Gençlik
16 Temmuz 2020 ( 10 izlenme )

Z kuşağı değil Türk gençliği tartışması

YILDIRIM GENÇER / TGB GENEL BAŞKANI

Gençlik, insanlığın geleceğidir. Her toplumun gençliği, o toplumun sürekliliğini sağlayan yarınların umudu ve sigortasıdır. Bu nedenle gençlik için o toplumun “göz bebeği” dense yanlış olmaz. Doğal yasalar gereğince gelecek gençliğindir.

Gençliği bir orman içerisinde bulunan filizlere de benzetebiliriz. O filizler büyüyecek ve yarının ormanları olacaktır. Geleceğine önem veren toplumlar doğal olarak gençliğine de önem verir.

Gençlik bir toplumsal sınıf değildir. Genel olarak üretim faaliyeti içerisinde bulunmayan gençlik, ekonomik olarak ailesine bağlıdır. Fakat her sınıfın, sosyal tabakanın gençliği vardır. Ve her genç içinde bulunduğu sınıfın özelliklerini taşır ve o sınıfın bir parçası olur. Bu nedenle gençleri topyekün bir kategoride değerlendirmek doğru olmaz. Emekçi sınıfların gençliğiyle, daha üst tabaka sınıfların genciyle, genç olmasından kaynaklı ortak özellikler olsa da ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan farklar olması doğaldır.

Günümüzde yaşayan gençler arasında da sınıfsal farklılıklar yüksek. Gelişen dünyanın nimetlerinden herkes aynı ölçüde faydalanamıyor.

Z TORBASI

Son günlerde gençlik tartışmaları gündemin önemli maddelerinden bir tanesi. Bu tartışmalar “Z kuşağı”yla önümüze geliyor. Z kuşağı diye anlatılmak istenen gençlik genellikle 2000 doğum ve sonrası. Aslında Z kuşağının özellikleri değil, Türk gençliğinin özellikleri tartışılıyor.

Z kuşağı torbasına her şey dolduruluyor. İçinde gençliğe dair ne ararsak var. Doğru da var yanlış da. Sınıfsal özelliklerin geri plana düştüğü bu tanımlamada bütün gençler tek tip. Hepsinin özgüveni çok yüksek, hepsi asi, hepsinin teknolojiyle arası çok iyi, hepsi “dislike” atan gençlik. Bu torbaya neredeyse her şey giriyor ama Türk gençliğinin yüzlerce yıllık kimliği olan vatanseverlik kavramı kendisine yer bulamıyor.

Her gün gazetelerde, televizyonlarda, köşe yazarlarından siyasetçilere, bilim insanlarından televizyon yorumcularına, Z kuşağına dair yeni yeni şeyler duyuyoruz. Özellikle bazı değerlendirmeler çoğunlukla burç yorumlarından hallice.

Kuşaklar arası farklılıklar olması çok doğal. Teknolojinin her geçen gün daha da ilerlediği bir dünyada elbette yeni gelen nesilde, bir önceki nesile göre farklılıklar meydana geliyor. Bilgiye ulaşım hızı, paylaşımı, sohbetleri, eğlence anlayışları birbirinden ayrılıyor. Bu gelişim, şüphesiz gençlerin karakterlerine ve davranışlarına da yansıyor. Bu da oldukça normal. Bu durum “Z kuşağına” has bir durum değil. 90 doğumlu bir genç ile, 80 doğumlu genç arasında da fark var. Gelişen teknolojiyle bu fark artabiliyor ya da bazı değerlerde tahribata da sebep olabiliyor.

Yeni nesillere “Bu kuşak teknolojiye çok hâkim” demek, neredeyse “Bu kuşak pek genç” demekle benzer. 80 kuşağının teknolojik gelişmelerine de o kuşak hâkimdi.

Fakat tartışmalar bu farklılıklar düzleminde ilerlemiyor. Tartışmanın merkezi, teknolojik gelişmelerin yarattığı farklılıklar değil. İlerleyen tartışma ağırlıklı olarak siyasi merkezli.

'BANA GÖRE GENÇLİK'

Herkesin özlemini kurduğu bir dünya ve gelecek var. Bu nedenle herkes kendi istediği dünyasının gençliğini tanımlıyor. Bir siyasetçi, gençliği “itaat etmez, bireycidir, baş kaldırır, özgürlüklerine düşkündür, kısıtlamalara gelmez, partizan değildir, siyaseti iyi anlar ama mesafelidir” diye tanımlarken, yine başka bir siyasetçi kendi istediği şekli veriyor.

Amerika’nın da Türkiye’ye dönük bir gençlik hayali var. Karen Fogg’un e-postalarında yazıya dökülen “Türk gençliğini milli kimliğinden koparma” projesi Amerika’nın özlemini kurduğu Türk genci. Aslında Türk genci de değil sadece genç. Türklük o kavramın içerisinde kendine yer bulamıyor. Bu plan geçmişe göre günümüzde çok daha zayıfladı. Çünkü ABD’nin Türkiye’deki ağırlığı ve müdahalesi zayıfladı. Fakat bu plan hala ABD’nin arzularını süslemekte.

