Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 1998 yılında kendisine yönelik suikast girişiminin arkasında şu anki İyi Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu'nun olduğunu açıkladı.

Dervişoğlu, iddialara yanıt vermek yerine, 'ciddiye almıyorum' diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştı. Ancak o dönem Yunus Emre Uyar, suikast girişimini itiraf etmişti.

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, önceki gün Ulusal Kanal'da yayınlanan Çıkış Yolu programında Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Sinan Sungur'un sorularını yanıtladı.

Programda, 1998 yılında kendisine suikast girişiminde bulunan ekibin başında İyi Partili Müsavat Dervişoğlu'nun olduğunu açıklayan Doğu Perinçek, Meral Akşener'in de İçişleri Bakanı olduğu dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni dinlettirdiğini hatırlattı. Perinçek, “Tüm kamuoyuna sesleniyorum, İyi Parti bir operasyon partisidir” dedi.

Perinçek'in açıklamaları üzerine sosyal medya hesabı üzerinden bir paylaşım yapan Müsavat Dervişoğlu, belge ve itiraf görüntülerine yanıt vermek yerine “Kendisini çok fazla ciddiye alacağımı düşünüyorsa yanılıyor. Benden alacağı cevap sadece ederi kadar olacak :))” diye yazdı.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in açıklamaları şöyleydi:

'SUİKASTI DERVİŞOĞLU DÜZENLEMEK İSTEDİ'

“Bana suikast düzenlemek isteyen isim, İyi Parti yöneticisi Müsavat Dervişoğlu. Nereden biliyorum? 2006 yılının sonunda bir gün Muzaffer Tekin komutanımız, Sayın İbrahim Şahin ile birlikte geldi. İbrahim Şahin, biliyorsunuuz Özel Harekat Komutanı. İbrahim Şahin Bey, 'Size suikast hazırlayanlar kimdir biliyor musunuz' dedi. 'İsmen bir takım ihbarlar oldu ama kesin bir bilgimiz yok' dedim. Benden bir kağıt istedi. O kağıda el yazısıyla 'İzmir MHP, Müsavat Dervişoğlu, MİT'in kadrolu elemanı, 2000, Dere Döviz' yazdı. Ben bu kağıdı aldım eve götürdüm, arşivime koydum. Sonra 21 Mart 2008’de tutuklandığımız zaman Ankara'da gözaltına alındım. İstanbul'a bizim eve 20-30 tane polis geliyor. Aramada bu kağıdı da buluyorlar ve bu kağıt Ergenekon Davası'nın arşivine girdi. Sordular, 'Bu yazı nedir' diye. Ben de 'İbrahim Şahin bana yapılacak suikastı kimin örgütlediği konusunda böyle bir yazı verdi' dedim.”

SUİKASTIN NASIL BAŞARISIZ OLDUĞUNU ANLATTI

Doğu Perinçek, programda suikast girişiminin nasıl başarısız olduğunu da anlattı:

“İzmir örgütümüz bu işin peşine düştü. Müsavat Dervişoğlu o sırada İzmir MHP'nin yöneticilerindendi. İl örgütümüz bu suikastta görevlendirilen bir çocuğu buldu ve sorguya çektiler. Yunus Emre Uyar adlı çocukla birlikte 7-8 kişiyi Ankara'ya getiriyorlar, 1998 yılı Eylül ayı. Genel Merkezimiz o sırada Sıhhiye Mithatpaşa Caddesi'nin başında. Burada 'Doğu Perinçek kapıdan çıkacak, onu vuracaksınız' diyerek örgütlenmeyi yapıyorlar. Fakat bir süre sonra durmaları söyleniyor. O çocuk İzmir Hatay Ülkü Ocakları'ndan”

'AKŞENER TSK'YI KİM ADINA DİNLEDİ?'

İyi Partili Müsavat Dervişoğlu'nun isminin yazılı olduğu kağıdın Ergenekon Davası dosyalarında da mevcut olduğunu belirten Perinçek, İyi Parti hakkında başka bilgiler de verdi.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde TSK'yı dinlettirdiğini ifade eden Perinçek, “TSK'yı kim dinler? CIA dinler, MOSSAD dinler... Devletin İçişleri Bakanı TSK'yı dinler mi? Buradan Akşener'e soruyorum, kim adına dinliyorsun? Bu ne biçim milliyetçiliktir?” diye konuştu.

