Çağdaş Cengiz

Gerçek şu: Tohum toprağa dikildi ve çatladı. Sizin odun gördüğünüz çekirdekte gizli olan hayat filizlenecek. Göreceğiz...

Resmen ilan edildi: Aselsan Katarlı oldu.” Yalan olduğu çok basit bir biçimde ortaya çıkan bu haberi paylaşan Tiyatro Sanatçısı Levent Üzümcü’nün attığı “Çomarlar online mı?” tiviti sosyal medyada çokça paylaşıldı. Türk aydın ve sanatçılarının yalanla bu denli kolay aldatılabilmesinin naçizane bir örneğine daha tanık olduk. 

Yalan ortaya çıkınca kendisi tivitini sildi. Ancak yarım saat geçmeden attığı bir diğer tiviti silmedi. O tivitte “Bir grup köykent arasına sıkışmış zatı muhterem böyle istedi diye ne hale düştük. Gelir birileri düzeltir sonuçta ülkeyi, sonrasında onlar alaşağı edilir ve bu sefer de kasabakent arasına sıkışmışlar yer tüm kazanımları. Dönence.” yazıyordu. Yalan haberi paylaşarak, halkın bir bölümünü aşağılayan sanatçımızdan en azından bir özeleştiri beklerdik. Ancak kendisi “çomar” kısaltmasına bir açılım getirerek aynı tutumunu bu kez akademik (!) bir dille sürdürüyor. “Düştüğümüz hal”den şikâyet etmekle kalmayıp, bunun bir dönenceyle sonsuzluğa gittiğini ifade ediyor. Özetle diyor ki: Sorumlu halk, gelecek umutsuz!

'AŞIRI ÖZGÜVENLİ CAHİLLER'

Üzümcü’nün bakış açısı ve ruh hali sırf kendisine ait değil. Seçtiği safta yer alan diğer aydın ve sanatçılarla ortak bir bakış ve ruh söz konusu. Üzümcü’nün tivitinden bir gün önce atılan iki tiviti alıntılayalım. Yazar Ece Temelkuran paylaşımında şu ifadeleri kullanmış: Türkiye, aşırı özgüvenli cahiller tarafından kuşaklar boyu altından kalkamayacağı bir yıkıma sürükleniyor. Bir ülke göz göre göre kaybediliyor. Üzümcü’deki tutumun bir benzerini görüyoruz: “Aşırı özgüvenli cahiller” ve “Kuşaklar boyu yıkım”. Temelkuran’ın, Üzümcü’den farklı olarak Biden Tayfası’nın #HemenSeçim çağrısına vurgu yaptığını görüyoruz. 

Diğer örnek paylaşım ise Pelin Batu’dan bir Aziz Nesin alıntısı olarak #Dolar15TLyiGecti etiketiyle tivitlenmiş: “Aç bırak, itaat etsin, cahil bırak biat etsin.” Aziz Nesin. Aynı alıntının aynı gün çok sayıda Twitter kullanıcısı tarafından paylaşıldığını da not edelim. Aziz Nesin’in bu sözü söyleyip söylemediğini ise paylaşan hiç kimse kaynak belirtmediği için bilmiyoruz. Özellikle bugün hayatta olmayan çok sayıda isme atfedilen pek çok uydurma söz ortalıkta dolaştığı için temkinli olmakta fayda var. Ancak meselemiz sahibinden çok sözün kendisi. Bugün bu tivitin paylaşılma amacı Üzümcü ve Temelkuran ile aynı.

'BARBARLARA DUYULAN YOĞUN KÜÇÜMSEME'

Marks’ın ünlü sözünde Bonopart trajedisinden sonra gelen komedi kahramanı olarak tanımladığı Fransız İmparatoru III. Napoleon’un Cezayir doğumlulara Fransız Yurttaşlığı yolunu açmasını değerlendiren tarihçi Eric Hobsbawn’ın saptaması akla geliyor. 

