Anasayfa
16 Eylül 2020 ( 19 izlenme )

Neyin savaşını veriyoruz?

Savaş konusunda büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşünü hatırlayarak başlayalım: "Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş mecburi ve hayati olmalı. Gerçek düşüncem şudur: Milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, 'Ölmeyeceğiz' diye savaşa girebiliriz. Lâkin, millet hayatı tehlikeye maruz kalmayınca, savaş cinayettir."

Atatürk’ün bu sözünden iki farklı yorum çıkıyor. Birincisi, hümanizm kılıfında her türlü savaşa karşı çıkan teslimiyetçilik ve pasifist tutumdur. İkincisi ise, emperyalizme karşı vatanını savunma, tam bağımsızlık için mücadele etmenin meşruluğudur. Mustafa Kemal Atatürk emperyalist savaşın tarafı değil, diğer tüm devrimci önderler gibi emperyalizme karşı savaşın tarafıdır. Emperyalizme karşı, Türk milletiyle dünyada zafer kazanan ilk önderdir. Kuru kuru “savaşa hayır” demek, insanlığa gözyaşından ve acıdan başka bir şey getirmez. Hümanizm için önce dünyayı ve insanlığı sömüren emperyalist sistemle dişe diş mücadele etmek gerek. İnsanlığa en büyük hizmet, en ilerici tavır budur. Bu sistem yenilirse o zaman savaşlarda olmayacaktır.

Bugün de emperyalizme karşı milleti, devleti ve bağımsızlığımızı koruma mecburiyeti içindeyiz. “Hak ve menfaatlerinizi kullanamazsınız, ekonomik olarak size diz çöktürürüz” diyenlere karşı ayakta kalma ve mücadele etmek zorundayız.

Savaşın zorunluluğunu ve gerçeklerini ise ne yazık ki bazı dostlara anlatmakta zorlanıyoruz. Kimi “muhalifler” milletin önünde duran asıl savaş yerine başka yapay savaşlar üretmekte, kimileri ise egolarıyla ayrışmakta. Sonuç olarak savaşmaktan kaçmaktadırlar.

Bugün Türkiye’nin öncelikli savaşını üç maddede özetleyebiliriz.

Birincisi, sahada mücadele eden askerimizle ve emniyet güçlerimizle her türlü terör örgütüne karşı kesin zafer kazanmaktır. Birliğin, bütünlüğün ve bağımsızlığın ilk adımı bu mücadeleden geçiyor.

İkincisi, ekonomik alandaki ray değiştirme mücadelesidir. Hükümet bile böyle gitmez demektedir. Tüketim ve borçlanma ekonomisi yerine üreten ve milli ekonomiye geçiş koşulları gelmiştir.

Üçüncü savaşımız ise emperyalist ve neoliberal sistemin ideolojik rüzgarlarına karşı kaya gibi durma savaşıdır. Netflix gibi, İstanbul Sözleşmesi gibi, sosyal medya gibi kültürel ve sosyal araçlarla yaymaya çalıştığı zehirlere karşı; milli, bağımsız ve Cumhuriyet’in aydınlanma kültürüyle karşı çıkıyoruz.

YAPAY SAVAŞÇILAR

2015’te PKK’ya karşı başlayan hendek operasyonları bugün sınır dışında başarıyla ve kararlılıkla devam ediyor. 15 Temmuz sonrası tepelenen Amerikancı Fetullahçı Gladyo neredeyse her gün devletin çeşitli kademelerinde açığa çıkartılıyor. Diğer yandan en sıcak olan Doğu Akdeniz cephesinde hem arama ve sondaj faaliyetleri hem Cumhuriyet Donanması Mavi Vatan’a sahip çıkıyor. Mavi Vatan ve Anavatan savunması ise artık daha ön cephelerden başlatılıyor. Libya ile Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması, Libya’da kurulan üs, KKTC’de kurulacak deniz ve hava üsleri, Ermenistan’a karşı Azerbaycan ile gövde gösterisi, Rusya ve İran ile Suriye’de kazanılan Astana modeli, İran ile birlikte PKK-PJAK örgütlerinin ezilmesi, uzak müttefik Çin ile Kuşak-Yol Girişimi aynı savaşın farklı cepheleri.