Akşener-FETÖ ilişkisine de değinen Perinçek, “İyi Parti bir operasyon partisidir. Meral Akşener'e soruyorum, İçişleri Bakanı olduğu dönemde TSK'yı kim adına dinliyordunuz? Bu soruya Uygurlarla cevap veremezsiniz!" ifadelerini kullandı.

Perinçek şöyle devam etti: “İyi Parti'deki taban vatansever ve milliyetçi. Yöneticilerin de yüzde 80'i bu ülkenin insanları. Ama Meral Akşener'in etrafından Müsavat Dervişoğlu, Kavuncular çıkıyor, dökülüyor. ABD, MHP'yi bölmek için Meral Akşener'i kullandı. İyi Parti'yi MHP'nin içinden kopardılar çünkü MHP, Amerikan emperyalizmine karşı mücadele ediyor. Meral Akşener'e göre 15 Temmuz gecesinde ABD adına o darbeyi yapanlar çaycı, çorbacıyımış, hale bakın!”

YUNUS EMRE UYAR’IN İTİRAFLARI

Hatay Ülkü Ocakları üyesi Yunus Emre Uyar, o dönem suikast girişimini itiraf etmişti. Sözlü ve elyazılı itirafları 29 Ocak 2006'da Aydınlık Dergisi'nde yayımlandı:

Y.E.U.: Adım Yunus Emre Duyar. 03.12.1982 doğumluyum. Kayseri'de doğdum. Ortaokul 2. sınıfa kadar Kayseri'de okudum, orta 2. sınıfta İzmir'e geldim. Orta 3'te iken İzmir'de Tınaztepe Ortaokulu'nda okudum. Burada gittiğim Ülkü Ocakları, Milliyetçi Hareket Partisi gibi siyasi çevrelere gidip geliyordum. Tabii buralara gidip geldikçe birtakım faaliyetleri sürdürmek zorundaydım. Bunlar okul teşkilatı, ocak içinde faaliyetler... Bunları yapmak zorundaydım. Bunları yaptıktan sonra ortaokul diplomamı aldıktan sonra bir daha okula gitmedim. Dışarıdan liseye yazıldım. Ondan sonra herhangi bir direkt olarak okula gitmem söz konusu olmadı, Hatay Ülkü Ocağı'na gidip gelmeye başlamıştım demiştim... Bu süre zarfında değişik insanlarla tanıştım. Oranın yöneticileriyle tanıştım. Oranın teşkilat başkanlarıyla tanıştım. Ben buraya gidip geldikçe benim hakkımdaki fikirleri benim hakkımdaki görüşleri değişmeye başladı. Şöyle ki değişmeye başladı: Benim sağlam bir insan olduğumu, işte kendi işlerine yararlanabileceği insan olduğumu düşünmeye başladıklarını öğrendim. Tabii bu o zaman için benim çok hoşuma gitti. Bir gün ocaktayken bizim reisimiz İbrahim Reis geldi bana dedi ki: "Oğlum yarın saat 12'de ocağa gel, gece 12'de ocağa gel." Peki dedim diğer akşam saat 12'de ocağa gittim. Akşamleyin ocağın içine girmeden gece saat 11.00-11.15 sıralarında ocağın içine girmeden... 

Hangi ocak bu?

