Necip Fazıl, hangi edebiyatçılara tokat attı? Melih Cevdet Anday ve Çetin Altan neden tekme tokat birbirlerine girdi? Ahmet Midhad bastonuyla kimi dövdü? Nurallah Ataç neden durmadan edebiyatçılardan dayak yedi?

ROZERİN DOĞAN

Hüseyin Haydar’ın Aydınlık’ta yayımlanan; “Yunus’un mu kılıcı keskin, İskender’in mi?” başlıklı yazısını okuyunca aklıma Necip Fazıl Kısakürek’in tokatları geldi. Kalem tutanlar da bazen kılıç olmasa da tokadın gücünü deniyorlar.

Edebiyatçılar arasındaki kavgalar hepimizin malumu. Ama bilmediğimiz, edebiyatçılar arasında kavga her zaman kalemle olmadı. Kalem kavgaları bazen de fiziki kavgalara, tokatlara, sokak ortasında yumruklaşmalara kadar gittiğini edebiyat tarihi yazar. Bunların içinde Çetin Altan ve Melih Cevdet Anday’ın kavgası en bilinendir. Ama tartışmasız, en efsane olanı Türk edebiyatının önemli yazarı Necip Fazıl Kısakürek’in tokatlarıdır. Necip Fazıl Kısakürek’in anılarını yazdığı Bâbıâli kitabını okuduğunuzda, yazarın bu ünvanı açık ara hak ettiğini görürsünüz.

MELİH CEVDET İLE ÇETİN ALTAN’IN TEKME TOKAT KAVGASI

Melih Cevdet

Necip Fazıl’a gelmeden önce şu meşhur Melih Cevdet Anday ve Çetin Altan kavgasını bir hatırlayalım.

Yıl 1981. Olay Noel gecesi Paris’te Hıfzı Topuz’un evinde yaşanıyor. Hıfzı Topuz’un anlatımına göre Melih Cevdet, eşiyle arasında gerginlik olduğu için yemeğe yalnız geliyor. Diğer konuklar ise Çetin Altan ve Mine Kırıkkanat.

Çetin Altan

Çetin Altan ve Melih Cevdet’in gecenin ilerleyen saatlerinde sözlü atışmaları uzayınca yumruk yumruğa bir kavgaya dönüşüyor. Eline aldığı bir kova suyu üzerlerine dökerek onları ayırmaya çalışan Mine Kırıkkanat’a Hıfzı Topuz yetişerek yardım ediyor.  Tam ortalık sakinleşip dağılırken kapıda bir daha birbirilerine giriyorlar. Kavga sokakta da devam ediyor. Edebiyat tarihinin en şiddetli ve kan ter içinde kalınan sahnesine bu şekilde imza atıyor iki edebiyatçı.

PEYAMİ SAFA’YA HAKARET EDİNCE

Peyami Safa

Bâbıâli kitabında kendisinden ‘Genç Şair’ olarak bahseden Necip Fazıl, Ahmet Haşim’in ölüm haberini aldıktan sonra hissettiklerini ve yıllar önce ünlü şaire neden tokat attığını şöyle anlatır:

“Birkaç gün gecikmeyle gelen İstanbul gazetelerinden hasta yatarken öğrendiğim bu haber, tesirini Genç Şair’in en zayıf ve hassas anında onu kalbinden bıçaklarcasına göstermiş ve günlerce peşini bırakmamıştır.

Ahmet Haşim

Bu hassasiyette, içinde kıvrandığı gurbet dekorunda ve hastalığından daha dokunaklı bir müessir var:

Birkaç yıl evvel, Güzel Sanatlar Akademisi balosunda, Peyami Safa’ya en iğrenç küfürleri basan, Sanat Tarihi Hocası Ahmet Haşim’i tokatlamıştı.

Akademi Müdürü Namık İsmail’e Peyami Safa ile Genç Şair’i göstererek, ‘Namık, bu serserileri buraya neden çağırdın?’ diye haykıran Ahmed Haşim, karşısına Peyami çıkınca ona en galiz tarafından sövmeye başlamış, hemen üzerine Genç Şair, Haşim’e sağlı ve sollu iki tokat atmış ve balo birbirine girmişti.”

KISAKÜREK’İN BEŞ PARMAĞI ATAÇ’IN TOMBUL YANAKLARINA

Necip Fazıl Kısakürek

Nurullah Ataç “kirpi saçları kabarık ve bir perçemi kaşına düşmüş” halde kahvenin bir köşesinde profesyonel kumarbaz olarak tanınan biriyle tavla oynuyor.

