Mavi Vatan
13 Temmuz 2020 ( 112 izlenme )

Yunanistan, Ege, Akdeniz, Kıbrıs, Libya

"Türkiye yerel (bölgesel anlamında) bir süper güçtür. ABD’den sonra NATO’nun en güçlü silahlı kuvvetlerine sahip. Jeostratejik önemi çok büyük. Mülteciler konusunda da musluk Türkiye’nin elinde… Yunan halkı, Ege’nin tümünün Yunan denizi olduğuna inanıyor, zannediyor. Dolayısıyla bir Türk savaş gemisi bir adaya 6.5 mil yaklaştı mı ‘Burada ne işi var’ diyor. Yunan dış ve savunma politikalarındaki yanlışların önemli bir bölümü ise bilgisizlikten kaynaklanıyor...Türkiye ile müzakere yapmalıyız. Ancak, Türkiye ile eşit şartlarda müzakere masasına oturacağımızı zannediyorsak hiçbir şey başaramayız. Müzakere masasında tüm istediklerimizi kazanacağımıza inanıyorsak yanılıyoruz.."

EMEKLİ AMİRAL ANTONIS ANTONIADİS

Bu sözler, 2003-2005 yılları arasında Yunanistan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinde bulunan E. Koramiral Antonis Antoniadis’in 10 Şubat 2020 tarihinde Yunan haber sitesi militaire.org’a verdiği mülakattan alındı. Amiral Antoniadis 2020 Temmuz ayı başında bir Yunan televizyon kanalına verdiği mülakatta da aynı fikirleri savunmaya devam etti. Gergin bir ortamda, program yapımcıları ile moderatör beklentilerini karşılamayan Amiral, karşısındaki fanatik ve Türkleri küçük gören yorumlara aldırış etmeden pek soğuk kanlı bir şekilde özetle şunları söyledi. "Sorunuzu (Girit güneyine Türk sondaj gemisi gönderilirse ne olur?) anlayamadım, gemiyi batıracağınızı söylüyorsunuz, ama bizim o bölgeye sahip olduğumuzu belirttiğimiz bir münhasır ekonomik bölgemiz yok, ne hakla gemilerini batıracağız…Türkiye çıkarlarına bakıyor ve gerçekten de çok iyi gidiyor. Uluslararası hukuk çerçevesinde yapmak zorunda olduğu şeyi mutlaka yapıyor…Uluslararası hukukun bir amacı ve bir faydası vardır, en güçlü yasalara karşı bir set gibidir…Biz Makedonlardan güçlüyüz ve isim davasında onlara bizim yasalarımızı kabul ettirdik. Ve şimdi ise bize bunu Türkiye yapıyor. Tüm uluslararası anlaşmalar ve yasalar sadece dolgu, ayrıca uluslararası hukukun icra yöntemleri yoktur, kimseyi buna zorlayamazsınız. Uluslararası hukukun uygulanması için zorlayıcı bir mekanizma yok…” 

AKİL BİR AMİRAL

Emekli Koramiral Antonis Antoniadis ile 2005 yılı başında şahsen tanıştım. 20. Deniz Kuvvetleri Komutanı (Merhum) Oramiral Özden Örnek’in resmi davetlisi olarak Türkiye’ye gelmişti. O dönemde Tuğamiral rütbesinde Deniz Kuvvetleri Strateji Daire Başkanı idim.  24-28 Ocak 2005 tarihleri arasında gerçekleşen bu ziyarette kendisine Ankara, Gölcük ve İstanbul programı boyunca eşlik etmiş, beş gün boyunca fikirlerini dinleme ve yakın tanıma fırsatım olmuştu. Ziyaret, Amiral Örnek’in 2004 Ağustos’unda gerçekleşen Atina ziyaretinin karşılığında gerçekleşmişti. İki akılcı ve bilge komutanın tarihin o döneminde bir araya gelmeleri büyük bir şanstı. Ege’de mevcut son derece yakıcı sorunlara rağmen iki Amiral diyalog yolunu açık tutabilmişti. Amiral Antoniadis, son derece samimi, centilmen, evrensel kültüre hâkim ve aynı zamanda çok birikimli bir şahsiyetti. Babası da emekli bir Amiraldi. Ailesinin bir bölümü İtalyan asıllı olan Amiral, açık ve yenilikçi fikirlere sahipti. Özellikle kendi ülkesinde tabu sayılabilecek başta din, yani Ortodoks Hıristiyanlık kurumu ve Türk Yunan ilişkileri olmak üzere pek çok hassas konu hakkında cesurca fikirlerini söylüyordu. Laik bir dünya görüşü vardı. Bizans, Pan Helenizm, megali idea gibi hayalperest kavramların çok uzağında bir devlet adamıydı. Bu nedenle yıllar sonra emekliliğini takiben kilise tarafından kınandığını öğrendiğimde hiç şaşırmamıştım.

