1 yıl içinde 385 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Salgın yerli aşının önemini güçlü şekilde hatırlattı. Hastanelerdeki mücadele bu kez köylere, mahallelere taşındı. Sağlık ordusunun neferleri hızla aşı yapabilmek için kilometrelerce yol yürümekten çekinmedi
Seda Anık-Özlem Konur Usta

1 yıl içinde 385 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Salgın yerli aşının önemini güçlü şekilde hatırlattı. Hastanelerdeki mücadele bu kez köylere, mahallelere taşındı. Sağlık ordusunun neferleri hızla aşı yapabilmek için kilometrelerce yol yürümekten çekinmedi.

Türkiye’de ilk Kovid-19 vakasının Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanmasının üzerinden tam bir yıl geçti. Türkiye ilk vakanın görülmesinden yaklaşık üç ay önce bilim kurulunu topladı. Mücadele bilim kurulu önderliğinde yürüdü. Parolamız, “maske, mesafe, temizlik” oldu. Bir yıl içinde maske ile yaşamayı, bizim için çok zor olsa da sevgimizi sarılmadan göstermeyi öğrendik. Nineler, dedeler torunlardan uzak kaldı. 29 bin 160 canımızı kaybettik, 2 milyon 807 bin insanımız, Kovid-19’a yakalandı, ölümün kıyısından döndü.

İşimizden olduk, evlere kapandık. 18 milyon öğrencinin eğitim hayatı sekteye uğradı. Hepimiz özveri ile elimizi taşın altına koyduk. Ama en çok mücadelenin ön cephesinden kayıp verdik.

Kovid-19’la mücadelede en büyük kayıp ön cepheden geldi. Hekimler, hemşireler günlerce ailelerinden uzak kaldı. Diş hekimleri, gece gündüz filyasyon çalışmalarına katıldı. Çok sayıda sağlık çalışanı Kovid-19’a yakalandı. Sağlık ordusu 24 saat esasıyla aralıksız çalıştı. Bir kişiyi daha kaybetmemek için 6 saatte bir 15 dakika mola verebilen fedakar sağlık çalışanları canlarını kaybetti. Türk Dişhekimleri Birliği’nin yaptığı açıklamaya göre, bir yıl içinde 385 sağlık çalışanı aramızdan ayrıldı. Binlerce hekimin yetişmesinde emeği olan Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu, Prof. Dr. Murat Dilmener ve Prof. Dr. Feriha Öz’ün adları can veren sağlık çalışanlarının anısına üç büyük hastaneye verildi. Hastanelerde yoğunluk azaldı ama sağlık ordusunun görevi sona ermedi. Sağlıkçılar bu kez, dağ tepe, kar kış demeden aşılama için harekete geçti.

BAŞKA ÜLKELERLE KARIŞTIRMAYIN

Dr. Alpay Genç virüse ilk yakalanan hekimlerdendi. Dr. Genç, görevli olduğu serviste virüsü kaptı. Tedavi oldu, cepheye geri döndü. Genç, “Türkiye bu pandemiden güçlenerek çıkacak kimse Türk doktorlarını başka ülkelerin doktorları ile karıştırmasın” demişti. Genç, bir yılın sonunda salgınla mücadelede gelinen noktayı Aydınlık’a anlattı: “Pandemi mücadelesi ufak tefek eksikliklerine rağmen dünya geneline göre çok çok başarılı gidiyor. Dünyanın süper ülkeleri denen ABD, İngiltere, Avrupa’nın ortasında sağlık sistemi çuvallarken, Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinden gelen bilinciyle, sağlık ordusu özveri ile cana başla çalışıyor. Çok ciddi başarılara imza attı. Sağlık ordusunun evlere kadar gidip, köylere gidip insanları aşılaması çok önemli. Anadolu’da arkadaşlarım var sürekli fotoğrafları geliyor. Köy köy dolaşıyorlar. Dağ tepe dinlenmeden o koruyucu elbiseleri ile dolaşıp yaşlılarımızın aşılarını yapıyorlar. Evet yorulduk, ama bu işi biz yapacağız başka kim yapacak?”

‘GURUR DUYUYORUZ’

Cumhuriyetçi Hekimler İkinci Başkanı Dr. Hikmet Çevik de salgınla mücadelede sağlık çalışanlarına büyük görev düştüğünü söyledi: “Gururla söylüyoruz bir yıl boyunca sağlık çalışanları toplum için özveri ile yılmadan çalıştılar. Bu arada kayıplar oldu… Ama ısrarla çalışmaya ve yaraları sarmaya devam ettiler. Bu süreçte emekçiler de canlarını tehlikeye atarak çalışmaya devam ettiler. Sağlık emekçileri de her an ve her daim onların yanında oldu, yaraları sardı. Kahramanlar aslında neredeyse tüm çalışanlar. Onların önünde de sağlık çalışanları. Başarılı bir sınav verdik. Bu başarıyı karalamaya çalışanlar oldu. Üzülerek söyleyeyim, TTB, bu pandemide bozgunculuğun başını çekti. Topluma açık bir aşılama çağrısı yapamadı, yapmadı. Alınan bütün tedbirleri karalamayı tercih etti. Bu da mevcut Tabipler Birliği yönetiminin siyasi duruşu ile ilgili. TTB sadece felaket tellallığı ve bozgunculuk yapan bir yönetim olarak ortaya çıktı.”

