Barış Pınarı Operasyonu, ABD ile Türkiye ilişkileri, Trump – Erdoğan görüşmeleri, Ahmet Altan’ın tahliye edilmesi hatta yeniden tutuklanma kararı alınması ve benzeri gündemleri takiben 29 Ekim kutlamaları ve 10 Kasım anmalarını geride bıraktık. Tüm bu süreçler yaşanırken ben yavru vatanımız KKTC topraklarında güneşli havaya eşlik eden dalgaların sesi eşliğinde “Partisiz Siyaset Teorisi” üzerinde çalışmayı tercih ettim.

Bu süreçte bir kez daha fark ettim ki; vasat siyasilerin kontrolündeki gündem bilinçli olarak o kadar sık değiştiriliyor ve sistemin unsurları tarafından bütün iletişim araçlarıyla öyle bir besleniyorki bu bombardımandan kaçabilmek mümkün olmadığı gibi yeni düşünceler üretebileceğimiz korunaklı bir sığınakta yok.

Durumumuz ikinci dünya savaşında her gün yüzlerce uçakla, tepelerine tonlarca bomba bırakılan Londra halkından vahim. Bu zihinleri fethederek, bedenleri köleleştirmek için kurgulanmış ahlaksız, acımasız ve mutlak zaferi hedefleyen bir savaş.

Etrafı tamamen sarılmış olan bizler için kurtuluş adına tek yol bu kuşatmayı yarmak ve Veryansın TV bu amaç doğrultusunda toplandığımız cephe…

Artık bu durumun adını koymak ve tüm Kuvay-i Milliye bileşenlerini cepheye davet ederek, mücadeleye dahil etmek zorundayız. Sizlerden beklentimiz başta sosyal medya platformları olmak üzere sokaklarda, işyerlerinde ve okullarda bu daveti yapmanızdır.

AHVAL VE ŞERAİT İÇERİSİNDELER

Şüphesiz ki kafamızı kaldırmamızı bekleyen düşmanın eli korkutucu ağır silahlarının tetiğindeyken, bizler gücümüzü algıya teslim olmamış zihinlerimizden, korkuya teslim olmayan yüreklerimizden ve hakikat ve gerçek arasındaki farkı ayırt edebilen gözlerimizden alacak, bu topraklardan beslenen fikirlerimizi ise cephaneye dönüştüreceğiz.

Erk bizleri basiretsizliğinden kaynaklanan beka sorunları etrafında toparlamak ve buradan devşireceği oylarla kanamayı durdurmayı arzu ederken, muhalefet yangına odun taşımayı hedefleyen stratejisiyle ateşi körüklemek ve Erdoğan’ı erken seçime zorlamayı hedefliyor.

Tam da bu noktada henüz aydınlatamadığımız sokaklardaki gölgelerin arasından çıkan büyük soru Ekrem İmamoğlu ise kutuplaşmayı, birleştiricilik stratejisiyle aşarak üçüncü bir yol olarak kendini konumlandırmanın peşinde… Önceki günlerde kaleme aldığım; “Mekanın yeni sahibinin gerçek sahibi ne demek istedi?” başlıklı analizimin öznesi Necati Özkan yazdığı “Kahramanın Yolculuğu” kitabıyla bu artık malumu net olarak ilan etmiştir.

Mahalle delegelerinin seçim süreçlerinin yaşandığı yani olağan CHP kurultayında ilk karar vericilerin belirleneceği bu günlerde piyasaya sürülen kitap, şüphesiz ki algı yönetimi 101 dersine bile giremeyecek kadar vasat bir çalışma olsa da bir taşla birden çok kuşu hedefleyen stratejik bir aklın ürünü olduğu gerçeğini de görmek durumundayız.

DC Komics, Marvel, Disney gibi gibi Hollywood kurumları tarafından üretilen ve bizlerin ilk olarak Süperman ile tanıştığı pelerinli, dar kostümlü, doğa üstü güçlere sahip karakterleri içeren tüm hikayelerde mutlak zorunluluk olarak bu kahramanın mücadele edeceği en az onun kadar maharetli bir canavar hatta canavarlar yaratılması esastır.

Peki Sokma akıl Necati Özkan’ın kahramanı hangi canavarlarla mücadele etmekte veya edecektir? Her ne kadar kitabında tanımlanmamış olsa da bazen yazarın ne yazmadığını analiz ederekte, canavarları tespit edebiliriz. Tabi Canan Kaftancıoğlu’nun twitter üzerinden verdiği açık mesajlarla bu tanımlama sürecinde bize çok yardımcı olduğunu da belirterek hakkını teslim etmek zorundayız. Hadi bakalım kavgada yumruk sayılmaz.

Alenen Cumhurbaşkanlığı hedefi olan bir siyasinin doğal rakibi Erdoğan yerine kitap aracılığıyla Canan Kaftancıoğlu üzerinden 10 Aralık ekibine, twitter vesilesiyle de ana rakip Muharrem İnce’ye mekanın yeni sahibi benim mesajı vermesinin mantığı ne olabilir?

