İsrail, bir yandan Gazze’ye yönelik kara harekâtına başlayacağı yönünde kuvvetli mesajlar verirken, diğer yandan kendisine yönelik müdahaleleri caydırmak amacıyla deniz gücünü sahaya sürdü. İsrail Donanması’na bağlı denizaltıların, herhangi bir askeri müdahaleye karşı Doğu Akdeniz ve Basra Körfezi’ne sevk edildiği bildirildi. Bu denizaltılardan birinin nükleer başlık taşıdığı değerlendiriliyor.

İsrailli savaş muhabiri Doron Kadosh, İsrail Deniz Kuvvetleri’nin faaliyetlerine ilişkin bir bilgi notu paylaştı. “Akdeniz'de sadece Amerikan uçak gemileri konuşlandırılmıyor; İsrail’in denizaltı filosu da savaşın ilk gününden itibaren caydırıcılık faaliyetleri yürütüyor.” diyen Kadosh, filonun çeşitli senaryolara hazırlık yaptığını bildirdi. Savaşın başından bu yana Doğu Akdeniz’deki sondaj platformlarına çok sayıda roket atıldığını ileri süren İsrailli gazeteci, HAMAS’ın insansız deniz araçlarıyla saldırı girişimlerinin önlendiğini iddia etti.

SAVAŞ TAMTAMLARI

Kadosh’un paylaşımları, Yunan medyasının da dikkatinden kaçmadı. Ünlü Yunan gazete Pentapostagma, İsrail denizaltılarının sahaya çıkışını Türk Donanması’nın Doğu Akdeniz’deki tatbikatlarıyla ilişkilendirdi. “Bölgede Savaş Tamtamları” başlığını kullanan gazete haberinde, “İsrail denizaltılarının varlığı, tatbikat bahanesiyle Kıbrıs yakınlarına gönderilen Türk filosunun, savaşın tırmanması durumunda Gazze'ye olası bir müdahale planıyla ilgilidir.” denildi.

Türk güvenlik kaynakları da geçen gün yaptığı açıklamada, “Deniz Kuvvetlerimiz her zaman ve hiç kimsenin olmadığı kadar Doğu Akdeniz'de faaliyetlerine devam ediyor.” ifadelerini kullanmıştı. Türkiye, son yaptığı havadan bağımsız tahrikle çalışan Reis sınıfı ilk denizaltısı TCG Pirireis ile birlikte, toplam 13 denizaltıya sahip ve bu güç, Akdeniz'in en etkili denizaltı gücü olarak gösteriliyor.

NÜKLEER DENİZALTILAR DEVREDE

İsrail ve Türk Donanması’nın yanında ABD ve Rusya'ya ait denizaltıların da Doğu Akdeniz'de olduğu değerlendiriliyor. Uzmanlar, ABD'nin bölgeye gönderdiği uçak gemisi görev grubuna mutlaka denizaltıların da refakat ettiğini, ancak bunların isimlerinin açıklanmadığını belirtiyor. Ayrıca balistik füze atabilen Ohio sınıfı nükleer denizaltı USS Florida'nın da kısa süre önce Akdeniz'e girdiği bildiriliyor.

Rus Donanması'nın ise zaten Tartus Üssü'nde görev yapan denizaltısı bulunuyor. Buna ilaveten son günlerde İspanya açıklarında bir Rus denizaltısının görüntülendiğine yönelik haberler geliyor. Rusların bölgeye bir nükleer denizaltı gönderip göndermediği bilinmezken, bu ihtimal yüksek görülüyor. Rus denizaltıları, daha önce de Suriye'yi bombalamak üzere Doğu Akdeniz'e gönderilen İngiliz gemilerini önlemeyi başarmıştı.

ABD VE RUSYA YÜKSEK İHTİMAL DENİZALTINDA

Türkiye, Rusya, ABD ve İsrail denizaltılarının sahaya indiği bir dönemde, Mısır’ın da boş durmadığı anlaşılıyor. İsrailli gazeteciler, Mısır Silahlı Kuvvetleri'nin “savaş pozisyonu” aldığını yazarken, ordunun daha önce planlanmamış bir tatbikata başladığı bildiriliyor.

Yunan Pentapostagma ise bu gelişmeyi şöyle yorumluyor:

“Türkiye, Mısır ve İran’ın kriz bölgesine kuvvet kaydırmasıyla hızla bölgesel bir savaşa doğru gidiyoruz. Mısır Silahlı Kuvvetleri, İsrail ile HAMAS arasında tırmanan çatışmanın ortasında planlanmamış askeri tatbikatlar yapmaya başladı. Aynı zamanda İsrail Donanması da İran ve Hizbullah ile olası bir çatışmaya hazırlanmak üzere Ortadoğu'da bir denizaltı filosu konuşlandırıyor. Türk Donanması, Akdeniz MEB'i olarak adlandırılan bölgeye gemilerini çıkarıyor. Çünkü Türkiye, kendisini Dağlık Karabağ ve Suriye'den, Libya ve Irak'a kadar müdahale eden büyük bir askeri güç olarak görüyor. Öyleyse neden Ege ve Doğu Akdeniz'de olmasın?”

