Prof. İlber Ortaylı Avusturya doğumludur. Kırım’dan Avusturya’ya Sovyet Rusya lideri Stalin’den kaçıp mülteci olarak sığınmış bir Tatar ailenin evladı. Ailesi, “Sovyet Rusya’ya karşı Nazi AlmanAvusturya devleti ile işbirliği yaptı mı? Yoksa göç etmenin başka sebepleri mi var?” burası muğlak. Almanya, Avusturya, İngiltere ve ABD medreselerinden etkilendiği aşikâr. Alanında uzman bir tarihçidir. Matraktır, şirindir, iyi bir okur ve yazardır. Anlatımında selis, hoş ve nüktedan bir üslubu vardır. Dinleyici mest eder. Bu ülkelerin ilmi araştırmalarda ulaştığı seviye takdire şayan. Ama ve lakin pirinç çuvalındaki beyaz taş misali özellikle coğrafyamızın kadim tarihi çalışmaları büyük oranda tahrifat ve tezvire dayalıdır. Batı sömürge devletlerin bu yalanlarına üniversitelerin, medyanın, film endüstrisinin ve bölgede görev yapan ajanların kaleme aldığı kitaplar muazzam katkılar yapmaktadır.

Vicdanlı ve tarih ilmini siyaset ve ticarete alet etmeyi reddeden çok küçük bir grup da mevcuttur. Ancak bunların çalışmaları sistematik olarak hasıraltı edilmektedir. Batı medreselerin tahrif ve tezvir ettiği tarih hocalarımızın ve eğitim kurumlarımızın beyinlerini iğdiş etti. İlmi ve akli bir muhasebe ve muhakemeye tabi tutmadan kendi tarihimizi onların medreselerinden mutlak doğrularmış gibi aldık ve telkin ettik. Yalanlarının neşredilmesinde taşıyıcı bir rol üstlendik. Maalesef bu rolü, bilerek veya bilmeden, İlber Ortaylı hoca, tarihçi Murat Bardakçı, gazeteci Fatih Altaylı ve emsalleri nice büyük isimler yıllardır bu yalanları tekrarlamaya ve papağanlar gibi aktarmaya devam ediyorlar. Avusturya doğumlu Hitler ise Nazi Almanyası’nın diktatörüydü. Sovyet Rusya içinde, çevresinde ve uzağında yaşayan Müslüman toplumları etkilemek için onların dostu ve hamisi olduğunu iddia ederdi. Müslümanları, düşmanları olarak telkin edilen Yahudilerden ve Kızıl Komünistlerden kurtarmak için mücadele ettiğini söylerdi. Bu yalan İngiltere Kraliyet ailesi ve Napolyon tarafından da farklı argümanlarla kullanıldı. Siyaset ve ticaret erbabı Münafık Müslümanlar İngiliz Kral ve Prenslerin sünnetli gizli Müslüman olduklarını neşrettiler. Kuran’ı gizlice okudukları ve hatta el ayak çekildikten sonra gizlice namaz kıldıklarını anlattılar. Napolyon 179899’da Mısır ve Suriye’ye geldiğinde, Münafık Müslümanlar onu ve ordusunu “İslam’ın hamisi ve Müslümanların gerçek dostu” olarak takdim etti. Napolyon’dan 100 sene sonra 1898’de Şam’da (Damaskus) Emevi Camii’ni ziyaret eden Sultan Abdülhamit’in dostu Alman İmparator II. Wilhelm “İslam Âleminin dostu ve hamisi” olarak selamlandı.

‘MÜSLÜMAN DOSTU BATI’ YALANI

Hitler, FilistinKudüs Baş Müftüsü Muhammed Emin ElHüseyni’yi Kasım 1941’de Berlin’e davet etti. İş birliği önerdi. Hitler, Müslümanların başına bela olan Yahudileri ve Komünistleri temizlerken, iş birlikçi İmamlar Hitler’in propagandasını yapacak, İslam âlemini dost Nazi Almanyası ile iş ve güç birliği yapmaya ikna edeceklerdi. Hitler için hayati olan Balkan ve Kırım coğrafyasında yaşayan imamların bazıları bu propagandaya gönüllü alet oldu. Münafık Müslümanlar bu zulme ortak olurken ve Nazi Almanyası’nı, Faşist İtalya’yı, sömürgeci, yağmacı, soykırımcı Portekiz, İspanya, İngiltere, Hollanda ve ABD’yi Müslüman dostu ve hamisi olarak pazarlarken Batı adına kendi halklarına en büyük zulmü yapan, bilerek veya bilmeyerek, beyinlerde tahribat görevini üstlenen mürekkep yalamış okuryazar takımıdır.