Y.E.U.: Hatay Ülkü Ocağı... Ocağın içine girmeden kapı önünde ara boşlukta şöyle konuştuk, dedi ki: "Hoş geldin, Allah yolunu açık etsin. Gel bakalım" dedi. Aşağıya indik, karşımda iki tane araba duruyordu. Bu iki araba beyaz Hyundai araba idi, minibüstü. Koltuklu içi... İçinde koltukları olan bir minibüstü "Hadi" dedi "bin" dedi. Tabii bu ana kadar ben herhangi bir şey sormadım. Nereye gidiyoruz? Ne olacak? Herhangi bir sorum, diyaloğum olmadı. Arabanın sol en arka köşesine oturdum, arkamızda bir minibüs daha vardı, bindiğim araba şeklinde ve en arkada da 06 plakalı Renault bir araba vardı, içinden telsiz sesleri geliyordu, üzerlerinde, kafalarında kar maskeleri vardı. Büyük bir ihtimal polis olduklarından, polis olduklarını tahmin ediyorum. Arabalara bindik yola çıktık. İki araba biz toplam 13 kişiydik şoförle beraber. Kendi grubumuz 12 kişiydi, arkadaşımızda yine 4-5 kişi içinde olan bir araba daha vardı, yine aynı minibüsten ve onun arkasında da bahsettiğim kırmızı Renault ile beraber yola çıktık. Gece 12 civarlarında Ankara'ya doğru yola çıktık. İzmir'den sınırdan çıktığımız zaman bize şöyle dendi: İlk önce Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi'ne gideceğiz, oradaki işlemlerimizi yaptıktan sonra İşçi Partisi Genel Merkezi'ne gideceğiz. Ve olay anlatıldı, şöyle dendi bize oraya gittikten sonra: "Sen", yani benim için, "Boşluğu yakaladığın anda, ufak bir karşılaşma anında tetiğe bas” gibi bir ifadede bulunuldu. Bu arada çıkmadan önce de, oradaki İbrahim Reis'ten bahsetmiştim o da bana şöyle dedi: "Herhangi bir problem olduğunda, en ufak bir patlama sesinde veya en ufak bir bağrışma sesinde hemen bulunduğun bu kırmızı arabaya bineceksin." 

İşçi Partisi Genel Merkezi'nin önünde mi böyle olacak?

Y.E.U.: Tabii yani "böyle bir problem olduğunda bu arabaya bineceksin" dendi. Ankara... Öğlen civarlarında Ankara Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi'ne vardık, şoför bize dönüp, "Yerinizden kalkmayın, aracınızdan inmeyin ve lütfen konuşmayın" şeklinde ikazda bulundu. Bizim arabamızdan 5-6 kadar insan indi. Kapı hemen kapatıldı zaten. Yalnız yine bu arada arkamızda bahsettiğim minibüs ve o kırmızı Renault yine bizimle birlikteydi. Orada bir süre 30-45 dakika arasında bir süre bekledik. Oradan çıktıktan sonra direkt olarak İşçi Partisi Genel Merkezi'ne, yani bizim bildiğimiz kadar İşçi Partisi Genel Merkezi'ne gittik, fakat oraya vardığımız zaman orada herhangi bir İşçi Partisi yazısı, bir bayrak, bir pankart herhangi bir işaret ya da sinyal yoktu. Sadece orası düşündüğüm kadarıyla İşçi Partisi Genel Merkezi'ydi ve hedef oradan çıkacaktı.

Hedef kimdi?

Y.E.U.: Hedef İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'ti.

Bir de orada boşluk yakalarsan diye bir şey söylüyorsun, o boşluk nasıl bir boşluk olacaktı?