“Gerçekte vazgeçilmesi gereken tek şey İslam’dı. Bunu yapmak istemezlerse ki çok azı böyle davranmıştı yurttaş değil bir teba olarak kalmaya devam ederlerdi. ‘Uygarlar’ın (ülke içindeki çalışan yoksul kitleleri de içeren) ‘barbarlar’a duyduğu bu yoğun küçümseme, bu kanıtlanmış üstünlük duygusuna dayanmaktaydı. Orta sınıfın dünyası herkese açıktı. O nedenle bu dünyaya girmeyenler, otomatik olarak onların mahkûm edilmesine neden olan bir kişisel zekâdan, ahlak gücünden ya da enerjiden yoksun insanlardı; ya da en iyi halde kalıcı biçimde sakatlanmalarına yol açan tarihsel ya da ırksal bir kalıt söz konusu olmalıydı, aksi halde fırsatlardan yararlanmaları gerekirdi.”(1)

Üzümcü’nün “Bir grup köykent arasına sıkışmış zatı muhterem”, Temelkuran’ın “Aşırı özgüvenli cahiller”, Batu’nun “Açlıkla itaat, cahillikle biat ettirilenler” olarak tanımladıkları halk kitlelerine bakışın 19. Yüzyıl hâkim sınıflarıyla nasıl örtüştüğünü görüyoruz. Tipik burjuva aydın kibrinin orta sınıf hülyaları, bu entelektüel ve sanatçıların ifadelerinde en kaba şekliyle hayat buluyor. Kendi ifadelerindeki tersliği düzelterek aktaralım. “Mutlak doğruları arasına sıkışmış bu zatı muhteremler”, “aşırı özgüvenli entelektüeller” için geniş halk kitleleri “basit emekçiler, aydın olmayan ahmaklar kümesi, yaratıcı entelektüellerin tanrısal buyruklarıyla felaketlerden kurtardıkları plastik şekilsiz kitle.”(2) olarak görülüyor. O halde, neoliberal sistemin çöküşünün yarattığı ekonomik bunalımın faturasını halk kitlelerine çıkarmak, yalan habere, kaynaksız alıntılara yaslanıp hakaret etmek serbest!

KARAMSARLIK DÖNENCESİ

Üzümcü’nün dönence ifadesiyle ortaya koyduğu geleceğe dair karamsarlık saçan, kurtuluşun imkansızlığını kanıtlama çabası ise gerçekten ibretlik. Marks’ın sözüne atıfla “Anlatılan Senin Hikayendir” adlı oyunda sahne alan bir sanatçının “ne hale düştü”ğüne bakın! Temelkuran, Batu ve diğerleriyle düştüğünüz çukurda bir karamsarlık dönencesindesiniz. Bütün tezleriniz çürüyen ve geberen “Atlantik Sistemi”nin içinde çırpınıyor. Durduğunuz yerde karamsar olmanız anormal değil. Ancak her şeye rağmen, sizi o karamsarlık dönencesinde bırakmaya da gönlümüz el vermiyor. Biz sizden bile umudu kesemiyoruz. Size Attilâ İlhan’ın kardeşine yazdığı mektuptaki satırları öneriyoruz. 

“Çalış, şimdi halkla temastasın, Onu dinle. Ve onu işle. Onu işliyorum diye bir takım havai şeyleri işleme. Halktan tiksinme. Eğer o adi ve bayağı ise bu onun kabahati değil. Adi ve bayağı olmayanların da insan olduğunu düşündün mü hiç. Onun kabahati değil. Kalbinin kanıyla yaz. Ve yaz. Yaşamak ve çalışmak demişsin. Evet! Yaşamak ve çalışmak.”(3)

Kalbinin kanıyla yazan, çalışan ve yaşayan aydın, halkı dinler, halkı işler. Ondan tiksinmez. Onda bir adilik ve bayağılık gördüğünde bile onda kabahat bulmaz. Görevine odaklanır: Kalbinin kanıyla yazmak, çalışmak ve yaşamak!

