Anasayfa
( 71 izlenme )

Nihat Genç: Trabzonspor’a nazar mı değdi?

Ahmet Ağaoğlu ve Ünal Karaman’la Trabzonspor on yıllar sonra Türk Futbolu’nu hayran bırakan olağanüstü ve devrimci hamleler yaptılar.


Batak kulübün mali durumunu bir şekilde düzene sokup cesaretle gençleri sahaya sürüp çok parlak sonuçlar aldılar.

Alkışlandılar ve stadı tıklım tıklım doldurdular ve futbol kamuoyunda imrenilecek gıptayla bakılacak coşkulu bir atmosfer oluşturdular.

Dalga dalga rüzgar rüzgar taraftarlar sevinçleriyle uçtu şehir maç günleri ana baba yerine döndü, yeniden Trabzon eski masal günlerine döndü.

Ve Ahmet Ağaoğlu ve Ünal Karaman Trabzonlulara çok sevdikleri futbolun neşesini bir daha taşıdılar.

Artık herkes şehvetle Trabzonspor’u konuşuyor, bir canlılık sormayın.

Trabzon küllerinden doğup kendine geldi.

Öyle ki yabancı futbolcular takımı yerlilerden çok sahiplendi ve mesela Sosa gibi yaşlı star topçular canhıraş ölümüne top oynamaya başladı.

Başarılar geldikçe destek ve umut arttı ve Ahmet Ağaoğlu ve Ünal Karaman’la Trabzonspor sanki bir masal kahramanına dönüştü.

Üstüne üç Trabzonlu futbolcu Abdülkadir Ömür, Abdülkadir Parmak ve Yusuf Yazıcı Trabzonspor’un ihtişam günlerinden çıkıp gelmişler gibi Trabzonluların kalbine yerleşti, ve gençlik aşısı tutup, yine futbol fabrikası şehir genç futbolcularını seriye bağladı.

Yetmedi, Ünal Karaman adı sanı hiç bilinmeyen 19 yaşındaki gençleri sahaya sürerek Trabzonspor’un geleceğini garanti altına alan müjdeler verdi, yerli milli bizden bizim çocuğumuz lafları yine futbolun baş köşesine oturdu.

Ve futbol bu?

Sakatlıklar takımın bir yarısını devre dışı bıraktı.

İniş çıkışlar düşüşler beklenmedik mağlubiyetler alındı. Ancak aşı tutmuştu ve taraftarın takıma sapasağlam desteği ve inancı zırnık eksilmedi, Trabzonspor’da sanki bir rüya çağı başlayıverdi.

Çünkü takıma gençlik ve arkadaşlık ve hırs gelmişti.

Derken, sakatların takıma dönüşü başladı, Novak döndü ancak henüz temposunu bulamadı, Ekuban döndü, ve bütün gözler nefesini tutmuş heyecanla Abdülkadir Ömür’ün dönüşüne odaklandı.

Ve ikinci yarının fikstürü ortaya şampiyonluk haritası gibi koyuldu. Trabzonspor üç büyükten iki beraberlik bir mağlubiyet alsa dahi şanslı. Ve önünde yüksek performans gerektiren beşaltı zorlu maçı kaldı, sırayla, Sivasspor, Başakşehir, Alanyaspor, Malatyaspor, belki Göztepe, bu kadar.

Şampiyonluk hesapları bu kadar açık seçik kolaylaşmışken birden bir şimşek çaktı Trabzon’un başına beklenmedik bir göktaşı düştü: Ünal Karaman’ın tesisleri terk ettiği, kulüple yollarını ayırdığı haberi, kahredici kara bir haber gibi medyaya düştü.

Ne oldu, olay nedir, diye takip edenler, Konya maçı sonrası Trabzonlu bir muhabirin Ünal Karaman’a sorduğu bir soruyla karşılaştılar, muhabir Karaman’a ‘Başkan’ın açıklamalarını duydunuz mu?’ diye soruyor, bu sorunun sorulmasında da bir kasıt var, deniyor.

Söz konusu açıklamada başkan, gol yedikten sonra takımın hızla toparlanamayıp gol yediği eleştirisi yapmış.

Bu hikayede başkan haklı mı tartışma çok uzayacak ancak Ünal Karaman da haklı, şöyle:

Trabzonspor’un sihirbaz gibi bir kaç saniye içinde gol atabilen üstün yetenekli futbolcuları var. Sörloth, Nwakaeme, Soso, Sturridge, standart üstü oyuncular.

Ancak aynı oyuncular geriye dönüşte ‘ağır’ ve ‘yavaş’. Trabzonspor’un ikinci sınıf Avrupa takımlarına kolayca yenilebilmesinin sebebi de bu. Fizik ve sürati olan takımlar Trabzonspor’u anında baskılıyabiliyor.

Trabzonspor’un bu kadro yapısını en iyi başkan Ahmet Ağaoğlu’nu biliyor, ancak, buna rağmen bu açıklamayı neden yapıyor?