Yunanistan’da ruhban sınıfının iç politika ve toplum sosyolojisi üzerindeki etkilerine yönelik eleştirel fikirleri çok öğretici idi. Bireyler bazında gayet iyi işleyen Türk-Yunan ilişkilerinin, devletler ve hükümetler arasında da zamanla düzeleceğine ve normal seyrine gireceğine inanıyordu. Gerek Militaire sitesi gerekse geçen hafta televizyon kanalında dile getirdiği fikirleri Türkiye ziyareti sırasında tartışma fırsatı bulmuştum. Her iki mülakatta bu fikirlerinin değişmediğini gördüm. Türkler ve Yunanlıların pek çok ortak özelliklere sahip olduklarını; Akdenizliliğin ve birlikte 400 yıldan fazla yaşamış olmanın onları yakınlaştırdığına inanan biriydi. Yanında 700 kelimeden oluşan küçük bir sözlük getirmişti. Amiral Örnek ve bana bunu verdiğinde, söz konusu 700 kelimenin günlük Yunan dilinde kullanılan Türkçe kökenli kelimeler olduğunu söylemişti.

PROFESÖR HRISTOF ROZAKIS

Amiral Antoniadis gibi gerçekleri konuşmaktan çekinmeyen bir diğer Yunan şahsiyet Hukuk Profesörü Hristos Rozakis’tir. Bu ayın başında uzaktan katıldığı bir röportajda sunucu ile aralarında şu tartışma geçiyor. Sunucu: ‘’Yani şu an 12 mile genişletme yanlış mı olur?’’ Rozakis: ‘’Yunanistan’ın şu an 12 mil karasuyu ilan edecek kapasiteye sahip olmadığını anlamanız lazım.’’ Meis ile ilgili bir soru üzerine Rozakis: ‘’Sanırım sen Meis’e kafayı takmışsın. Türkiye’nin kıyıları uzun ve daha geniş kıta sahanlığı çizme hakkı var.  Ayrıca Meis Türk sahillerine daha yakın.’’ Profesör bu sözlerinden 2 gün sonra hükümete bağlı Yüksek Bilim Konseyinden ihraç edildi ve medyada aleyhinde linç kampanyası başlatıldı. Fazla söze gerek yok herhalde.

PROFESÖR DİMİTRİ KİTSİKİS

Akiller arasında 1960’tan beri, Türk-Yunan Konfederasyonu fikrinin teorisyeni Ünlü Yunan Türkolog Ordinaryüs Profesör Dimitri Kitsikis’i de anmadan geçmeyelim. O da 2019 yılında verdiği bir TV mülakatında şunları söylemişti: ’Türkiye söz konusu olduğunda büyük bir hata yaptığımızı anlamadıkça sorunlarımızın çözüm şansı yok. Aslında biz değil, batılılar 1821’de bu küçük devleti kurmak için bizi tuzağa düşürdüler...1923’te biz 7 milyon nüfusa sahipken Türklerin 11 milyon nüfusu vardı. Bugün bizim 11 milyon olduğumuzu ve Türkiye’nin 81 milyon olduğunu milyonlarca kez söyledim. Yani ne olmasını bekliyorsunuz? İşe yaramaz, tamamen çökmüş durumdayız geri savaşabilecek durumda mıyız?