Yalanlarla yazılan coğrafyamızın kadim tarihini Batı’nın sömürge, yayılmacı ve istilacı politikalarına uygun tanzim ettiler. Sorgulamadan, tarihi tezvirat ve tahrifat var mıdır bakmadan genç öğrencilerimizin ve okurlarımızın beyinlerine enjekte ettiler. Siyonizm ve emperyalizmin doktrinlerine münasip bir fantezi tarih ürettiler. Emperyalist devletlerin eğitim kadrolarıyla birlikte hazırlamış olduğu müfredatları, arkeolojik çalışmaları mutlak doğruymuş gibi alıp kullandılar. Batının egemen güçleri, matbuatı ve üniversiteleri kendi devletlerini uygarlık abidesi, demokrasi, hukuk ve özgürlüklerin diyarı olarak propaganda ederken istila edecekleri ülkeleri ise geri kalmış, medeniyetten nasibini almamış maymun ve barbar kavimler olarak tedavüle soktular.

SİYONİSTEMPERYALİST PROJE

Siyonistler, Tevrat’ta yer alan şahıs, kent ve bölge isimlerini Nil Deltası (bugünkü Mısır), Şam Coğrafyası, Irak ve Anadolu’daymış gibi tezvir ve tahrif ettiler. Bu coğrafyalarda yapılan ve gün yüzüne çıkarılan yüzlerce kazı çalışmaları ve bilimsel araştırmaların sunduğu olgu ve belgelerde Tevrat’ta konusu geçen hiç bir hadisenin bu ülkelerde geçmediği çok kesin verilerle kanıtlanmış olmasına rağmen, Yahudi dini Musa’dan en az 1000 sene sonra ortaya çıkmış olmasına rağmen Yahudileri İbrahim’in, Musa’nın, Yakup’un nesebine bağladılar. Söz konusu nehirlerin, dağların, obaların, kabilelerin, firavunların, Mısırlıların, Kenanlıların, İbrahim ve oğullarının, Yakup ve oğullarının (İsrail Oğulları), Musa ve oğullarının var olduğu ve hayat yaşadığı coğrafyanın başta Yemen olmak üzere Arabistan coğrafyası olduğu ilmi çalışmalarla ortaya konulmasına rağmen bu coğrafyada yaşanan olayları Nil deltasına, Şam coğrafyasına, Irak ve Anadolu’ya mal ettiler. Tüm bu tezviratı ve tahrifi Nil Deltasından Anadolu’ya kadar olan coğrafyada tamahı olan, bu coğrafyaya musallat olmak isteyen SiyonistEmperyalist projeler uğruna yaptılar.

Başta İngiliz, Fransız ve Alman Emperyalizmi bu bölgelere nüfuz etmek için önce tarihi bir bütünlük ve farklı lehçelerde ortak bir dil familyası oluşturan halkları Sami, Ari/Aryan, HintAvrupa ve henüz nereden geldikleri belirsiz (Sümerler) ırklara ayrıştırdılar. Almanlar Ari/Aryan ise o vakit bölgemizin Ari/Aryan ve HintAvrupalı kavimlerin akrabaları yanında olmaları ve onlarla iş birliği yapmaları kadar doğal ne olabilirdi ki? Türkler, Kürtler, Farisiler (İranlılar), Sami olmayan ırklar olarak tasnif edildi. O vakit bunların Sami olan Araplar yerine onlar gibi Sami olmayan Almanlarla, İngilizlere birlikte hareket etmeleri gerekmez mi? Şu terime bakar mısınız Sami! Peki, Sami kimdir? Nuh’un oğlu. Peki, neden Nuh değil de Sami? Neden Nuh dili değil de Sami dili? Oğul Sami Arapça, babası Nuh Fransızca mı konuşuyordu?