Çünkü Ünal Karaman bu kadro yapısının çok farkında, bunun için takıma süratli oyuncular Yusuf Sarı’yı, Avdijaj’ı monte ediyor. Ve kabul edelim ki Trabzonspor’un her tarafa 90 dakika koşan mucize oyuncusu Abdülkadir Parmak küçük sakatlıklar yaşadı. Kilitlenmiş maçlarda sürpriz goller atan Novak sakattı. Perreria’nın ağırlığı ve top kaptırması Denizlispor yenilgisine yol açmıştı. Bu talihsizlikler taraftarın herkesin bilgisinde.

Bu takım güzel goller atıyor sıkı maçlar kazanıyor ama ileride harika işler yapan Sosa, Nwakaeme, Sturridge ve Sörloth, kabul edelim ki süratle geri dönemiyor, yani, bu takımın ‘imkanları’ bunlardır, üstün futbol yeteneğiyle sürat dengesi forvet hattımızda yok.

Gerçek şu ki vasat ama genç süratli çabuk bir takımın Trabzonspor’u yenmesi hiç de ‘sürpriz’ değil.

Ve başkan ve antrenör ve taraftar, Trabzonspor’un bu kadro yapısının bir geçiş döneminde olduğunu da gayet iyi biliyor. Yani, aylar ilerledikçe sürat ve yetenek ayarları gittikçe dengelenip takımın oturacağı aşikar.

Yetenekli futbolcuların süratli değil ve süratli futbolcularınız topu kale ağzına kadar getirmesine rağmen son vuruşlarda yetenekli değilse? Ve hem süratli hem yetenekli istisnai oyuncumuz Abdülkadir Ömür de sakat olduğuna göre?

İşte Trabzonspor’da patlayan beklenmedik kavganın kaynağı.

Ben de taraftar gibi düşünüyorum, şüphesiz sürat ve yetenek dengesi yavaş yavaş oturup zaman alacak, tahminim, çok ‘sabırsız’ açıklamalar yapıldı.

Ve taraftarın içine bir kurt düştü, Ünal Karaman’ın gidişiyle bunca zaman kurulan ‘dengeler’ bozulur mu korkusu hakim oldu.

Ve samimi ifadesiyle ahlakıyla çok sevilen Ünal Karaman’ın gidişini affetmeyecek coşkulu bir taraftar kendini paralamaya isyan etmeye başladı.

Yani, her beraberlik ve yenilgi sonrası Beşiktaş tribününün Pascal Nouma’sı gibi Trabzon tribünleri de her beraberlikyenilgi sonrası Ünal Karaman diye yönetimi çok ağır eleştireceği artık aşikar.

Üstüne pupa yelken başarıdan başarıya giderken dışarıdan getirilip tutmayacak bir antrenörle işlerin iyice karışacağı korkusu.

Ünal Karaman’ın arkasından hiç bir açıklama yapmayıp suskun kaldığına göre, taraftar, yönetim mutlaka kendi antrenörünü bulmuştur diye düşünüyor.

Benim aklıma Mustafa Reşit Akçay geliyor, birşey bildiğimden değil, taraftara, Akçay haricinde dışarıdan gelebilecek her antrenörün sistemi uyumu dengeyi bozacağı korkusu hakim. Çünkü Akçay Trabzonlu.

Ve işler düne kadar gül gibi giderken iki günden beri ‘derin Trabzon’ lafları devreye girdi. Yani, ipler Ahmet Ağaoğlu’nda değil diyenler ayrı bu karışıklığa sebep yönetimde bir kaç kişinin adını verenler ayrı.

Taraftarkamuoyu böyle zamanlarda bozukluğun nerede olduğunu anlamaya çalışması gayet normaldir.

İki günden beri bir çuval incir berbat edildi, deniyor, doğrudur, sakatlıklarla çok ince ayar isteyen kadro yapısının dezavantajları hesap edilip bu kadar ani tepki verilmemeliydi, deniyor.

Ve şüphesiz taraftar kendini Ünal Karaman’a çok borçlu hissediyor.

Yönetim Ünal’ın borçlarını nakit ödeyerek bu hakkın verilebileceğini hiç düşünmesin.

Çünkü Ünal Karaman sevgisiyle Trabzonspor’da kapanmaz bir ‘yara’ açılmıştır.

Yönetim, seri galibiyetlerle bu yaranın kapanabileceğini sanıyorsa, Trabzon taraftarını hiç tanımıyor demektir.

Evet galibiyet taraftarı çok mutlu eder ancak Trabzonspor taraftarı için ahlaki duruş galibiyetten her zaman önemli olmuştur.

‘Harbi Oyna Canımı Ye’, mottosusloganı Trabzonspor taraftarına aittir. Harbi oynayıp Trabzon’da galibiyet alan deplasman takımlarının alkışlanma sebebi de budur. Fair Play’in Türkçe karşılığı ‘harbi oyna’ sloganıyla dürüst futbola bu derin sevgi Trabzon’un heyecanı ve yaşam sevincidir.

