Yazarlar
17 Ekim 2019 ( 75 izlenme )

Nihat Genç: Harekatın ilk büyük kazancı

Özet, harekatın en büyük kazancı, elli yıldır korkusuyla ertelediğimiz yalnızlığımızla yeniden tanışmak oldu, bu sefer, yalnızlığımızı göze alacağız, yalnızlık korkusuyla elli yıldır bizi FETÖ’ye PKK’ya boyun eğdiren siyasetler karşısında nihayet kendine güvenen yepyeni bir milli siyasetin içinde olacağız.


Barış Pınarı Harekatı başlar başlamaz önce döviz yükseliyor korkusu, sonra, yapayalnız kalıyoruz tehditleri ve sonra PKK güdümlü savaşa hayır kampanyaları.

Sonra ABD’den yaptırımlar, AB, İran karşı çıkıyor, sonra Trump twitleri sonra Erdoğan’a yazılmış bir mektup, sonra, ülkemize saldırmaya başladılar ve ‘gerçekler’ akın akın ön cephede yerini almaya başladı.

EN BÜYÜK HAZİNEMİZ

Harekat daha haftasını doldurmadan Türk siyaseti som altın değerinde ‘gerçeklerle’ hızla yüzleşmeye başladı.

Bugüne kadarki halimiz (siyasetimiz) nasıldı? Şöyle: teröristler bizi kırk yıldır içerden ve sınırdan vuracak ve durmaksızın öldürecek, havaya uçaracak ve bizler ‘yapayalnız’ kalmayalım ‘düşmanlarımız çoğalmasın’ diye ses çıkartmayacağız.

Bugünkü vaziyet nedir, sınırdan teröristlerin üstüne henüz on adım gitmeye başladık ki dost-düşman dünya karşımıza dikildi.

En değerli madenimiz en büyük hazinemiz, bu gerçektir.

Türkiye’nin toprak güvenliği ve egemenliğinden sorumlu siyasiler artık bu ‘gerçek’le yepyeni bir ‘siyaset’ inşa etmek zorunda.

Barış Pınarı Harekatı başlar başlamaz önce döviz yükseliyor korkusu, sonra, yapayalnız kalıyoruz tehditleri ve sonra PKK güdümlü savaşa hayır kampanyaları.

Sonra ABD’den yaptırımlar, AB, İran karşı çıkıyor, sonra Trump twitleri sonra Erdoğan’a yazılmış bir mektup, sonra, ülkemize saldırmaya başladılar ve ‘gerçekler’ akın akın ön cephede yerini almaya başladı.

EN BÜYÜK HAZİNEMİZ

Harekat daha haftasını doldurmadan Türk siyaseti som altın değerinde ‘gerçeklerle’ hızla yüzleşmeye başladı.

Bugüne kadarki halimiz (siyasetimiz) nasıldı? Şöyle: teröristler bizi kırk yıldır içerden ve sınırdan vuracak ve durmaksızın öldürecek, havaya uçaracak ve bizler ‘yapayalnız’ kalmayalım ‘düşmanlarımız çoğalmasın’ diye ses çıkartmayacağız.

Bugünkü vaziyet nedir, sınırdan teröristlerin üstüne henüz on adım gitmeye başladık ki dost-düşman dünya karşımıza dikildi.

En değerli madenimiz en büyük hazinemiz, bu gerçektir.

Türkiye’nin toprak güvenliği ve egemenliğinden sorumlu siyasiler artık bu ‘gerçek’le yepyeni bir ‘siyaset’ inşa etmek zorunda.

Ya yeni bir yol açılır ya yeni bir yol yapılır, çünkü Türkiye yakın tarihinin bu en derin ‘nehrini’ aşmak geçmek zorunda.

Türkiye dünya haritasında ve aynasında ‘gerçek’ yerini öğrenmeye başladığına göre bu ‘gerçekler’ Türkiye’nin en büyük siyasi kazancı olacak, bu gerçekler bütün kütüphanelerden bütün bilgelerin aydınların toplamından daha yüksekte ve önemdedir.

