ERCAN DOLAPÇI

Mütarekeden sonra, 13 Kasım 1918 günü başkent İstanbul ve ardından Anadolu’nun en önemli kenti İzmir 15 Mayıs 1919 günü işgal edildi. 9 Eylül 1922 günü de kurtuldu. İzmir’in işgali herkesin yüreğinde ayrı bir acı bıraktı. Anadolu sarsıldı. Acı ses Erzurum, Hakkâri ve Mardin’den bile duyuldu. Oralardan gelen telgraflarda yüreği Türkiye için çalanlar “bunu kabul etmeyiz” dediler. Protesto ettiler. Bununla da kalmadılar silahlandılar! Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Eylül 1922’de ordulara yayımladığı emir, “İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” diyerek İzmir’i gösterdi. İzmir’e ilk giren subaya kılıç hediye edildi. İşte bu anlamlı olayı İzmirli bir akademisyenle konuştuk. İzmir’in kurtuluşu üzerine kitapları olan Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Arı, ertesi günü hastaneye gidecek olmasına rağmen bizi kırmadı ve kıymetli zamanını ayırdı… Geçmiş olsun diyor ve sözü ona bırakıyoruz:

'DİRENİŞ RUHU TETİKLENDİ'

  • İzmir’in işgal edilişinden sonra İzmir’de olan bitenler hep merak konusudur. İşgalciler için bu dönemi, rahat bir dönem sayabilir miyiz?

İşgal, işgale uğrayan toplum için acı bir olaydır. Ancak işgalcilerin işleri de çok kolay oldu denilemez. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali çok kanlı oldu. Binlere varan insan kurşunlandı, süngülendi; genç yaşlı denilmeden insanlar yerlerde sürüklendi. Böylece işgalcilere karşı elbette bir nefret duygusu oluştu. Bu da yanında işgal edenler için zorluklar getirmiştir.

Direniş oldu mu? Elbette oldu. İzmir’in çevresine doğru işgal yayılınca ilk direniş Ödemiş’te gerçekleşti. Ödemiş'te ilk kez adına Kuvay-ı Milliye dediğimiz yapı ortaya çıktı. Ve bu adamlar Yunan ordusuna açıkça meydan okudular. İşgale devam ederseniz, silahla direneceğiz dediler. Dediklerini de yaptılar. Sonra işgale karşı direnişi yalnız Ödemiş’te değil, Tire’de, Bayındır’da da görüyoruz. Ve bu havaliden ta Alaşehir’e, Uşak’a kadar uzanan geniş çaplı direniş hareketine odak olmuştur bu yerler. Bir de şunu bilmeliyiz. 15 Mayıs 1919 günü İzmir işgal edilirken, Türkler yeterince örgütlenmiş değillerdi ve başlarına ne geleceğini bilmiyorlardı. Ancak zaman geçtikçe, acı olaylar yaşandıkça bir bilinç gelişti ve bu da direniş ruhunu tetikledi. Sonra İzmir’de bir Müdafai Hukuk çalışması var. Bir tür yer altı faaliyeti bu. Anadolu’da direniş başladığında, bu direnişle kol teması içinde bulunan; bu harekete silah, adam ve para sağlamaya çalışan bir oluşum.

İzmir’in işgali...

İLK KURŞUN OLAYI

  • Bazı kaynaklarda İzmir’in işgalinde ilk kurşunun atılmadığı hatta ilk kurşunun Yunanlar tarafından Sarıkışla’ya atıldığı ileri sürülüyor. Atatürk’ün Nutuk’unda Hasan Tahsin ismi bile geçmiyor. Kâzım Karabekir'in “İstiklâl Harbimiz” eserinde “biri çıkıp da bir kurşun atamadı” şeklinde eleştirileri var.