ODUN VE TOHUM MAHKUMİYETLERİ

Tarih boyunca devrimler kitlelere güvenin, karşıdevrimler ise kitlelere güvensizliğin kanıtı olmuştur. Devrimci, bu nedenle kitlelere güvenmeye mahkûmdur. Devrimcilikten azade olan entelektüel ve sanatçılar da karamsarlık içinde boğulmaya ve karamsarlık saçarak sisteme ve karşı devrime hizmet etmeye mahkûmdur. 

“Kayısı çekirdeği, bir yönüyle odundur; ama aynı zamanda yeni bir ağacın tohumunu barındırır. Halka güvenmek, bir kayısı çekirdeğini toprağa dikmek gibidir. O çekirdek, bir gün filizlenip ağaç olacak ve meyve verecektir. Halkı yeteneksiz görmek ise, kayısı çekirdeğini odun parçasıdır deyip çöpe atmak gibidir. O zaman çekirdeğin odun olduğu kanıtlanmış olur. Dolayısıyla kayısı çekirdeğinin, hayat kaynağı mı yoksa odun mu olduğu bütünüyle pratik bir sorundur ve kanıtlanması da pratiğe bağlıdır.”(4)

Kayısı çekirdeğinin odun olduğunu kanıtlama çabasında olan Üzümcü, Temelkuran ve Batu gibiler “aşırı özgüvenli cahiller”in kim olduğu sorusuna eylemli olarak yanıt veriyor. Çünkü tespitlerinin vardığı yer bizi yıkıma, ülkenin kaybına, sürekli kazanımlarının yendiği bir dönenceye prangalıyor. Halbuki prangaladıkları salt kendi bilinçleri. 

SİZ KORKULUK DA OLMAYIN

Türkiye, kendini Atlantik kafesine bağlayan prangaları kırmaya başladı ve kırmaya devam edecek. Belki prangaları kıran bir esirin sefil görüntüsü var üzerinde. Belki de prangaların kırıldığı yerde bilekleri kanlı. Ama yolu bağımsızlığa ve özgürlüğe doğru gidiyor.

Şu anki haline bakarak Türkiye’yi sefil görenler ondaki gizil gücü de ve birikimi de anlayamıyor. Dünyayı bugünkü haliyle kabul edenler artık mirastan yoksun kalıyor. Öte yandan ise yoksun bırakılmış olanlar miraslarını keşfediyorlar.(5) Türkiye İkinci Kurtuluş Savaşı’nda önemli mevziler kazandı ve kazanacak. Ekonomik Kurtuluş Savaşı’na ise yeni başlıyoruz. Bu pratik geniş halk kitlelerinde büyük bir uyanışı da tetikliyor. Üretici sınıflar müthiş bir dikkat ve hareket halinde. 

Günlük kısır siyasi görüngülerle hayata bakanlar, Erdoğan karşıtlığını yegâne pusula bilenlerin göremediği gerçek şu: Tohum toprağa dikildi ve çatladı. Sizin odun gördüğünüz çekirdekte gizli olan hayat filizlenecek göreceğiz. Su ve güneşle buluştukça yeşerecek. Prangalarından özgürleşip, toprağı işleyen halka katılın, su taşıyın desek de işe koşulacak dermanınız yok belli. Rıfat Ilgaz gibi “Korkuluk Ol”(6) desek güneşi engellersiniz. Ama hiç değilse gölge etmeyin başka ihsan istemez. 

DİPNOTLAR:  (1) Eric Hobsbawn, Devrim Çağı, Dost Kitabevi Yayınları, Mayıs 2020, 10. Baskı, s. 217 (2) Christopher Caudwell, Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler, Metis Yayınları, Metis 20. Yıl Özel Basımı, s. 21 (3) Attila İlhan, Kardeşime Mektuplar, Kaynak Yayınları. (4) Doğu Perinçek, Aydın ve Kültür, Kaynak Yayınları, Genişletilmiş 2. Basım, Mart 2002, s.47  (5) John Berger, Sanat ve Devrim, Yankı Yayınları, s. 171 (6) Rıfat Ilgaz, Aydın mısın? şiirine atıfla
Aydınlık