İçerde ve dışarda siyasetimizi sağlı sollu dinci ideolojiler ve fikirler artık bu ‘gerçekle’ yüzleşerek ya varolacaklar ya yok olacaklar.

ARTIK BURAYA KADAR!

Yalandan dolandan ‘ikili ilişkiler’ yalandan dolandan telefon konuşmaları yalandan dolandan şunu görüştük bunda anlaştık, yalandan dolandan kapalı kapılar ardında karşılıklı çıkarlar lafları, bu sahte ‘ilişkiler’ dünyası buraya kadar, elli yıldır küreselleşme özelleştirme dünyaya açılıyoruz AB’ye giriyoruz lafları açılımlar buraya kadar.

Kimsenin şüphesi olmasın Barış Pınarı Harekatı Türkiye’nin risk alarak meydan okuyarak artık yeter dur diyerek kimliğini şahsiyetini uzun vadede yavaş yavaş ortaya çıkartacak. Bıkanlar teslim olanlar yorulanlar göze alamayanlar korkaklar yarı yolda kalacak Nuh’un Gemisi faresiz yılansız sırtlansız yoluna devam edecek.

Gerçekler hepimize öğretiyor, Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet var mı cürmü ne kadar varlığı ağırlığı gücü sınırları var mı ne kadardır nihayet ne mutlu Türk’üm diyene hepimiz öğreniyoruz işte.

Ki, bir hafta içinde elli yıldır oluşturulmuş yalan dolan sahte dostları komşuları bize biçtikleri ‘kefeni’ ‘değeri’ öğrendik, küreselleşmeyle özelleştirmeyle BOP başkanlığıyla açılımlarla girdik, bu hikayenin sonunda ne oldu da yine bütün dünyayı karşımızda bulduk?

Dost düşman istiyor ki PKK varlığını sürdürsün silahlansın ve Türkiye’ye içerden dışardan saldırarak ekonomisini askerini direncini iç huzurunu bozsun ve çözülsün ve açılıma terör örgütüyle masaya oturmaya yanaşıp topraklarını ikiye bölsün.

YALNIZLIKTAN ÖDÜMÜZÜ KOPARANLAR…

Düşmanın ülkemizi pes ettirmeye çalışan bu hain tezine nihayet karşı çıkmaya başladığınızda işte dört taraftan saldırıya geçtiler, dünün küreselleşelim özelleştirelim Bush’un yanında Irak’a girip Arapları özgürleştirelim diyenler, bugün yine toplanıp ‘harekata’ karşı çıkıyorlar, bizi yine elli yıl önceki yalnızlıktan ödümüzü kopartıp AB’ye sarılan Bush’a sarılan FETÖ’yü PKK’yı CIA’nın Türkiye’ye karşı düşman orduları haline getiren büyük kumpas tezgah günlerine mi döndürmek istiyorlar.

Ve siz düşmana ses kavga zorluk çıkartmayıp uysal göründükçe binlerce tırlarla PKK’ya silah taşımayı sürdürdüler, siz özgürlük lafına bu kadar enayice kanarsanız Türk Ordusu’nu sümüklü bir şeyhin emrine verirler. Siz bu kadar ‘uysal’ göründükçe düşman da kendi boyunu gücünü dev devasa görmeye başlar. Irak’ta Afganistan’ta Suriye’de Libya’da Vietnam’da çuvallayıp kaçanlar sizin ‘uysallığınızla’ kendilerini dünyanın jandarması sanır direktif üzerine direktif nara atmaya başlar sizi köle gibi görür efendilik taslarlar.