SURİYE SANSÜRÜ

Tarih Sümer ile başlar, Sami ırkı, Ari ırkı, HintAvrupa ırkı ve daha nice kavramlar emperyalistsiyonist safsatasıdır. Yalandır ve tarihe ihanettir. Nil Deltasını Mısır devletleri olarak anlatmak, Nil Deltası hükümdarlarına Firavun demek, piramitleri köle Yahudiler inşa etti, Musa bu köleleri kurtarıp onları Mısır’dan çıkardı demek, Şam coğrafyasını Kenan yurdu olarak tanımlamak, Hz. İbrahim ve oğullarını, Hz. Yakup (İsrail) ve oğullarını günümüz Filistin, Suriye, Anadolu, Irak veya Mısır’da yaşadılar hikâyeleri anlatmak bir Hollywood efsanedir. Siyonistemperyalist üniversitelerin, din adamların, oryantalistlerin sahtekârlığıdır. Sömürge devletlerin yayılmacı, istilacı, işgalci ve iblisi projelerine uygun üretilen yalanlardır.

İlber Ortaylı Afganistan’daki ırkları tanımlarken “halkın yarısı Peştun ve Tacik dediğimiz Aryan gruptan” diyor.

En son Şam Büyükelçimiz Ömer Önhon’un kaleme aldığı “Büyükelçi Gözünden Suriye” kitabının propagandasını yaparken, “Tarihte bir Suriye devleti olmadı” diye yazmış. Bu ifade sakattır. Zira Suriye Arap Cumhuriyeti önce 1936 sonra 1946’dan beri resmi olarak mevcuttur. Bu zihniyet Türkiye devleti olmadı diyenlere de kapı açmaktadır. Ayrıca “eskiden zaten yoktu, olmasa da olur” anlayışına hizmet eder. Eğer tarihte dediği ile yüzlerce sene öncesini kast ettiyse bu da doğru bir tespit değildir. Suriye, ilk medeniyetlerin ve ilklerin beşiğidir. Anadolu, Yunan ve Roma’da zuhur eden devletlerin kurucularıdır. Bu merkezlerin merkezi Suriye’dir. Yerleşik hayatın, şehirlerin, tarımın, ticaretin, alfabenin, kent devletlerin kayıtlı tarihi M.Ö 10 ile 14 bin yılına kadar gider. Şam, Halep, Eriha ve daha nice şehir 10 bin senedir yerleşik hayatıyla, ticaretiyle, tarımıyla hiç kesintiye uğramadan günümüze kadar gelmiştir.

ROMA’NIN EN ÖNEMLİ HANEDANLIĞI: ARABİLER

Tarihte Irak, Anadolu, Suriye ve Nil deltasını içine alan ilk merkezi devlet takriben 4400 sene önce Emir (El MelekMülkün Hükümdarı) Sargon’un kurduğu Suriye (Asur) devletidir. Sargon’a Akkadlı denilir. Suriyeli yakıştırılmaz. 10 senedir savaş ve terör ile anılan Suriye, Medeniyeti âleme öğreten ülkenin ismi olur mu? Ayrıca Asur veya Aşur devleti olarak telaffuz edildiği için sanki bunun Suri veya Suriyeli ile bir ilgisi yokmuş gibi pazarlanır. Asur kelimesi ALSURİ yani SURİYELİ kelimesinin telaffuzudur. Arapçada L telaffuz edilmez ALSURİ yerine ASSURİ denilir. Ayrıca kadim Arapça olan (SüryaniceAramice) de S veya Ş kullanılır. P yerine F veya B, C yerine G ve buna benzer birçok farklı lehçe telaffuzları söz konusudur. Farklı telaffuzu onu farklı bir ırka veya dile mensup etmez.

Ayrıca bizi Araplaştırıyorlar diye korku pazarlayan cahillere de iki örnek verelim. Roma devletinin en önemli hanedanlığı Arabi’dir. Suriyeli (Şahbalı) İmparator Filip ısrarla Arap Filip (Philip The Arab) ismini kullanmıştır. Şeyhlerin Şeyhi Muhyiddin ısrarla Arabi ismini kullanmıştır ve Muhyiddin AlArabi olarak zihinlere kazınmıştır. Halep merkezli ŞiiAlevi Hamdani devletin hükümdarı Seyf Eldawla El Hamadani’nin baş danışmanlarından Uygur Türkü AlFarabi Arapça diline yaptığı katkılardan ve Arabi tarihine duyduğu sevgi ve saygıdan mütevellit Arab Farabi olarak tanınmıştır.

Not: Batı’nın tarih anlatımını papağan gibi kopyalayanlar ile rozet Atatürkçülerine önerimiz Mustafa Kemal’in Fransızları uyarırken Suriye için ifade ettiklerini okusunlar. Türklerle Suriyeliler aynı ırktan mıdır? Aynı medeniyetin evlatları mıdır? Batı’dan değil Atadan öğrensinler.

Aydınlık