Bu cephelerde kendi hayal dünyalarında kuvvet seçmeye çalışan muhalefet hizip yapıyor, iç cepheyi bölüyor. Muhaliflik adına Cihat Yaycı görevden alınınca mangalda kül bırakmayanlar; "Libya’da ne işimiz var""Doğu Akdeniz’de sorunları NATO çözsün" diyor! Yine Amerikan-İsrail koridoru yarılırken "Mehmetçik çamura saplanıyor" diyenler S-400ler alınırken de karşı duruyor! Olağan ikmal ve bakım için kıyıya çekilen Oruç Reis gemisine Yunanlılar ile birlikte Babacan seviniyor! "S-400 alındı ama kurulmadı" diyen Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu; sistemin çalıştığını test eden ABD’li pilotlardan öğrenebilirler! Türk Devleti’ne güvenmeyen muhalefet ABD-AB-NATO’ya daha yakın konumda. Muhalefetin kaygısı milli konular ve ülke bütünlüğü olmayınca yapay gündemler ve savaşlar üretiyor. Bugün öncelikli mesele olarak “tutuklulara özgürlük” (Demirtaş, Kavala, KHKlılar, Fetöcüler, PKKlılar vs.), hukuk, demokrasi, insan hakları, laiklik, diktatörlük, parlementer sistem olarak görmek tabanı kandırmak ve Türkiye’ye zaman kaybettirmekten başka bir şey değil. Rand Raporu ve Biden’ın ardından hem Kılıçdaroğlu hem Merdan Yanardağ ağzındaki baklayı çıkardı. Emperyalist kuvvetlerle “yaratıcı yıkıcılık” projesinde muhalefeti birleştirmeye çalışıyorlar. ABD seçimleri yaklaşıyor. Pentagon’un şahin kanadından olan ve “yaratıcı yıkıcılık” projesinin başaktörü Biden ve Trump arasında seçim olacak. Atlantik eliyle iktidar hayali kuran bizdeki muhalefet çoğu Amerikalı’dan daha ateşli Biden taraftarı! Emperyalizme karşı tavır alamayan CHP; diktatörlüğü yıkacağız diye HDP/PKK-İYİP-SP-Gül-Davutoğlu-Babacan kuvvetlerini yanına alıyor.

KİBİRLERİYLE VAR OLMAYA ÇALIŞANLAR YOK OLUR

Kimileri de savaş meydanına inmekten çekiniyor. Savaşma iradeleri, sorumlulukları, sırtında yumurta küfeleri yok. Oturdukları rahat yerlerden atıp-tutmak kolay. Mümkün olmayan üçüncü tarafı yaratma hevesindeler. Türlü türlü bahaneler ile ya yanındaki silah arkadaşını kendi gibi olmadığı için beğenmez ya da dövüştüğü minderi beğenmez ama sürekli bir hoşnutsuzluğu var. Bir yanda açıktan bozguncu ve hizipçiler var, diğer yanda kendini cephede gösterip arkadaşlarına arkadan sıkanlar.

Savaşamayanlarda en çok öne çıkanlar ise egolu ve kibirli olanlar. Bu tipler kendilerine göre en usta-en kıdemli-en becerekli askerdirler. Bunlara yapamadığı bir şeyi, bir hatasını kimse söyleyemez! Bunların tartışmasız herkes tarafından kabul gören becerileri vardır ama kibirle öne çıktıkları için bütün yaptıklarını yıkıyorlar. Bu kişilere en somut örnekler Çerkez Ethem ve Ali İhsan Sabis Paşa’dır.

Çerkez Ethem, Kuvâ-yi Milliye’nin önde gelen başarılı bir komutanıydı. Düzenli ordu kurulana kadar da Yunanlılara karşı kayıp verdirme ve oyalamada büyük başarı sağladı. Ama düzenli orduya geçişte komuta kademesi altına girmemekte diretmesi ve kibri onun bütün başarılarını götürdü. En sonunda Yunanistan’a sığındı ve bitti. Diğer yandan Batı Cephesi’nde Ali İhsan Paşa, İsmet İnönü’nün Batı Cephesi Komutanlığı’na karşı çıktı. Kendisinin kıdem olarak daha üstte olduğunu söyleyerek emri altına girmeyi reddetti. Üstüne üstlük cephe içinde Mustafa Kemal ve İsmet İnönü aleyhine hizip faaliyetleri yürüttü. Ali İhsan Paşa’da kibrine yenildi ve yok oldu.

Bozguncu, hizipçi ve kendini yere göğe sığdıramayanlar tarihtede vardı, bugün de var. Tarihe en son nasıl geçeceklerine eylemleri karar verecek.

SAVAŞ: CEPHELERİN TOPLAMI 

Savaşlar tek cepheden de oluşabilir birden çok cepheden de. Bugün Türkiye birçok farklı cephede bölünmüş gibi görünse de hepsi tek savaş için aslında. 2014’ten beri emperyalizme karşı başlayan mücadele sertleşiyor, sahası genişliyor.

Cephelerde başarı oranımızı arttırmak ve yükümüzü hafifletmek için bir an önce emperyalizme karşı ittifak birikimimizi gözden geçirmeliyiz. İran, Rusya, Irak, Libya, Azerbaycan, Çin ile olan ilişkilerimizi arttırmalı, iş birliğimizi diğer cephelere taşımalıyız. Suriye, Mısır, Lübnan, İtalya ile bir an önce yakın ilişkiler kurulmalı, karşılıklı kıyısı olan Akdeniz’deki ülkelerle ayrı ayrı MEB ilanları yapılmalıdır.

Muhalefete ve dostlarımıza soralım. Emperyalizme karşı savaşta neredesiniz? Türkiye için mi savaş veriyorsunuz, yoksa kendi ikbaliniz için mi? ABD’nin iktidarı şekillendirme için “yıkıcı yaratıcılık” denilen planın içinde misiniz? Milli konularda bozgunculuk mu yapıyorsunuz, karşı çıkabiliyor musunuz? Çerkez Ethemlerin peşinde koşup rezil mi olacaksınız yoksa Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadelesiyle zafere mi yürüyeceksiniz?

ALİ UFUK ÖZALP / VATAN PARTİSİ YENİ MAHALLE İLÇE YÖNETİCİSİ

Bunlar da İlginizi Çekebilir