Görünen köy kılavuz istemez, yönetim, ‘harbi oynamamış’ taraftarı öfkelendirmiş, yönetim harbi davranmayıp Trabzonspor’un yükselen umutlarını masalını yaralamıştır.

Yetenek, ekip, başarı, fiziki üstünlük, vs. hepsi bir araya gelse dahi Trabzonlu için ‘duyguların’ yerini dolduramaz. Otuz uzun yıl şampiyon olamayan takım taraftarlarını bir arada tutan şey ‘duygu’dur, ‘samimiyettir’, ‘ahlaktır’. Kendi yerli topçusuna iman ve güvendir, bu değerler Trabzon taraftarının her şeyidir.

Yönetim neden sessiz kaldı, oysa Trabzonspor taraftarı ‘helallik’ istiyor, Ünal Karaman’ı bağrına basmak istiyor, alkışlamak takdir etmek, onurla saygıyla yad edip hiç değilse kavganın detayı öğrenip delikanlıca veda etmek istiyor. Bu ani ayrılışları Trabzonspor taraftarı çok uzun yıllar kaldıramaz çünkü Ünal Karaman’la aralarında çok derin duygusal bağlar oluştu.

Başarıdan başarıya koşmuş Trabzon’un bir evladından daha çok sevilmiş Ünal Karaman’la ayrılışın arkasında ne var bilmeden anlamadan öyle çekip gitmesi, taraftarın hazmedebileceği bir şey hiç değildir.

Bu saatten sonra, artık Trabzonspor şampiyon olsa dahi, taraftarın kalbi kırılmıştır.

Takım ve tribün artık bir eksiktir.

Bu düş kırıklığı bu soğuk duşun telafisi tribünler için çok zaman alacak çok acılı çok zahmetli olacak.

Hep böyle olur, takımlar gruplar partiler kurumlar olağanüstü gayretlerle sıra dışı başarılar gösterir ve o takımların içinde bazı kişiler(?) güç sarhoşluğuna tutulur.

Başarı ‘paylaşılmaz’ olur!

Her bir kişi ‘benim sayemde’ ‘benim emeklerimle’ demeye başlar.

Yönetim içinde kendi isimlerinin hırsına kim kapılmışsa?

Ben de, o harislerin, Trabzonspor’un çok coşkulu ve hassas taraftarını hiç tanımadıklarını, o harislerin, futbol bilgisine zırnık hiç sahip olmadıklarını düşünüyorum.

Çünkü ‘haris insanların’ kahramanlıklarını ilan için zafer ve gurur için şampiyonlukları bekleyecek sabır ve cesaretleri hiç yoktur. Harisler dümen ve tezgah sever.

Allah aşkına olacak şey mi, tüm Trabzon ‘takıma’ inanmış ve adanmışken, Trabzonspor’da özgüven şaha kalkmışken, birilerinin yine Trabzonspor sevincini taraftarın kursağında bıraktırması, başarılarla koşan takıma çomak sokması nedir?

Bu ani ayrılık kuşku yok yönetimde ‘hazımsız’ insanların varlığına delalettir.

Takımları yorgun düşüren fiziki eksiklik değil el altından bu hazımsız haris insanların oyunlarıdır.

Bu haris insanlar bilmeli ki Trabzon’un hararetli taraftarını yorarsınız öfkelendirirsiniz ama yorgun düşürüp istediğinizi keyfinizce buyruklarınızla yaptıramazsınız.

Çünkü Trabzon taraftarı heyecanların heyecanı şampiyonlukla futbol sevgisinin en yükseğini doya doya tatmadan öfkesinden aşkından asla vazgeçmez!

İsmini öne çıkartmaya çalışan o haris yöneticiler bilsin ki Trabzonspor ne onun ne bizim takımımız. Trabzonspor, daha on yaşında Trabzon minik takımında oynarken Show TV’ye verdiği röportajda, spiker kıza, ‘abla ismimi yazın, ben çok şöhret olacağım, ablama iş bulacağım anneme ev alacağım diye neşesi ve doyumsuz hırsıyla hepimizi sevinçle ağlatan ve sözünü tutup 19 yaşını doldurmadan A takımda sahaya çıkan Serkan’ların takımıdır.

Trabzonspor, Fransa Lille takımına milyon dolarlarla transfer olmadan on yıl önce, bir Avrupa kupasında Trabzon’da Lille takımı maçında top toplayıcılık yapan Yusuf Yazıcılar’ın takımıdır.

Trabzonspor henüz 16 yaşında dünya futbol otoritelerinin radarına giren 20 yaşını doldurmadan herkesi kendine hayran bırakan Abdüşler’in takımıdır.

Trabzonspor, yorulmak bilmeden doksan dakika kesintisiz alev alev koşan Abdülkadir Parmaklar’ın takımıdır.

Trabzonspor, Karadeniz kimliğini ve mizacını en mutlu ve en sert, en muazzam şekliyle futbolu ruhunda sanata çeviren derin sevgisiyle, dürüst ve çok duygulu ve çok neşeli taraftarların takımıdır.


veryansıntv

Bunlar da İlginizi Çekebilir