Y.E.U.: Eğer şayet hedef şeye binmeden yani eğer oradan çıktıktan sonra oradan uzaklaşmadan herhangi bir ateş etme ya da herhangi bir yani olay haricinde bir şey olmazsa yani olay orada yapılamazsa, ki o an ben de o andaki boşluktan yararlanabilirsem, karşı karşıya gelebilirsem, hedefi kıskaç altına alabilirsem direkt ateş edecektim yani tetiğe basacaktım. Saat üç buçukta İşçi Partisi Genel Başkanı'nın üç buçuk, dörde doğru yani oradan o merkezden o binadan çıkacağı söylendi bize. Oraya geldiğimizde yine iki araba, iki minibüs, iki beyaz minibüs ve o kırmızı araba da bizimle beraberdi. Oraya kadar geldik, çaprazlama bir şekilde orada durduk, arka tarafımız, minibüslerın arkası direkt merkeze doğru bakıyordu. Tam çemberin içine girmiştik. Bu arada 2-3 kişinin bizden Milliyetçi Hareket'ten 2-3 kişinin orada olacağı, artık koruması ya da orada çalışan insanlar mı onu bilemiyorum, orada olacağı bize söylenmişti. Yani bizden insanların olduğunu anlamıştık. Oraya kadar gittik, kapıyı biraz araladık, kapıyı tam kapatmadık. Beklemeye başladık. Bir süre bekledikten sonra tam olayın olacağı sıralarda şoför, yalnız bu arada benden hariç bütün insanlar şoför mahalline doğru yöneldi, herkes silahını eline aldı. Bana verilen silah ilk önce 6.35'ti sonra değiştirildi 14'lü verildi. Direkt sağ elimin altına aldım silahı. Tabii orada heyecandan silahı tam böyle yani tetik şeklinde tutmadım. Yani böyle beklemeye falan gelmedim direk elimin altında bu şekilde duruyordu. Böyle duruyordu. Ondan sonra şoför bize döndü: "Bizim hiçbir işlemimiz burada kalmadı. Devlet kendi işini kendi halledecek, yolunuz açık olsun arkadaşlar" gibi bir cümlede bulundu. Tekrar herkes arabaya bindi ve oradan hızla uzaklaştık. Ankara çıkışında akşama doğru Ankara çıkışlarında büyük bir ihtimalle kırsal bir kesimde durduk. Yayla tipi bir yerde durduk. Herkes indi namaz kılacağımız söylendi. Namazımızı kıldık. Dualar okundu. Arabanın içinde çalan kaset mehter marşıydı, sonra Kuran-ı Kerim kasetleri çalınmaya başladı. Oradan hızla uzaklaştık. Yalnız namaz kıldığımız vakit orada bulunan sadece iki arabaydık, o bahsettiğim kırmızı Renault orada bizimle değildi. Yani yoktu. Sonra tekrar arabaya bindikten sonra İzmir'e girdik. Gece on bir sıralarında, gece yarısından önce İzmir'e girdik. Beni Üçyol kesimlerinde Hatay Üçyol kesimlerinde indirdiler. "Allaha emanet ol, yolun açık olsun" dediler ve hızla uzaklaştılar. Ben de direkt eve gittim. 

Senin yanında bir arkadaşın vardı sus diyen...

Y.E U.: Giderken merakımdan dolayı yanımdaki insana "adınız nedir" diye soruyorum... "Adım Serhat" diyor ve bana "sus" diyor. "Hiç konuşma, hareket yapma, ortam gereği sus" diyor. Dediğim gibi orada da bize şey diyor. "Arkadaşlar bizim yapacağımız bir şey kalmadı. Gerekeni Devlet kendisi yapacak" şeklinde bir uyarı alıyoruz. Bu arada kırmızı araba dedim ya bizimle beraber değildi ve bulunduğumuz aracın içinde de telsizler vardı.

Bu telsiz sürekli çalıştı mı, birilerini o telsizden duydunuz mu hiç?

Y.E.U.: Telsizle konuşmadılar bizim aracımızın içinde, telsizle herhangi bir haberleşme yapılmadı, sadece İzmir'den ayrıldıktan sonra telsizin sesi kesildi. Telsiz kısıldı yani ben telsiz sesini duymadım.

Peki o arkadaki kırmızı araba nereye kadar geldi sizinle?

Y.E.U.: Oradan ayrıldığımızda kırmızı araba bizimle beraberdi, oradan ayrıldıktan ve kapılar kapatıldıktan sonra hiçbir şekilde görmedim.

Planlanan eylemden vazgeçince mi ayrıldı?

Y.E.U.: Evet. Yalnız şunu da belirteyim kesinlikle hedefi yakından görmedim Yani Genel Başkan'la bugüne kadar herhangi bir görüşme, herhangi bir diyalogda bulunmadım. Bir alıp veremediğim, şahsi bir şekilde problemimiz yok. Ayrıca şunu da söyleyeyim yine bu kaseti çekerken herhangi bir baskı altında değilim, her şeyi kendi isteğimle anlatıyorum, bu da böyle biline.

Peki o okuduğun yazı kimin yazısı ben onu bir sorayım yanında bir yazı var ara sıra baktığın?

Y.E.U.: Evet onları da ben yazdım, imzaladım. İçinde telefonum ve ev adresim de var. Bunu da Aydınlık Gazetesi'nin dikkatine veriyorum.

Aydınlık