Genç Şair olarak Necip Fazıl da Anadolu Mecmuası’nı çıkartan folklorcu Halit Bayrı ile oturuyor.

Necip Fazıl, yaşananları şöyle aktarıyor;

“ Bir ses işitildi:

Yanlış oynuyorsunuz Nurullah Bey, şeş oraya gitmez! Ayağıma gelin bakayım!

Ben doğru oynadım!

Nurullah Bey, çamura yatmayın!

Nurullah Ataç, dört bir kaybetmek üzere bulunduğu tavlayı çat diye kapattı, ayağa kalktı ve saçları dimdik haykırdı:

Namusunuz varsa bana bir tokat vurun!

Profesyonel kumarbaz usulca yerinden kalkıp kapının yolunu tutarken Genç Şair mırıldandı:

Borçlu olduğun parayı ben vereyim de tokatı ben patlatayım! Seni, nefsine hakaret ettirmek hastası (Dostoyevski) mukallidi, seni!

Nurullah Ataç

Nurullah Ataç:

Sen de insan tokatlayacak erkeklik ne gezer, ‘Örümcek Ağı’ şairi!

Çat! Genç Şair’in beş parmağı Nurullah Ataç’nın tombul yanaklarında... Siyah bağa kenarlı gözlüğü de uçup gitmiş...

Araya girdiler, kahramanları yan yana oturttular, öpüştürdüler. Mükrimin Halil, kalın bastonunun kıvrık başını eliyle sağa sola döndürerek ‘Esafili Şark’ hikmetlerinden birini savurdu:

Kavga etmeyi de bilmiyorsunuz! Ah şu düello! Tarih yapraklarını kılıçlarıyla parlatan şövalyelerin her aykırılıkta anahtar diye başvurdukları düello! Yirminci asır medeniyetinin, güya insanlık adına en zavallı yasağı düellodur.”

AHMET MİTHAD’İN BOSTONU KİMİ DÖVDÜ

Ahmet Mithad

Emin Karaca, “Türk Edebiyatında Kavga, En Büyük, En Önemli, En Bilgili Yazar Benim!” kitabında belgeleriyle 1860’lardan 1950’lere kadar süren “kalem kavgaları”nı ve atılan tokatları konu edinmiş.

Kitapta, Şinasi, Tasfiri Efkâr’da Ruzname’i Ceridei Havadis yazarlarından Said Bey ile 1864’te dört ay süren bir tartışmaya girişmiş. Emin Karaca bu tartışmayı, edebi tartışma tarihimizin başlangıcı olarak kabul ediyor.

Karaca’nın aktardığına göre, Namık Kemal’in ibret verici kalem kavgalarına girdiği bir gerçek. Bunlar içinde Halid Ziya’nın Muallim Naci’ye kini, bir başka yazı konusu bile olabilir hatta. Tartışma, Batı klasiklerini çevirip çevirmeme meselesi üzerinden sürer önceleri.  “Lastik Said” adıyla anılan Kemalpaşazâde Said, daha çok çevirilerin başarı sınırları zararları hakkında yazılar yazar. Ahmet Mithad’la aralarında geçen olayları da abartarak yazılar yazar.

Ahmet Mithad ise klasikleri edebiyatın olgunluk dönemi ürünleri olarak kabul eder ve böyle eserleri yazabilecek durumda olmadığımızı anlatır. Çare olarak da çeviriyi önerir.

Aradan geçen zamanda bu konudaki fikir ayrılığıyla birlikte husumet de büyür.

Ahmet Mithad, Lastik Said’i Babıâli’de yakalayarak, meşhur bastonuyla döver.

OKTAY RIFAT VE MELİH CEVDET’TEN ATAÇ’A TEKME TOKAT

Oktay Rıfat

Halit Fahri 25 Ağustos 1939 tarihli Son Posta gazetesinde Nurullah Ataç’la kavga etmek için çekiyor kalemini.

“Baykuş” adlı piyesini eleştiren ve “yirmi sene evvele ait bir hatıra” diye yazan Ataç için; “Nurullah Ataç Nesin? Edebiyatın Eli Baltalısı mı?” diye sorar. Sonra da şunları yazar; “… Allah senin elinde bizim kadar tenkide de acısın ve içine başka bir ilham versin de onunla uğraşasın. Türk edebiyatını senin baltandan kurtarmak için başka ne dua edelim?”