UMUT VERİCİ SÖZLER

Yukarıda örneklendiği üzere komşumuzda akil insanların varlığının bilinmesi gelecek açısından umut vericidir. Gerçekte Yunan medyası mevcut siyasetin ruhunu çok güzel yansıtıyor. Her üç programda da spikerler Pan-Helenist şartlanmayı temsil ediyor. Yani hayal dünyasını. Ancak gerek amiral ve gerekse iki profesör gerçek dünyayı da biliyor, Pan Helenist şartlanmayı da. Ancak gerçekler acı da olsa bunu savunmaktan çekinmiyorlar. Avrupa’nın Galileo ve Bruno sicilleri göz önüne alınırsa dilerim bu ikazlardan sonra gerçekçiler, Rozakis’in başına geldiği gibi medyada linç edilmezler. Dilerim bu ikazlardan Yunan devlet mekanizması ders çıkarabilir.

YÜZLEŞME ZAMANI

Yunanistan’ın 21’inci yüzyıl Türkiye dinamikleri ve gerçekler ile yüzleşmesi gerekir. Türkiye ile müzakere masasına oturmayı kabul etmelidirler. Haksız bir şekilde her şeyi istediklerinden kaybedeceklerini bilmelerine rağmen, bu gerçeği kabul etmeleri gerekir.  Eğer bu yüzleşmeyi yapmazlarsa, Ege ve Doğu Akdeniz’deki barış ortamını bozma sorumluluğu onlara ait olacaktır. Hem uluslararası hukuka vurgu yapıp hem Türkiye’nin deniz çıkarlarını yok sayacak oldu bittilere izin vermemizi beklememeleri gerekir. 1577 km güney kıyı uzunluğuna sahip Anadolu’nun kıta sahanlığı karşısına 20 km. kıyıya sahip Meis Adasını çıkaramazsınız. Ege Denizinin açık deniz alanlarını ve kıta sahanlığını karasularınızı genişleterek Türkiye aleyhine küçültemezsiniz.  Denizciliği sadece Yunanistan’a ait bir ayrıcalık olarak gösteremezsiniz. EGAYDAAK statüsündeki 152 ada adacık ve kayalığı ilelebet sahiplenemezsiniz. Güney Kıbrıs Rumlarının boyundan çok büyük emrivakilerini kabullenmemizi bekleyemezsiniz. Mavi Vatanımızdan 150 bin km kare alanı gasp etmenizi onaylamamızı bekleyemezsiniz.

YEREL DENGELEME SİYASETİ

Hegemonyanın el değiştirme sancılarının başladığı; Tek kutuplu düzenin çok kutuplu yeni dünya düzenine evrildiği günleri yaşıyoruz. ABD-Çin rekabetinin geldiği noktayı 1945 sonrası tarihte ilk kez 3 Amerikan uçak gemisinin batı Pasifik bölgesinde konuşlanmış olmasıyla gösterebiliriz. ABD’nin Hindistan’ı Çin aleyhinde kışkırttığı, sınır çatışmalarının yaşanmış olduğu şu günlerde Çin’in dikkatini Güney ve Doğu Çin Denizinden, Hindistan’a çekmenin gerileyen bir hegemon için dengeleme siyaseti (Offshore Balancing) olduğunu söyleyebiliriz. (Kendi gücünü kuvvet çarpanı olarak kullanıp bölgesel güçleri birbirine düşürmek.)

Benzer uygulamayı Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’de de yapmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Doğu Akdeniz Deniz Yetki alanları krizi ve kukla Kürt Devleti oluşum sürecinde -Atlantik çizgisinden çıkan- Türkiye üzerine Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır ile bölge dışından Fransa’nın sürülmesi; Emperyalizmin jeopolitik ve enerji vizyonunda Libya’da yeri olmayan Türkiye’yi destekler görünerek Fransa ve Rusya’yı dengelemek için sahada kullanmak; Türkler sınırı aşarsa Mısır, BAE ve Fransa gibi devletleri üzerine sürmek. Bölgesel aktörlükten, bölgesel güç aşamasına geçen Türkiye’nin bu tuzaklara düşmeden siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik gücünü akılcı şekilde kullanması gerekir.