Tüm bu veriler ışığında büyük soru İmamoğlu’nun artık Erdoğan’ı bir nostalji yani geride kalmış bir hikaye olarak gördüğü fikrine varabilir miyiz? Acaba bir takım güç merkezleri tarafından mutlak güç Erdoğan’ın tasviye süreci başlatılmış ve İmamoğlu’na parti içerisindeki rakiplerini devre dışı bırakması yönünde tavsiyeler verilmiş olabilir mi?

Büyük mimarların satrancında hem siyahı hem de beyazı yönetmek esas olduğuna göre sistematik düşüncenin olasılık hesaplarının sonucunda en düşük oran bu seçeneğe verilecektir. Bahis açılsa paramı kesinlikle bu ihtimale yatırmak isterdim.

TÜNELDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

Zannedersem bu Veryansın TV için kaleme aldığım İmamoğlu, Kaftancıoğlu ve CHP üst yönetimi eleştirilerimi içeren üçüncü analizim. Kendime bazen şunu soruyorum neden iktidar mutlak lideri ve nereden tutsak elimizde kalan vasat politikaları varken daha yeni geride bıraktığımız genel seçimlerde milletvekili adayı olduğum partimin mensuplarına bu kadar yükleniyorum? Nedir bu dışa vurumun altındaki sebepler? Cevap basit.

Çünkü benim içinde Erdoğan ve Türkiye’yi 20 yıldır yöneten siyasal islamcı, gerici ve vasat zihniyet artık siyaset sahnesinden silinmiştir. Tüm emareler göstermektedir ki artık emperyalist vampirler yarattıkları kuklaların iplerini kesmek için gün saymaktadır.

Geldiğimiz noktada iktidar ve mensupları artık tarihçilerin konusudur. Lakin artık ülkemizin ve kaybedeceği bırakın 20 yılı, 20 dakikası dahi olmadığı gibi bir kez daha travmaların baş edilmesi en zor olanı ihanet ile yüzleşmek zorunda kalmamalıdır.

Ve bizler Türkiye’nin ilerici gençleri olarak ülemizin geleceğini şekillendirme ve milletimizin kaderini değiştirme görevini üstlenerek yeni düşünceler ile halkımızın tek ihtiyacını, umudu inşaa etmek zorundayız. İşte tam da bu sebeplerden dolayı bizlere sunulan sahte ilahları bünyemizin kabul etmesi asla mümkün değildir. Eleştirilemizin ve isyanımızın temeli budur.

YOLUN SONU; VORDONOS

Yazımı sonlandırmadan önce Necati Özkan’a birkaç tavsiye de bulunmak isterim. Hiç merak etmesin kendisinin CHP’ye yaptığı gibi bu tavsiyelerimin sonucunda bir fatura veya icraa takibi göndermeyeceğim. Gönlü ferah olsun, ücretsiz olduğunu peşinen belirtiyorum.

İlle de bir kahraman yaratmak arzusundaysanız önce mekanı tanımlayın, Batman’in hikayesi Gotham City’de, Superman’in ki ise Metropolis’te geçiyordu misal, sizinki neden Betoncity olmasın. Bu hikayelerde yer alan canavarlar her ne kadar bizlere bedenleştirelerek sunulsa da aslında bir olguyu tasvir eder. Örneğin Superman’in ezeli düşmanı Lux Luthor yazarın vahşi kapitalizme yönelik eleştirisidir. Ve unutmayın ki hikayede kahramanı değil canavarı yüceltmek esastır. Zira rakip ne kadar güçlü olursa zafer o kadar büyüktür.

Size de önerim İstanbul halkının yüreğine derin bir korku salmış tek canavar olan DEPREM gerçeğini karakterize etmenizdir. Size bir güzellik daha yaparak, canavarınızın adını da koymak istiyorum. 1010 depreminde üzerinde yaşayan halkıyla birlikte batan ve yüzyıllar sonra tesadüfen bulunan kayıp bir harita sonucu varlığını öğrendiğimiz İstanbul’un batık 10. adası VORDONOS’tan daha uygun bir isim olabilir mi?

Hatta hikayeyi güçlendirmek adına şu soruların cevaplarını da senaryo da net bir şekilde verebilirseniz, filminizin seyirci rekorları kıracağını, kahramanınızın efsaneleşeceğini ve hatırı sayılır bir hasılatı da cebinize koyacağınızı garanti edebilirim.

1- Tespit ettiğiniz 21.000 ağır hasarlı binadan kaç tanesi yıkıldı? Bu yapılarda yaşayan 300.000 kişinin ne kadarı tahliye edildi? Dozerler nerede?

2- 5.8’lik depremde bile devre dışı kalan GSM operatörleri, 27 Eylül’den bu güne kadar baz istasyonlarına hangi yatırımları yaptı? İletişim altyapısı ne durumda?

3- Su, Elektrik ve Doğalgaz gibi stratejik dağıtım hatlarındaki sorunlar giderildi mi?

4- AFAD ve AKOM arasındaki koordinasyon sorunu çözüldü mü?

5- Tahliye planınız nedir ve toplanma alanları nerede?

Dipnot olarak eklemek isterim ki; kahramanınız bu soruların cevaplarını bulamadığı ve gerçek canavarla yüzleşmediği takdirde geniş kitleleri goygoy ile büyülemeye çalışan sahte bir ilah olmaktan öteye geçemeyecektir. Tavsiyeler bizim, tercih sizin…