Adeta oyun hamuruna dönen gençliğe sürekli bir baskı var. Siyasilerin; “sen şöylesin, sen böylesin” diktelerine maruz kalan genç ne düşünüyor acaba? Gençliğin kaygıları ve öncelikleri neler? Onların dertleri neler?

Türkiye Gençlik Birliği olarak Türkiye’nin hemen hemen bütün üniversitelerinde örgütlü bir yapımız var. Türkiye Liseliler Birliği sayesinde de geniş bir liseli ağımız var. Sürekli tartışmalara mazhar olan gençlerle her gün birlikteyiz, biz de genciz.

Öncelikle gençliğin özelleşen sorunları olmakla beraber, Türkiye’nin sorunlarından bağımsız ele alınamaz. Neticede gençlik bu toplumun dışında bir yerde yaşamıyor. Bugün Türkiye’nin sorunları neyse gençliğin sorunları da benzerdir.

Özellikle üniversite gençliğinin en büyük problemi işsizlik. Son açıklanan rakamlara göre genç işsizlik rakamları 24,6. Her dört gençten birisi işsiz. 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de üniversite okuyan öğrenci sayısı 7 milyon 750 bin. Eski kuşaklara göre üniversite, bir iş kapısıydı. Özellikle son 10 yılda artan üniversite ve kontenjan sayısı ve aynı oranda artmayan istihdam alanları üniversite gençliğini işsizliğe sürükledi. Üniversite artık bir iş kapısı olmaktan çıkıp, işsizliği erteleme merkezlerine dönüşüyor, son dönemde artan yüksek lisans taleplerinin bir sebebi de bu. Hayatı erteleme.

Öğrencilerin diğer bir sorunu ise güvenlik. Terör sorunu, öğrencinin öncelikli gündemlerinden. Mehmetçiğimizin başarılarıyla bu sorun artık gün geçtikçe azalmakta fakat HDP’nin varlığı bile bu sorunun güncelliğini korumaya bir sebep.

Gençliğin öncelikli iki sorunu, Türkiye’nin de öncelikli iki sorunu.

BİLİNCİ MEHMETÇİKLE YEŞEREN KUŞAK

2015 yılında Türkiye, Amerika’yla ve onun kara gücü PKK’yla mücadeleye başladı. Z kuşağı diye adlandırılan yaş aralığı aslında gözlerini bu süreçte açtı. Bilinçleri, Mehmetçiğin kahramanca mücadelesiyle şekillendi.

Şehit eylemlerine katıldı, PKK ve HDP’nin ülkesinde patlattığı bombalara tanık oldu, FETÖ’nün darbe girişimini gördü, Amerika’nın Türkiye’ye yönelttiği tehditlerle büyüdü, dışa bağımlı ekonomisinin ne derecede zorlandığını yaşayarak tanık oldu, yükselen Atatürk ve Cumhuriyet değerleriyle sarmalandı, İlkokul sıralarında okumadığı halde, Danıştay’ın Andımız kararını okullarında ve Anıtkabir’de ezbere okudu.

15 Temmuz’da darbeci generali canı pahasına vuran şehit Ömer Halisdemir’i gördü. İzmir Adliyesinde PKK’nın patlatacağı bombaya gövdesini siper eden şehit Fethi Sekin’le büyüdü. Yaşıtı, Eren Bülbül’ün PKK kurşunlarıyla şehit edildiğinde birlikte ağladı.

Ezcümle bu gençlik, vatansever duygularla büyüdü.

O nedenle Türk gençliğine güvenelim. Bu gençliğin en büyük temsilcisi olan TGB ve TLB’ye güvenelim. Evet, Türk gençliğini kendi gelecek dünyaları açısından kimliksizleştirmek, vatanından, Atatürk’ten, milli değerlerinden koparmak isteyenler var, ancak onların karşısında köklü bir tarihimiz, nice tecrübeleri yaşamış ve bizlere doğruyu gösteren büyük kuşaklarımız ve gençliğin temsilcisi TGB var.

ATATÜRK GENÇLİĞİ

Genç kuşaklara dair, kuşkularımızı çekincelerimizi onlara doğruyu göstererek, tarihimizi, ahlakımızı, geleneğimizi aktararak giderelim. Geleceğin sahibi gençliği, birlikte şekillendirelim. Bu gençlik, Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliği.

Atatürk, gençliği; ‘’Benim anladığım gençlik, bu inkılabın fikirlerini ve ideolojilerini benimseyip gelecek nesillere götürecek kimselerdir’’ diye tanımlıyor ve ‘’Ey Türk Gençliği’’ diye seslenip, birinci vazifesini söylüyor.

Mustafa Kemal Atatürk 1927 yılında okuduğu Gençliğe Hitabesinde sadece o dönemin gençliğine görev vermiyordu. Gelecek nesillere de görev yüklüyordu. Türk gençliğinin görevleri hala güncel.

Gençliğe Hitabe, alfabedeki herhangi bir harfle başlayan gençliğe yazılmadı Türk Gençliğine yazıldı.

Türk gençliğine Z kuşağı adı altında giydirilmek istenen gömleğe itiraz ediyoruz.

Bugünkü tartışma Z kuşağı değil, Türk gençliği tartışmasıdır.

Bunlar da İlginizi Çekebilir