AŞI ÜRETİM POTANSİYELİ OLUŞTU

Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan

Türkiye de salgın yönetiminde diğer ülkelerle birlikte epidemiyoloji açısından yanlışlar yaptı. Epidemiyologların bilim kurulunda olması gerekirdi. ABD’de de bu böyle oldu. Yaz aylarında salgının biteceği söylendi ama öyle olmadı. Yanlış öngörülere inanıp 1 Haziran’da birden bire normalleştik. Ölü sayısı arttı. “Yüzde 90 vaka belirti vermez, tarama testi yapılmadan salgını önleyemezsiniz” demiştim. 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı kondu. Uygulaması son derece zor bir şekilde insanlar evlerine hapsedildi. Bu insanlara özel, alan ve zaman yaratılması gerekiyordu. Okulların açılması için tarih verilmesi doğru bir yaklaşım değildi, tarama testi yapılması, test pozitifliği gibi ölçüler konup buna göre hareket edilmeliydi. Türkiye hastalarına yatak buldu, kimse dışarıda kalmadı. Ama salgının önünü kesemedik. Çin, sert önlemler aldı, ekonomisi olumsuz etkilenmedi. Şimdi vaka sayısını kontrol edebilmiş ekonomisi tıkır tıkır yürüyen ve insanların özgür davranabildiği tek ülke. Salgınla birlikte Türkiye’de aşı üretim potansiyeli oluştu. 80’lerden beri konuştuğumuz milli aşı ile ilgili adımlar atıldı. Sarılıp öpüşmeyi kültürümüzden çıkarmamız gerektiğini gördük. Dünya Sağlık Örgütü ile salgının yönetilemeyeceği görüldü. Sağlık alanında yaptırımı olan bir örgüte olan ihtiyaç ortaya çıktı.

BİLİM KURULU GÜVEN VERDİ

Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan İnci

Üç dönem yaşadık. Birincisi,11 Mart- 1 Haziran… Koronavirüs salgın yönetiminde bilinen bütün stratejileri neredeyse ters yüz etti. Toplum kaynaklı, solunum yolu ile bulaşan bir virüs ve hastalıktı. Üstelik kuluçka süresi iki hafta gibi uzun, hastalık süresi de bir o kadar uzun. Bütün bu sürelerde virüsün insandan insana kolayca bulaşıyor olması kontrolü zorlaştırdı. 1 Haziran 2020’de ikinci döneme girdik. Sıkı karantina uygulamaları kaldırıldı. Şehirlerarası seyahatlere izin verildi. HES kodu, danışma hatları, VEFA grubu, yardımlaşma grupları güzel uygulamalardı. Ne çare ki virüs durmak bilmiyordu. Sağlık yetkililerin sayısal raporları şeffaflık açısından tartışma konusu oldu. Kasımdan 1 Mart’a kadar geçen dönemde ise kırsaldan şehirlere dönüş başladı. Hastaneler doldu taştı. Aşı acil kullanım onayı aldı. 1 Mart’ta kontrollü yeni sosyal hayata adım attık. Bilim kurulunun oluşturulması güven verdi. Test sayıları artırıldı. Filyasyon ekipleri kurulması ve izolasyon karantina uygulamaları olumlu adımlardı. Yeni hastanelerin açılması, olgu ve bildirim ağının kurulması, izlenmesi ve Sağlık Bakanının bizzat her akşam bildirimde bulunması olumlu uygulamalardı. Risk grubunda olan 65 yaş ve üstü zor günler yaşadı. Türkiye’nin salgın yönetimini değerlendirirken gelişmiş ülkelere göre göreceli bakılmalı. Bu bağlamda başarılı sayılır. Virüssüz günler uzak değil.

İLK VAKA ÇAPA’DA

Türkiye’de ilk Kovid-19 vakası 11 Mart’ta İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde teşhis edildi. Hasta, izole edilerek Enfeksiyon Hastalıkları Servisi’ne yatırıldı. Çapa aylar sonra Brezilya varyantının ülkemizdeki tek olgusunu da teşhis edecekti. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy’la konuştuk.