Melih Cevdet de Ataç için; “onu nerede görsem döveceğim” demeye başlamıştır.

Melih Cevdet

Nitekim Oktay Rifat ile Melih Cevdet, Ankara’da İzmir Caddesi’nde kıstırdıkları Nurullah Ataç’ı tekme tokat döverler.

Üstünden zaman geçer.  Melih Cevdet’in eşini pek sevdiği için evlerine gitmeyen Ataç, dayanamayıp evlerine gider. “Sen bir de benim evime mi geliyorsun?” deyip Nurullah Ataç’ı bir kez daha döver Melih Cevdet.

Karaca’nın kitabındaki belgelerden, 7 Kasım 1938 tarihli Akşam gazetesinde yer alan haberde sille tokat birbirine giren edebiyatçılar vardır.

Belgeye göre, İsmail Habip Sevük ile yakın zamanda arkadaşı olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Beyoğlu’nda bir lokantada karşılaşırlar. İsmail Habip’in “Edebi Yeniliğimiz” kitabı yeni çıkmıştır.

Ahmet Hamdi, kendisinin kitaba neden alınmadığını sorar. İsmail Habip; “Kitaba geçecek eseriniz olsaydı, sizden de bahsederdim” yanıtını verince tartışma kavgaya dönüşür.

Kendine hâkim olamayan Sevük, Ahmet Hamdi’ye sağlam bir tokat atar. O gece atılan tokat gazetelere taşınır, karikatürlere konu olur daha sonra.

BASTONUN GÜCÜ!

Arif Damar

Tepkisini bastonla gösteren yazarlardan biri Arif Damar, diğeri de Fazıl Hüsnü Dağlarca.

Arif Damar, 2006 yılında TÜYAP Kitap Fuarı’nda karşılaştığı eleştirmen ve yazar Feridun Andaç’a kendisine selam vermediği gerekçesiyle bastonla saldırır. Çevredekilerin araya girmesi ve Andaç’ın usta şairin yaşına hürmeten olay yerinden uzaklaşmasıyla sonuçlanır.

Ancak daha sonra bu olayın medyaya yansıması ve Andaç’ın bir köşe yazısı ile cevap vermesi üzerine kampanya başlatılır.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bastonu ise dönemin genç şairi Ayhan Bozkurt’un kafasına iner. Bozkurt ilk kitabının yayınlandığı günlerde bir de ödül alır ve kendini şair olarak tanıtır. Bir gün yayıncısı da olan arkadaşıyla otururken yoldan Dağlarca’nın geçtiğini görünce heyecanla fırlar; “Hocam merhaba, nasılsınız” diyor. Dağlarca kalın gözlüklerinin ardından ters ters bakıp; “Sen de kimsin” diyor.

Bozkurt “Şairim” dediği an kafasına iniyor baston. “Şair olmak kolay değildir. İyi şiir yazmakla şair olunmaz... S..tir git”, art arda indiriyor bastonu.

KEMAL TAHİR’İ METE TUNÇAY’IN ELEŞTİRİSİ Mİ ÖLDÜRDÜ!

Kemal Tahir

Kemal Tahir’in son gecesini kitabında şöyle anlatıyor: “Kemal Tahir’in 1960’tan itibaren yayımlanan her yeni romanından sonra yapılan saldırıların en sonuncusu yaşamına mal oldu”.

Karacanın anlatımına göre, 20 Nisan 1973 akşamı gazeteci Mehmet Barlas, Kemal Tahir’i Şişli’deki evine davet eder. Gecenin diğer konukları Mete Tunçay, İsmail Cem, Tuncer Arıklı, Ali Sirmen, Afşin Germen ve konukların eşleri.

Gecenin tartışması Kemal Tahir’in tartışmaların hep odağında olan romanlarındaki tarihsel gerçekler. Mete Tunçay, özellikle ‘Kurt Kanunu’ romanı üzerinden eleştirilerini yöneltir ve tarihi gerçekleri çarpıttığını iddia eder.

Kemal Tahir bütün bu eleştirilere cevap verir, ama rahatsızdır yapılan eleştirilerden. Eşiyle 22.30 sıralarında ayrılır Barlas’ın evinden. Eşi Semiha Hanım’ın doktora gitme teklifini reddederek evlerine dönerler. O gece sabaha karşı saat 05.30 sularında vefat eder.