Türkiye Barış Pınarı Harekatı’yla bütün riskleri göze alarak artık varlığımı ispatlamak zorundayım dedi ve henüz ilk haftasında Türkiye’yi içten içe kemiren bir büyük ‘huzursuzluğun’ üstüne yürüdü. Sınırlarına kadar kovulmuş bu huzursuzluğun üstüne yürümezsen bu huzursuzluk tekrar eski günlerdeki gibi içerde zaten sizi yiyip bitirecek.

Tehlikeler ve belirsizlikler içindeki elli yılın muğlak siyasetleri buraya kadar, cesur ve kararlı ordumuz içerde dışarda düşmanı artık dünden daha iyi tanıyor, bundan büyük ‘güzellik mi’ olur. Düşman kim, değil bilmek işte henüz on adım ancak ilerlediğimiz ön cepheden elimize gelen ilk bilgilerdir. Cumhurbaşkanı’nın ağzından bilgilendiğimiz haliyle artık harekat bu eşsiz değerde bilgilerle kararlarını ileri ya da geri verecek.

KUSURSUZ BİR DOĞUM BİZİ BEKLİYOR

Bu taptaze capcanlı bilgilerle cephede neler olur bilinmez ama bu pırlanta değerinde bilgilerle iç cephede ve Türkiye’nin yeni kurulacak dünyasında Türkiye’ye tarihi yönelimleriyle bağımsızlıktan yana yepyeni imkanlar sunacak.

Belki ateşlere düşeceğiz yanacağız eziyet işkence yoksulluk çekip kavrulacağız, Kıbrıs Harekatı sonrası ampul gaz yağ bulamadığımız günlerin korkusuna düşeceğiz, ama, boyumuzu posumuzu direncimizi gücümüzü test edip direne direne geri çekilsek dahi siyasi ruh ve kuvvetimizin ölçüsünü gücünü öğrenmiş olacağız.

(Bakın, mesela, Çin bile harekata karşıymış, ne kadar güzel, olur da Avrasya’ya yönelirseniz bizi bekleyen belaları da erkenden öğrenmiş olduk, fena mı, bu az bir bilgi mi?)

Şimdi Türkiye’de sahici som altın bir ‘gerçek’ dölleniyor, büyük gerçeğimize ‘gebe’yiz.

Kusursuz bir doğum bizi bekliyor.

İlerleme ya da çekilme her iki halde de ‘gerçek’in doğumuyla yüzleşeceğiz.

Bu eşsiz mucizevi bilgi ve doğum şudur: Yalnızlıktan korkmamak.

Tamam, diyeceğiz, tam da bu, onun bunun köpekleriyle iç ve dış siyasette işimiz olmaz, muazzam ve mükemmel değiliz ama gücümüz kadar varız, boyumuz kadar bir milletiz. İçerde dışarda kimlerin kızgın elini dost diye sıkıp sıkmayacağımızı biliyoruz artık.

Geçmişte ve gelecekte tarihlerüstü kuş bakışı ‘kaderimize’ bir daha bakacağız, en yalnız kaldığımız ‘kurtuluş’ günlerinin acısını daha derinden hissedeceğiz.

Gücümüzü ortaya ancak ‘cesaret edebilenler’ çıkartabilir, zahmet olmadan sıcak parayla artık ‘rahmet’ olmayacak, büyük güreşebilme marifetimiz var mı yok mu çok derinden test edip mukavemet direniş gücümüzü öğreneceğiz.

Evet otla saman ayrılacak, işte bunları öğreniyoruz, yapayalnız kalmanın korku ve dehşetiyle kıvrananların Kurtuluş Savaşı gibi mucizesi olmaz, kendi bileklerine halkına güvenmeyenlerin kişiliği, kimliği ve bir ülkesi hiç olamaz.

SINIRLARIMIZDAKİ DEĞİL RUHLARIMIZDAKİ SINIRLAR

Türk Milleti yine bir daha kendi yumrukları ve kendi yüreğiyle ‘yeniden’ vücut bulacak, danışıklı dövüşçülerle harbi olanlar safları partileri yerini bulacak.