İSRAİL'İN NÜKLEER KABİLİYETİ

Aydınlık, 16 Ağustos 2023 tarihli “İsrail Donanması Agresif Büyüyor” başlıklı haberinde, İsrail denizaltılarına mercek tutmuştu. “Doğu Akdeniz'de ihmal edilebilecek bir deniz gücü iken son yıllarda silah kapasitesini asimetrik biçimde yükselten İsrail, donanmasına yeni platfomlar katmaya devam ediyor.” denilen haberde, şu bilgiler paylaşılmıştı:

“İsrail'in nükleer silaha sahip olup olmadığı konusu uzun yıllar tartışıldı. Ancak 19771985 yılları arasında Dimona Nükleer Santrali’nde çalışan Mordechai Vanunu, 5 Ekim 1986'da London Sunday Times gazetesine verdiği belge ve fotoğraflarla, İsrail’in nükleer silah geliştirip geliştirmediği hususunda süregelen tartışmalara son noktayı koydu. Bugün Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, İsrail’in 80 nükleer harp başlığına sahip olduğunu ileri sürüyor. Bir dönem ABD Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Colin Powell ise 200 rakamını telaffuz etmişti. Her ne kadar tam sayı bilinmese de, bugün İsrail'in Batı Asya'da nükleer güce sahip tek devlet olduğu genel bir kabul görüyor. İsrail ise bu kabiliyetini denizin altına indirme konusunda önemli çalışmalar yürütüyor. Bunun son örneği ise önceki gün Almanya'da denize indirilen INS Drakon denizaltısı oldu.

SIR DOLU DENİZALTI

“Ünlü deniz araştırmacısı H I Sutton, gelişmeyi Naval News'te kaleme aldığı bir makale ile duyurdu. Sutton, şu değerlendirmelerde bulundu: 'İsrail Donanması, denizaltı gücünün gizliliğiyle tanınıyor. Halihazırda kullanımdaki 5 adet DolphinI/II sınıfı denizaltının, nükleer başlıklı füzeler taşıdığı kabul ediliyor. Son denizaltı INS Drakon ise birkaç saat önce Almanya’nın Kiel kentinde sessizce denize indirildi. Denizaltının, yeni ve daha büyük füzelere sahip olduğu görülüyor.' INS Drakon'un devasa bir yelkene sahip olduğunu belirten Sutton, bu yelkenin gelişmiş yeni füzeleri içerebileceğini belirtiyor: 'Bu alana iki büyük füze silosu ya da daha büyük olasılıkla 48 küçük füze silosu yerleştirilebilir. Ayrıca nükleer silahlı olabilecekleri de makul bir varsayımdır. Büyük yelken için başka açıklamalar da düşünülebilir. Muhtemelen özel kuvvetler ekipmanıyla ilgilidir. Ya da otonom sualtı araçları, insansız hava araçları, dolanan mühimmatlar ve hatta bir kurtarma denizaltısı için hangar olabilir. Ancak bunların hiçbiri füze hipotezi kadar ikna edici değil.'

INS Drakon, yelkendeki yeni füzelerine ek olarak, pruvasında da dört adet ekstra torpido kovanı bulunduruyor. Bu ekstra tüplerin normal 533 mm torpido tüplerinden daha büyük olduğunu belirten Sutton, 'Bunların İsrail tarafından geliştirilen seyir füzelerine tahsis edildiği anlaşılmaktadır. Bu füzeler nükleer silahlı olabilir ve İsrail’in nükleer caydırıcılığının bir parçasını oluşturduğuna inanılmaktadır.' değerlendirmesini ekliyor. Araştırmacılar için nükleer harp başlıklı seyir füzeleri için hem torpido tüplerine hem de dikey fırlatma tüplerine sahip olmanın şaşırtıcı olabileceğini belirten Sutton, şöyle sonlandırıyor:

'Muhtemelen füzelerin bir seti konvansiyonel, diğeri ise nükleer silahlı olacaktır. Bu, nükleer caydırıcılığı korurken kara saldırı görevlerine de izin verecektir.'”

ABD'NİN JETLERİ GİRİT'E SIĞMADI

İsrailFilistin Savaşı'nın ardından bölgeye gönderdiği savaş uçakları Girit Adası'ndaki Suda Üssü'ne sığmayan ABD, Atina yönetiminden ek bir üs talebinde bulundu.

Yunan Open TV kanalının bildirdiğine göre Amerikalılar, Yunanistan'dan uçaklarını konuşlandırmak için Suda'nın yanında ikinci bir üs göstermesini istedi. Girit'teki uçak sayısında aşırı bir yoğunluk olduğu ve Suda'nın daha fazla uçak kabul edemeyeceği belirtilen haberde, ikinci üssün neresi olabileceği tartışıldı.

Haberde, Yunan F16M (Block 52+Advanced) uçaklarına ev sahipliği yapan 116 Avcı Kanadı'nın karargâhı olan Araxos Hava Üssü'nün ABD'ye tahsis edilme olasılığının yüksek olduğu belirtilirken, “daha iyi bir öneri” olarak da İsrail'e yakınlığı ile bilinen Rodos'un iki havaalanınının (Diagoras ve Maritses) ABD'ye tahsis edilmesi istendi. Yunanlar bu durumun, Türkiye'nin Oniki Ada'nın gayriaskeri statüsü konusundaki tepkilerini de fiilen geçersiz kılacak bir etki yaratacağı görüşünde.