“Kovid-19 kuşkusu çok yüksekti. İzolasyon önlemlerini aldık. Tanı konması için işlemler yapıldı. O sırada bu kadar yaygın bir hastalıkla karşı karşıya kalacağımızı düşünmüyorduk. Önlem aldık, enfeksiyon hastalıkları servisine yatırdık. Sonradan hastalık yayıldı, salgının boyutları büyüdü ve bina tahsis etmek gerekti. İlk vakaya teşhis kondu. Sağlık Bakanlığı’na bildirdik. Sağlık Bakanlığı başka bir hastaneye transfer edilmesini istedi. Hasta Haseki Hastanesi’ne nakledildi. Sonra başka hastalar da gelmeye başladı. İkinci hastamız da Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu oldu. Uzun süre yoğun bakımda takip ettik, sonrasında kaybettik. Salgın ilk aylarda iyi yönetildi. Özel kamu demeden herkes taşın altına elini soktu. Bütün branşlar seferber oldu. Sağlık alt yapısı bu mücadele için yeterliydi. İlaç tedariki kusursuz denilebilecek şekilde sağlandı. Çok sayıda sağlık çalışanını kaybettik. Sağlık çalışanlarının özverisi de görüldü. Uğradığımız haksız muamele ve şiddette ilişkin bir ders çıkarmak gerekiyor.”

Bir yılın sonunda virüsün baskın olduğu varyant değişti. İngiliz mutasyonu tüm dünyada baskın olmaya başladı. İngiliz varyantı ile birlikte Brezilya ve Güney Afrika varyantları aşının etkinliği konusunda endişeye neden oldu. Ülkemizdeki ilk ve tek Brezilya varyantı olgusu, İstanbul Tıp Fakültesi tarafından teşhis edildi. Eraksoy, “Brezilya’da yaşayan bir Türk vatandaşı, Türkiye’ye gelmişti. Tek vaka olarak iyi bir şekilde izole ettik. Çevresinden başka vaka olmadı. Türkiye’de şuana kadar başka Brezilya varyantı bildirilmedi” dedi.

ARTIK HASTALIĞI TANIYORUZ

Doğrudan virüse karşı etkili bir ilaç bulunamadı. Ancak hastalığın teşhis ve tedavisinde önemli ölçüde yol alındı. Eraksoy, “Hastalıkla ilgili tereddütler büyük ölçüde ortadan kalktı, artık hastalığı tanıyoruz. Bazı ilaçların erken dönemde fayda edeceğini biliyoruz. Altta yatan hastalığı olanların, yaşı ileri olanların ölümüne neden olacağını biliyoruz. Bütün bu bilgiler bizi rahatlatıyor. Ancak sağlık hizmetinin altından kalkamayacağı yük düşüncesi bizleri ürkütüyor. Bu sorunlarla uğraşmaya birkaç ay daha devam edeceğiz gibi duruyor” dedi.

AŞILAMADA 6’NCI ÜLKEYİZ

Türkiye Sinovac'tan 100 milyon, Biontech'ten 30 milyon doz aşı sipariş etti. İlk aşılar Çin'den geldi. 14 Ocak'ta başlayan aşı programında 10 milyon dozu aşkın aşı yapıldı. Türkiye dünyada en çok aşı yapan ülkeler arasında 6'ncı sırada. Dünyada 312 milyon doz aşı yapıldı. 92 milyon dozla ABD ilk sırada yer alıyor. Çin, 52 milyon doz aşı yaptı. Çin’i, 23 milyon doz aşı ile Hindistan, 19 milyon doz aşı ile İngiltere, 10 milyon 950 bin doz aşı ile Brezilya izliyor. 10 milyon doz aşı yapan Türkiye dünyada altıncı sırada.

YERLİ AŞI NİSANDA FAZ-3’E GEÇİYOR

Salgın yerli aşının önemini güçlü şekilde hatırlattı. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) desteğiyle 17 yerli aşı çalışması başlatıldı. Erciyes Üniversitesi'nde geliştirilen inaktif aşının nisan sonunda faz-3 aşamasına geçmesi bekleniyor. 

Erciyes Üniversitesi’nce geliştirilen aşı için 5 Kasım 2020'de faz-1, 10 Şubat 2021’de ise faz-2 çalışmaları başladı. 250 gönüllüye uygulanacak inaktif aşının faz-3 çalışmalarına nisan ayının sonunda geçilmesi öngörülüyor.

KRONİK HASTALIKLARA ETKİ ANALİZ EDİLMELİ

Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın


Aydınlık

Bilinmeyen bir virüsün yarattığı, tedavisi ve aşısı olmayan bir hastalıkla karşı karşıya kaldık. Pandemilerde olması gereken senaryolar işletildi. Dünya bir araya gelip aşı üretmeyi başaramadı. Pandemide aşıdan kazanç beklenmemeliydi. Türkiye’de de aynı durum söz konusu. Aşı için bütün gücümüzü bir iki merkezde toplayabilirdik. Üretmekte geç kaldık. Virüsün bu kadar uzun süre aramızda yaşamasına izin vermemeliydik. Aşıyı hızla üretmeli ve kurallara riayet etmeliyiz.

Ülkemizin sağlık alt yapısının ve kamusal sağlık hizmetlerinin yeterliliği nedeniyle ülkemiz başarılı kabul edilebilir. Türkiye, dünyayla karşılaştırıldığında ölüm oranı açısından iyi bir noktada oldu. Sağlık hizmeti aksadı, özellikle kronik hastalarla ilgili verilere ihtiyaç var. Uzmanlık dernekleri salgın döneminin kronik hastalıklara etkisini analiz etmeli ve buna yönelik sağlık hizmeti planlanmalı.