İlk kurşun olayı hep tartışılmış bir konudur. Olayın üstünde kimi gölgeler olduğunu itiraf etmeliyiz. Önce doğrular üzerinden giderek yanlışları eleyelim. İlk kurşun var mı, işgal günü İzmir’de? Evet var. Ve o kurşun, Yunan sancaktarını öldürmüştür; yani işgal güçlerinin en önünde yürüyerek, Yunan bayrağını taşıyan efsun askerini… Pekâlâ, Hasan Tahsin diye biri var mı? Evet var; Hukuk-u Beşer gazetesinin sahibi ve başyazarı. Üstelik Hasan Tahsin bir gün önce Yunan gazeteci Mihail Rodas’la görüşmüş ve eğer bir işgal olacaksa ilk direnen kişinin kendisi olacağını da söylemiştir. O gün Hasan Tahsin öldürüldü mü? Evet, öldürüldü ve hatta ölüsü günlerce Kordon’da kaldı. Ancak ilk kurşunu İzmir’de Hasan Tahsin mi attı? Birçok kişiye göre evet, o attı; birçok kişiye göre de hayır o atmadı. Başka isimler ortaya konuluyor bu noktada. O gün öldürülen yurtseverlerden söz eden kaynaklar, Hasan Tahsin’in adını da öldürülenler arasında saymakla birlikte, en erken tarihli kaynaklarda ilk kurşunun onun tarafından atıldığına ilişkin bir kayıt yoktur. 1930’larda ilk kez ilk kurşunun Hasan Tahsin tarafından atıldığını belirten kaynakları tek tek görüyoruz. Ama o dönemdeki istihbarat raporlarında ilk kurşunu atan kişi olarak onun adı geçmez. Bunun da bir gerekçesi olabilir; o da şudur: Bir işgal oluyor, sonra birisi silah çekiyor ve o silahın patlaması yüzlerce insanın ölümüne neden olan kargaşayı da tetikliyor. Doğal olarak devletler bu olayın nedeni olarak birbirlerini suçluyorlar. Osmanlı Hükümeti Yunanları sorumlu tutmuştur. İzmir’de gözü olan İtalyalar da bu görüştedir; buna dönük olarak işgal günü İzmir’de olan Kont Sforza’nın görüşleri var. Yani ilk kurşun olayı ülkelerin birbirlerine karşı siyaset oluşturma çabası içinde bir parça gürültüler arasında kalmıştır.

TEMELİ ULUSA DAYANAN ÖRGÜTLENME

Bir de şunu belirtelim: İzmir olaylarına gelmeden önce, Anadolu’da işgallere karşı direnişler olmuştu. Birileri ilk kurşunun Hatay Dörtyol’da atıldığını söylüyor, bir kısım da Ayvalık’ta Ali Çetinkaya’nın başlattığı direnişe gönderme yapıyor. Oysa bunlar neyi değiştirir? Belki simgesel değeri var bu bilgilerin; ama genel olarak Anadolu’da işgallere karşı bir direniş ruhu gelişmektedir ve bu olaylar da bunu tetiklemiştir.

  • İzmir’in kurtuluşuna kadarki İstiklâl Harbimizi safha safha nasıl değerlendirirsiniz? Bunu nasıl kıymetlendirebiliriz?

Bir kere Milli Mücadele, bir görüşe göre 19 Mayıs 1919 günü Atatürk’ün Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basmasıyla başlamıştır. Hatta Atatürk’ün kendisi de bu görüştedir. Bir kısım görüş sahipleri de 15 Mayıs 1919 gününü mücadelenin başlangıcı olarak görür. Daha değişik olayları önceleyenler de var. Ama o ya da bu olsun; bu ilk aşamada öncelikli olarak halkın tehlikeden haberdar edilmesi, temeli ulusa dayanan bir örgütlenme sürecinin ortaya çıkışı muhteşem bir aşamadır. Burada zaten Mustafa Kemal Paşa’nın dehasını görüyoruz. Sonraki aşamada Sevr’i kabul ettirmeye çalışan Yunan Ordusu’nun ilari harekâtıdır. Buna karşı önce Kuvay-ı Milliye’nin kuruluşu ve direnişi, toplanan kongreler ve alınan kararlar; ardından önce Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve nihayet düzenli ordunun kuruluşu…