Türk Milleti tarihi bir ‘nehri’ aşmak üzere.

Aşılması zorunlu bu nehir sınırlarımızda değil ‘ruhlarımızda’, yalnızlığımızdan korkmak değil yalnızlığımıza güvenerek hep birlikte aşılacak tarihi bir nehirdir bu, küreselcilerin timsahların FETÖ’lerin düşmanların yılanların cirit attığı kanımızı döken ülkemizin huzurunu bize zehir eden bir nehirdir bu.

Yalnızlığını taşıyamayanlarla yalnızlığı kendine yük olanlarla millet olmaz devlet olmaz insan olmaz hakkı hukuku uluslararası onuru haysiyeti hiç olmaz.

Uykuda gezer gibi gaflet içinde yılanların şeytanların koyunlarında ‘küreselleşme’ ‘açılım’ diyerek uyutulduğumuz koca elli yıla bir daha bakın, yalnızlık sopasıyla ite köpeğe haine CIA tezgahlarına bizi kurban ettikleri korkuyla panikle bize yaşattıkları kaybedilmiş bir büyük asra bakın.

BİZİ UYANDIRAN SOPA

Bugün haklı bir güvenlik sorunuyla bir harekat içinde uyanır uyanmaz kendimizi ‘uçurum’un kenarında bulduğumuz Kıbrıs Harekatı sonrası sağ sol liberaller eliyle bizi yalnızlık sopasıyla dövüp ülkemizi işgale varan bizi ite köpeğe rezil ettikleri elli yıl.

Sağ sol liberallerle yalandan küreselleşiyoruz, Annan planları, AB’ye girmeler, BOP başkanlıkları, Bush’la Irak’a özgürlük getirmeler, milli olan ne varsa satıp özelleştirmeler, vatanseverleri hain düşman ilan edip tutuklayan Ergenekon süreçleri, orduyu hukuku tasfiye edip 2010 anayasa değişikliğiyle ülkeyi FETÖ’ye teslim etmeler ve döne dolaşa, hapislere tıkılıp ölüp dirilip meydanlarda bombalar patlayıp, nihayet geldiğimiz bu YALNIZLIK HİKAYESİ, sizce de Allah’ın sopasıyla dövüp dövüp nihayet bize kendi milli gücümüzü hatırlatmıyor mu? Nihayet bizi kendimizi getirip milli sorumluluklarımızın artık şart olduğunu anlatmıyor mu?

Yukardaki paragrafı başından okuyun, o kadar yolu zaten size ‘yalnızlık’ korkusuyla dolaştırıp ülkenizi parçalattırıp özgürlük ve açılım diyerek FETÖ ve PKK’ya boyun eğdirerek sokaklarımızda bombalar patlata patlata meclisimize bombalar ata ata Gölbaşı’nda elli özel harekat polisimizi uykudayken öldürerek, dolaştırdılar.

Dün ülkemizi parçalattırmaya götürdükleri o yolda size ‘yalnızlık korkusuyla’ beyninizi yıkayıp dehşete düşürüp dolaştırdılar.

Ancak bugünkü ‘yalnızlığımız’ artık tecrübeyle acıyla trajedilerle ve üzgünüm siyasi iktidarın acemilik ve gafletleriyle öğrendiğimiz en değerli hazinemiz.

Ve bugünkü som altın değerindeki yalnızlığımızı siyasi aklımızla bulmadık, sağ sol liberaller ve İslamcılar gibi açılım gibi her yol denenerek getirildiğimiz zorla getirildiğimiz farenin delik bulamayıp sıkıştırılarak sürüklendiğimiz bir yer.

Ancak aklımız varsa tecrübe ve trajedilerimizden ders çıkartırız.

Bugün ‘yalnızlığımızı’ artık siyasi aklımızla milli siyasetimiz haline nihayet getirebilir silahından ekonomisine kadar ‘yalnızlığımız’ı artık düşmana koz olmaktan çıkartabiliriz.

