Netflix, tartışma yaratan bir yapıma imza attı. “Rise of Empires: Ottoman” adlı yapım İstanbul’un Türkler tarafından fethini anlatıyor. “Osmanlı Sultanı II. Mehmet, Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’i fethetmek üzere destansı bir sefere çıkar ve tarihin akışını yüzyıllar boyunca değiştirir” cümlesi ile tanıtımı yapılan belgesel-dizinin yapım ve oyuncu ekibinde çok sayıda “Türk” de (!) var.

Rise of Empires: Ottoman dizisinin yayınlanan tüm bölümlerini izledim.

Şahsi kanaatimi başta ve kısaca ifade edeyim: Bu belgesel-dizi, Türk milletine yapılmış bir psikolojik operasyondur. “Türkler, İstanbul’u almasaymış daha iyiymiş, alırken bile rezil olmuşlar”, dedirten bir kurgu ile karşı karşıyayız.

[Psikolojik operasyon; hedef alınan kuruluş ve kitlelerin fikir ve davranışlarını kendi lehine çevirmek için yapılan planlı çalışmalara verilen addır. Psikolojik operasyonların genel amacı, hedef alınan tarafı kendi çıkarları doğrultusunda etkilemektir.]

***

Peki, “Rise of Empires: Ottoman” neden Türk milletine yapılan bir psikolojik operasyondur?

Sırasıyla, madde madde izah edelim:

– Belgesel-dizide Türklere küfür ediliyor (piç vb.)  ve Türkler, Bizanslıların ağzından sık sık aşağılanıyor. Oysa dizi de Bizans’a yönelik küfür, hakaret vb anımsamıyorum… (Gerçekte edilse bile, kitle iletişim araçlarında kamuoyuna açık platformlarda herhangi bir kitleye bu tür küfür ve hakaretlerin edilmesi doğru değil.)

– Film boyunca gözlerimizin içine sokarak Türk askerlerinin kellesi koparılıyor. Son bölüme kadar Bizans askerleri için böyle bir sahne yok gibiydi. Ancak son bölümde, yani fethin gerçekleştiği bölümde birkaç Bizans askeri bu şekilde açıkça öldürüldü.

– Film boyunca savaş meydanını bırakıp kaçan bir İtalyan paralı askerinin (Giustiniani) kahramanlığını izliyorsunuz. Olaylar âdeta onun etrafında dönüyor. Giustiniani adeta kahraman ilan ediliyor. Savaş meydanını bırakıp kaçması mazeretlere bağlanıyor.

– Fatih, psikolojisi bozuk, hırsı gözlerini kör etmiş, saplantılı biri olarak lanse ediliyor. İstanbul’un fethi onun kişisel hırslarına bağlanıyor. Zalim ve kan dökücü bir kişilik olarak takdim ediliyor. (Özellikle ulak olan kadının kadın ve çocuklar konusunda Fatih ile yaptığı konuşmada). Fatih’in entelektüel birikimi neredeyse hiç ön plana çıkarılmıyor.

– Fatih uzlaşmaya ve kuşatmayı kaldırmaya niyetliyken bir kehanetlerin etkisi ile bundan vazgeçiyor. (Ne kadar etkili olmuştur bilmiyorum ama gayb yani gelecek bilgisinin Allah’ın katında olduğunu ve bunun sadece seçtiği peygamberlere verildiği ayetlerle sabit. Bunu Fatih’in bilmemesi ne kadar makul emin olamadım. Falcılık da bu bağlamda ele alınmalı.)

– İstanbul’un Türkler tarafından alınması, stratejik bir zekâ ile değil de gelişigüzel gerçekleşmiş izlenimi veriliyor. İstanbul’un fethi neredeyse Türk olmayan etnik unsurların (Macar top ustası, Zağanos Paşa, Fatih’in Sırp üvey annesi vb) etkisine bağlanıyor.

– Bizans ordusunda çok sayıda yetenekli asker varken, Türk ordusunda böyle figürlere yer verilmiyor. İkinci bölümde yapılan saldırıda İtalyan paralı askerlerden biri bile ölmüyor ama Yeniçeriler (ki onlar Osmanlı ordusunun kalbidir) tamamen öldürülüyor. Türk ordusunun başarısı genel olarak sayısal üstünlüğe bağlanıyor.

– Fatih de Bizans İmparatoru Konstantin de ordusunun başında savaşa gidiyor. Ancak arada temel farklar var. Fatih, hırsından güvenlik kaygılarını bir kenara atarak savaşa atılıyor. Konstantin ise ahlâki bir gereklilik olarak kaçmaya fırsatı varken bunu yapmıyor ve askerlerinin başında savaşıyor. Yetmiyor, savaş meydanında ne ölü ne de diri yakalanan İmparator Konstantin adeta kahraman ilan ediliyor. (Ölüsü ve dirisi bulunmadığına göre iki ihtimal kalıyor geriye: Ya buhar olup uçtu yahut göğe çekildi!!!)

– Son olarak ifade edelim ki, İstanbul’un Türkler tarafından fethedildiği bölümün adı “Yıkım” olarak seçilmiş. Kimin, neyin yıkımı? Kime, neye göre yıkım? Bu isim bile tek başına bu belgesel-dizinin bir psikolojik operasyon olduğunu gösteriyor.

***

Belgesel-dizi de bizim geleneksel bilgilerimize uymayan veya ilk defa karşılaştığımız çok sayıda bilgi de var. Dikkatimi çeken hususları uzmanların cevaplamasını umut ederek aşağıya bırakıyorum.

– Fatih, sürekli Çandarlı Halil Paşa’ya “lala” diye hitap etti. Akşemseddin neden hiç ortada yoktu?

– Sur önünde Fatih, beyaz bayrak taşıyarak İtalyan paralı asker Giustiniani’yi çağırdı ve onunla tek başına görüştü. Bu olay, doğru mudur?

– Fatih’e yardım eden Cenevizli komutanın öldürülmesi ve öldüren kişinin kimliği doğru mudur?

– Lağımcıların başarısız olduğu gerçek midir?

– Savaş kararına kehanet sonrası devam edildiği bilgisi doğru mudur? Fatih, bu türden fal ve kehanet işlerine inanır mıydı?

– Toplar yapılırken Fatih’in mühendislik yeteneklerini görmedik. Eli bile değmedi. İstanbul’u döven toplarda Fatih’in icadı olan toplar yok muydu?

Ali’siz Aleviliğin yeni hamleleri

veryansıntv