HER AŞAMASI DESTAN

Derken cephe savaşları… Birinci İnönü ve İkinci İnönü savaşlarında düzenli ordu kendi varlığını hissettirmiş ve başarılar da elde etmiştir. Ardından Eskişehir Kütahya savaşları geliyor. Üstün düşman güçleri karşısında Türk ordusu kanlı muharebeler vererek çekilmek zorunda kalmıştır. Bir süre sonra da Sakarya’nın doğusunda meydan muharebesi verilerek, Yunan Ordusu çekilmeye zorlanmıştır. Çok kanlı bir savaştır bu. Ardından da biliyorsunuz, kesin olarak düşman ordusunu imha etme düşüncesi üzerine planlanmış Büyük Taarruz'u görüyoruz. Gerçekten de bu başarılmış ve 26 Ağustos’ta başlayan Türk taarruzu, 30 Ağustos 1922 günü Başkumandanlık Meydan Muharebesiyle Yunan Ordusunun büyük ölçüde imha edilmesiyle sonuçlanmıştır. Sonunda 9 Eylül günü Türk süvarilerinin Belkah ve üzerinden İzmir’e girişleri ve Hükümet konağına Türk bayrağının çekilişi… Bütün bu aşamalar aslında büyük bir destanın, bir bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin önemli adımlarıdır.

BÜYÜK PLAN BOZGUNA UĞRADI

  • İzmir’in kurtuluşunun Türk Devrimi içinde anlamı nedir?

Bana göre İzmir’in kurtuluşunun, yani 9 Eylül gününün en büyük anlamı şudur: İşgal bu noktadan, yani İzmir’den başlamıştı. Sonra bütün yurda yayıldı. Ve 9 Eylül günü Türk ordusu işgali bu kentte sonuçlandırdı. Yani işgal burada başladı ve burada bitti. Düşman ordusu denize döküldü. Kalıntılar canlarını adalara zor attılar. Bu yalnız Türk tarihini değil, dünya tarihini de değiştiren büyük bir olaydır. Neden? “Doğu Sorunu”nu bilirsiniz; Türkler’i önce Avrupa’dan ardından da Anadolu’dan atmayı amaçlayan büyük bir plan… Bu plan parçalanmış ve emperyalizm bozguna uğratılmıştır. O nedenle 9 Eylül günü biz Türkler’in çok önemli bağımsızlık ve özgürlük günlerimizden biridir, dolayısıyla bayramdır.

  • İzmir’in kurtuluşu sırasında yaşanan ilginç bir olay var mı?

Buhara’dan gönderilen ve İzmir’e ilk girecek olan fatihe Buhara Hükümeti tarafından vaad edilen, Mustafa Kemal Paşa tarafından da orduya duyurulan Timur’un kılıcı öyküsü… Bu kılıç, Sakarya Savaşı’nın kazanılması üzerine Buhara’dan gönderildi. Emir Timur’a ait bir kılıç olduğu söyleniyor. Ve Ankara’ya gelen Buhara heyetinin elinden bu kılıcı bizzat Mustafa Kemal Paşa aldı. Sonra da çıktı Meclis'te bir konuşma yaparak, bu kutsal kılıcın anlamını anlattı. Bu kılıcın İzmir’e ilk girecek fatihe vaad edilmesi Türk subayları arasında büyük bir heyecan yarattı. Düşünebiliyor musunuz? İzmir’e ilk giren siz olacaksınız; hem de Timur gibi büyük bir Türk hükümdarının İzmir’i Türk yaparken kullandığı kılıcı, tarihin en büyük komutanlarından Mustafa Kemal Paşa’nın elinden alacaksınız. Bir anlamda tarihe adınızı yazdıracaksınız. Kılıcı almak Yüzbaşı Şerafettin Bey’e nasip olmuştur. Bu konu ile ilgili bir kitap yazdım, makalelerim var, birçok program da gerçekleştirdik; oralarda anlatıldı hep. Bu kılıcı almaya hak kazanan Yüzbaşı Şerafettin’in kendi el yazılarıyla o güne dair notlarını yayınladım ayrıca. Bana göre bu olay çok önemlidir; çünkü bu büyük tarihsel olayı tarihin başka dönemlerinde gerçekleşmiş büyük olaylarla bir kompozisyon içinde birleştirir. Bunu söylemek isterim.

  • Sayın Hocam, çok teşekkür ederiz.