MİLLİ HAZİNEMİZİ BULUYORUZ

Türk Milleti milli hazinesi ‘yalnızlığını’ nihayet buluyor, topunu tüfeğini uçağını dahi kendi yapan eski günlerdeki 30’lu yıllardaki gibi.

Şüpheniz olmasın yapayalnızlığımız bir daha yeniden aklımızı başımıza getirecek, bir daha kimseye muhtaç ekonomi politikalarıyla konuşmayacağız, hala küreselleşme diyenler varsa ya delidir ya hain diyeceğiz.

Kardeşlerim hakikat ‘kor’ bir alevdir, kor alev ışıldar ama yakar, kor alev ürkütür, kor alev sizi kömüre çevirir, ama dayanabilene direnebilene kor alev kuvvetli bir sıcaklık verir, çünkü, ‘gerçek’i tanımak, size kuvvet ve iktidar ve egemenlik verir.

Kurtuluş Savaşı mucizevi gücünü ‘yalnızlığından’ aldı!

Bizi yalnız bırakan ‘tarihi yürüyüşümüz’ egemen onurlu bir millet olarak var olma hikayemizdir.

Bir daha söyleyelim, ama elli yıldır bu ‘yalnızlık’ korkusunu tornistan ettirip tam aksi istikamete Türkiye’yi FETÖ’ye Bush’a hatta PKK’yla masaya oturmaya kadar razı eden bir zayıflık olarak sundular, oysa tam tersi, yalnızlığımız üretimimiz çalışkanlığımız tarlalarımız fabrikalarımız kardeşliğimizin ruhudur savaşma gücüdür.

Tekrar edelim, elli yıl önce aydınları ve siyasileriyle ‘yalnızlığı’ göze alabilseydik bugün çok daha kuvvetli kimseye muhtaç olmayan milli bir üretim kooperatifleşme ve milli bir sanayiinin sahibi olurduk.

Evet, bugün yine ‘yalnızlık’ korkusunu başımıza salıyorlar, yine küresel güçlere son elli yılda olduğu gibi boyun eğelim, köpekleri olalım FETÖ’süne PKK’sına rıza gösterelim istiyorlar, haşa başımızda hala yalnızlıkla halkını korkutan bir iktidar dahi olsa artık bu millet bu ‘yalnızlık’ korkusunu kabul etmiyor.

‘Yalnızlığının’ farkında olmak milletleri millet yapan o büyük mucizevi iradeyi ortaya çıkartır.

PKK’ya karşı harekat düzenlediğimiz bugünlerde Türk Milleti’nin başına boyunduruk kementi yine ‘yalnızlık korkusuyla’ vurmaya çalışıyorlar, dost düşman fena halde doğru söylüyor yalnızlaşıyoruz, ama artık hepimiz bu acı ‘gerçek’i nihayet idrak ettik: Dış siyasette elli yılın ‘gondol şarkıları’ sona erdi.

Artık kendi ürünümüz tekne ve takalara bineceğiz, kendi milli siyasilerimizle yola çıkacağız, egemenlik mi işte o zaman hak edeceğiz!

(Ve bir tarih felsefesi olarak bu ‘yalnız’ günlerde tarihin öğrettiği bu cümleleri  milletimize hatırlatmak zorundayım, tarihin en eski İskitler Hunlar Altınordu Selçuklu Osmanlı’dan Cumhuriyet günlerine kadar beş bin yıllık tarih içinde bir milletin düşmanları haritaları ve coğrafyaları ve kinleri ve tuzaklarıyla hiç değişmiyorsa, bu tarihten şu sonuç çıkar, bu millete önder olacak siyasiler, varoluş ve egemenlik ve hür yaşamak bağımsızlık kavgamızla şekillenen bu milli kimliği çok iyi bilip, hesaplarını ona göre yapacaklar.)

 

 

veryansintv

Bunlar da İlginizi Çekebilir