok tehlikeli söylemdir.

Tapu senediymiş! Ne tapu senedi? Bir kere hukuku da bilmiyorlar bunu söyleyenler. 1945 BM bildirgesine imza attık. Bu imzada Türkiye'nin toprak bütünlüğü ifade edildi.

Öncelikle Montrö'nün hangi nedenle olursa olursa olsun statüko bir önceki duruma döneceği şeklinde görüşleri telaffuz etmek bile son derece yanlış ve sakıncalıdır. Boğazlar üzerindeki Türk egemenliği 500 yıldır devam etmiştir. 1919-23 arası bir fiili işgal vardır. Ayrıca 1923-36 arası .. Gerisi Boğazlar ve Marmara bölgesi yüzyıllarca Türklerin mutlak hakimiyetindedir. Tarihsel olarak Türklere aittir. 1923 durumunun tekrar canlanması söz konusu dahi olamaz. Hukukun temel direği vardır. BM anlaşmasına Boğazlar ve Marmara üzerindeki tam egemenliğiyle imzacı olmuştur.

Efendim "Gelirler bunu elinizden alırlar" sözü son derece yanlıştır. Ülkelerin toprak bütünlüğü tecil edilmiştir. Onlarca yüzlerce anlaşmada Boğazlar üzerindeki egemenliği sorgulanmamıştır. Boğazlar üzerindeki egemenliğimiz düşmanlarımızca bile dile getirilmemişken biz niçin dillendiriyoruz bunu anlamıyorum.

MONTRÖ KALKARSA NE OLUR?

Başka bir şey yapmak istemiyorum, başka konferansa da katılma istemiyorum, toprak benim, deniz benim, Montrö'yü de tek başıma uygulayacağım deriz...  Yok şöyledir böyledir demeleri savaş nedeni olur.

Montrö'nün feshi halinde sözleşmenin kendisi kalkıyor ama bir maddesi kalacak devam edecek diye bir şey olabilir mi? Onun için bunu konuşmamak lazım.

KANAL İSTANBUL ve MONTRÖ

Montrö sözleşmesi var Boğazdan geçme kanaldan geç diyemeyiz. Ama beklemeye alınan gemiler çok fazla navlun sigorta maliyeti getiriyor. Bekleme yerine kanalı kullanabilirler onların seçimi olur. Ama İstanbul Boğazını kapattım kanaldan geç diyemeyiz; bu gerçekten tartışma yaratır.

Ben hiç bir zaman Kanal İstanbul gerekli midir değil midir siyasetin konusu benim işim değil. Ben deniz hukuku olarak bakıyorum.

Marmara Denizi kime ait bütün kıyılarıyla türkiye'ye ait. hem istanbul boğazıyla açık deniz olan Karadeniz'e Çanakkale'yle açık deniz olan Adalar denizine uzanıyor.

Bu boğazların her ikisi Türkiye'ye ait. Devletin karadaki yetkisinin aynısı denizde de geçerlidir. Deniz hukuku bunu söyler. Kimse elini kolunu sallayarak bu denize giremez. Bu dünyada kabul edilegelmiş hukuki bir kabuldur. Bu iç denizi kabul edelim. Boğazlarımız uluslararası mı iç boğaz mıdır?

Uluslarası boğaz olması için burası da burası da açık deniz olmalı. Ulusal boğazlardır iki boğaz da. İçsuya bağlanan her bir boğaz ulusal boğazdır.

Uygulanacak rejim içsu rejimidir boğazlara. Karadaki hükümler uygulanmalıdır. Marmara'ya düştüğün an ulusalboğaz hukukuna tabi olursun.

Montrö'de biz ulusal boğazlarımızdan bazı ülke ve gemilere geçiş kolaylığı sağlıyoruz o kadar.

Kanal İstanbul deniz hukuku açısından Montrö'yü etkilemez. Bir kere kanallar, yapay adalar, deniz hukukuna göre hala kara gibi kabul edilir.

Şimdi burada eğer Türkiye Karadeniz'e bir kıyıdaş olmayan devletin gemisini geçirmek istemiyorsa Montrö olmasa da istese geçirmez.  Topraktaki yetki neyse o yetkimiz Boğazlarda da var. Tersi söylem Boğazlardaki yabancıların hakkı  var düşüncesinin eğilimini öne çıkarmaktır. Türkiye'nin hükümranlık hakkını tartışmaktır. Yabancılar gelsin demektir. Kabul edilebilir bir şey değil.

İçsu şöyle bir şeydir: Örneğin bir Bulgar kamyonu Kapıkule'den giriyor Pazarkule'den Yunanistan'a giriyor. Girebilir mi? Bu karasuyu olursa mümkün. Ama içsuda ancak biz müsaade edersek geçebilir.

Zaten sormak lazım neden şimdiye kadar imzacı devletler dile getirmedi Montrö'den çekilmeyi. Çünkü onların menfaatinedir. Bizim nenfaatimiz istikrardır. Diğer durumda Rusyası Fransası baskı yapar vs. uğraş dur... Yoksa Boğazlar bizim içsuyumuzdur; kimse karışamaz.

CEM GÜRDENİZ ve MAVİ VATAN

Cem Gürdeniz benim için değerli bir kişidir. Emrinde çalıştım; istifa dönemimde bana destek olmuştur. Bir gazetenin aleyhime tavrı yüzünden o gazeteden ayrılmıştır. Başka nedenle değil o ithamların da doğru olmadığını buradan ifade etmek istiyorum. Öteki konular ayrı ama Türkiye'nin hak ve menfaatleri konusunda çok ciddi faaliyetleri olmuştur. Her şeyin birbirine karıştığı bir zamanda bir takım çevrelerin bu konuları menfaatine kullanması durumu son derece acı ama gerçektir.

Mavi Vatan diye bir şey yok. Adı ne olursa olsun bunlar milli meseledir iç siyasetin dışındadır varestedir. Yunanlılar veya başkası sevinmesin boşu boşuna sayın cumhurbaşkanı demedi mi mavi vatana sahip çıkıyoruz diye. Ne Cihat'la ne Cem'le ne hasanla hüseyinle kaim değil Türk milletinin eseridir. Doktrinin sahibi de a şahsı b şahsı filan değil. Doktrinin sahibi büyük Türk milletidir. Bu millet denizlerine sahip çıkıyor bu bilinçte artık bu millet.