AĞIRLIK MERKEZİ NE OLMALI?

Türkiye, bölgesel güç olarak Doğu Akdeniz’de hegemonyanın kurgusuna karşı çıkmaktadır. Bu stratejik süreçte dolaylı tutum stratejisi esas olmalıdır. 21. Yüzyıl jeopolitiğimizin şekillendiği süreçte deniz gücünün kullanımında ağırlık merkezi Doğu Akdeniz olmalıdır. Ege Denizinde Lozan dengesinin korunması, bu çerçevede karasuları, hava sahası, kıta sahanlığı ve benzeri sorunlar ile EGAYDAAK statüsündeki ada adacık ve kayalıklar sorununun müzakere yolu ile çözümü için her yol denenmelidir.  Bu kapsamda silahsızlandırılma koşulu ile egemenliği Yunanistan’a devredilen adaların durumu BM Güvenlik Konseyi nezdinde gündeme getirilmeli; Türkiye ise, EGAYDAAK statüsünde gördüğü ada adacık ve kayalıkları dünyaya resmen deklare etmelidir.

Diğer taraftan Libya’da Türkiye’nin Ulusal Mutabakat Hükümetine verdiği destek sadece Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarımızın korunmasına değil, Türkiye’nin Akdeniz’deki yeni jeopolitik konumlanmasına da hizmet edecektir. Libya üzerinden sağlanacak bu konumlanma Kuzey Afrika ve genelde Afrika ile ilişkilerin gelişmesine katkı sağlarken Türkiye ile İtalya’nın yakınlaşmasına da hizmet edecektir. Türkiye, toplu katliamlar yapan Hafter güçlerinin Trablusgarp’ı işgalini önleyerek en azından İtalya’ya yönelik yeni bir göç dalgasının da önüne geçmiştir. Şüphesiz Libya üzerinde Türk İtalyan iş birliğinin sağlam temeller üzerinden gelişmesi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı artan Fransız ve Mısır düşmanlığını dengeleyecektir. Son tahlilde Libya’da Rusya ile ilişkilerin Astana sürecine benzer bir formata oturtulması da aynı derecede önemlidir. Türkiye ve Rusya birbirlerine rağmen ne Suriye’de ne Libya’da kesin sonuca varamazlar. Aralarındaki çelişki ABD tarafından kolayca dengeleme (offshore balancing) amacıyla kullanılır.

Hindistan’ın Çin ile olan ilişkilerinde düştüğü tuzağın benzerinin, Akdeniz’de Türkiye ve Rusya arasında yaratılmasına izin verilmemelidir. Bu kapsamda içinde bulunduğumuz bu karmaşık ve son derece tehlikeli konjonktürde Ayasofya'da ibadet konusunun gündeme getirilmesini yanlış olduğunu belirtelim.

Yazımızı bitirmeden KKTC’ye de dikkat çekmemiz gerekir. KKTC’nin Ekim ayında yapılacak yeni Cumhurbaşkanlığı seçimlerine maalesef ulusal çıkarları savunan cephenin dağınık şekilde hazırlandığını görüyoruz. Diğer taraftan Türkiye karşıtı GKRY’e müzahir siyasi partiler, Akıncı ile seçime gidiyor. Oylar böyle giderse maalesef ulusal cephe oyları bölünecek. Eğer Akıncı tekrar seçilirse federal çözüm süreci tekrar gündeme gelecek ve Annan Planı felaketine benzer yolun taşları döşenecektir. Doğu Akdeniz’de KKTC’nin bağımsız varlığı olmadan atacağımız her adım boştur. Doğu Akdeniz’de mevcut durumu sürdürebilmek için en büyük jeopolitik güvencemizin, KKTC ve Cumhuriyet Donanması olduğu unutulmamalıdır.

Not: 25 yıl önce Srebrenitsa katliamında hayatını kaybeden Bosnalılara Allah'tan rahmet, Bosna halkına başsağlığı diliyorum.

KİTAP TAVSİYESİ: Merhum Metin Aydğan’ın son kitabı İnönü yakın tarihe belgelerle ışık tutuyor

Bunlar da İlginizi Çekebilir