Geçen hafta, Hacire Ana’nın dimdik duruşunu “Umudun tek kişilik ordusu” diyerek selamlamıştık. Diyarbakır’ın yiğit kadınları bizi utandırmadı, Hacire Ana’nın yolundan yürüyüp evlatları için katillerin kapısına dayandı.

ARTIK UMUDUMUZ ACIMIZDAN BÜYÜKTÜR

Umudun ordusu büyüyor. Ama yüreğimizin kanaması henüz dinmiyor, içimizi delen sahneler henüz bitmiyor. Diyarbakır’daki o uğursuz binanın önünde bu sefer ellili yaşlarda bir erkek ağlıyor. Kameralar ona döndüğünde, yanındaki yeğeni, “ağlama amca” diyerek kolundan tutuyor adamın. Uzamış sakalı ve kocaman gövdesi ile çaresiz çökmüş binanın kapısına. Üzerinde temiz bir gömlek, havı çıkmış bir pantolon...Nasırlı ellerine, yanık yüzüne bakılırsa, rençper ya da ağır işçidir. “Bunların çocukları yok mu?” diye soruyor, “Çocuğumu aldılar, zulüm yapıyorlar” diyor.

Orası bir mahşer yeri gibidir artık. Babaların hıçkırıkları anaların feryatlarına karışıyor. Bir anne bağırıyor: “Çocuklarımızı istiyoruz,ya ölüsünü ya dirisini bize geri verin.” Vah! Bin kere, yüz bin kere vah! Bir anneye şu sözleri söyletecek “dava”, nasıl bir dava imiş acaba? Bu nasıl bir zalimlikmiş ki anaları, çocuklarının ölülerine sarılmaya razı etsin?

İtilip kakılan bir kadıncağız, kendisine hakaret edenlere aynen şunları söylüyor: “Diyarbakır’da genç bırakmadınız, ya cezaevinde ya toprağın altında, fakir fukaranın çocuğu dağda bunlarınki özel okullarda.” Kimi bir, kimi üç yıldır, kimiyse daha uzun süredir çocuklarından haber alamıyor. Bu çocukların bazıları henüz on yaşında iken HDP tarafından kaçırılıp PKK’ya teslim edilmiş. Şimdi, onlar da umudun ordusuna katıldılar. Biliyoruz, bu ordu daha da büyüyecek ve yalan tüccarlarının, kan simsarlarının sonunu getirecek.

KÜRTLERİ VATAN ŞUURUNDAN KOPARAMADILAR

“Her evden bir kişi mezara, bir kişi dağa, bir kişi hapse.” Bilenler bilirler, PKK’nın Kürtlere yönelik otuz yıllık “örgütlenme” stratejisinin temeli buydu. Her evden üç kurban, Kandil derebeylerinin soysuz emellerini halk için bir kan davasına çevirecekti. Örgüt, binlerce çocuğun kanına girdi, onları en aşağılık biçimlerde kullandı. Kimi hapislerde çürüyor, kimisi öldü, kimisi infaz edildi.

Ancak bunca baskıya rağmen Kürtleri, Türk milletinden, bayraktan, vatandan koparamadılar. Et ile tırnağı birbirinden ayıramadılar. Terör örgütü hiçbir zaman bir halk hareketine dönüşemedi. Ama bizim “solcular”, liberaller, açılımcılar, bu cinayet şebekesi halkı temsil ediyormuş gibi onun reklamını yaptılar. Vicdansız yazarlar, sanatçılar, arsız politikacılar, teröristlere itibar kazandırmak için birbirleri ile yarıştılar. Tarih böyle bir halk düşmanlığını, böylesi bir hainliği yazmadı.

TERÖR GEMİLERİ BATACAK

HDP ve Demirtaş, bu halkı teslim almak için şapkadan çıkarılan son tavşandır. O zaman milletin acılarına kapanan gözler, bu sefer de koşar adım gidip “HDP gemisine bindiler”, Diyarbakırlı anaları görmüyorlar. Selo’nun saz tıngırtılarına kulak kesilenler, şu iç burkan feryatları duymuyorlar; onun beş para etmez öykülerinin çın çın çınladığı Moda’ya, Cihangir’e, Kordon’a bu insanların dramı ulaşmıyor. Siyaset koridorlarında terör baronlarına sahip çıkılırken bu yoksul insanların esamesi okunmuyor. Avrupa’nın “aydın” diye kutsadığı insanlık düşmanları, bu mazlum insanlara hayasızca küfürler savuruyor.

Ama o terör gemileri batacak, halk düşmanları ile sarmaş dolaş çekilen halayın sesi kısılacak, hiç şüpheniz olmasın. Çünkü bu alçakça oyun bitti artık. Onu, Diyarbakır’daki anaların kıyamı bitirdi. Bakın işte güvendikleri kapıların kepenkleri, devlet eli ile değil, bizzat halkın uyanışı ile kapanıyor. Bu hainliği, insana yapılan bu zulmü tüm dünyaya göstereceğiz. Terörün askerlik şubesi gibi çalışan HDP’yi, çocuklarımızın kanından ikbal devşirenleri, kanlı parayı, kanlı şöhreti, kanlı gazeteleri, kanlı belediyeleri, kanlı seçim sonuçlarını, bıkmadan usanmadan anlatacağız. Tüm gücümüzle insanlık onurunun yanında duracağız ve inanıyorum ki biz kazanacağız.


Aydınlık