Anasayfa
2019-03-09 06:43:23 ( 54 izlenme )

Emperyalistlerin psikopat ruhu

Emperyalizm, europid insan sınıfının bilinçaltı olgusunun, ezelinden günümüze taşıdığı bir miras. Emperyalizmin, olumsuz etkisi altında kalan ülkelere bakacak olursak, İngiliz emperyalizmi olsun, Amerikan emperyalizmi olsun, her ikisinin de kaynağı, bu ezeli travmalar...


GÜLTEN KOLÇAK / Analİtİk Psikolog-Psİkoterapist

Hâlâ aç kalma, hâlâ varlığın tükenme olasılığı fobileri...

Aydınlık gazetesinin 17 Haziran 2017 tarihli internet sitesinde emperyalizm konusunu analitik aile psikolojisi açısından yorumlamıştım. Bu ikinci yazımda aynı konuyu hem tarihsel açıdan hem de antropolojik verilere dayanarak ve de evrenselleştirerek irdeliyorum.

Emperyalizm olgusu günümüzde çözülme eğilimindeyken tekrar hortladı. Yunan Mitolojisinden, çocuklarını arka arkaya yiyip yutan Kronos’un yaptığı gibi... Emperyalistlerin sağa sola saldırılarının günümüzdeki nedeni, ‘1 verip-10 geri alma’ oyunlarının, çoğunlukla dünün Mazlum Milletleri olan kurbanlarınca deşifre edilerek, bu sinsi oyunları böylece sonlandırma eğiliminde olmalarıdır. Sömürü kaynaklarını yitirme korkusu içinde bu Emperyalist Hortlaklar yakın ve uzak çevrelerine nasıl da saldırıyorlar... Dün Kurtuluş Savaşımızın zaferinin sonucu olarak ellerinden kaçırdıkları Atatürk Türkiye’si, yakın geçmişte çabaları boşa çıkan Esat Suriye’si ve şimdi de Maduro Venezuela’sı!

Emperyalizmin doğuşu ve sönüşü konusuna girmeden önce, psikososyal oluşumlara yönelik genel bakış açıma bir açıklık getireyim: Böyle ruhsal kaynaklı sosyal olguları irdelemede tüm insan topluluğunu tek ve bütün bir aile olarak görüyorum. Böylece bu ‘Hortlaklar’a da, ailemizin birer üyesi olduklarını düşünerek yaklaşıyorum. Ne yazık ki onları da bizden biri olarak kabul etmem gerekiyor. Salt kendi çıkarlarına odaklanan psikopatik eğilimleri, doğudan batıya, kuzeyden güneye değin ailemizin tüm bireylerini böyle çıkarcı ya da şöyle boyun eğici biçimde etkiliyor. Ne var ki yalnız bu Hortlaklar bizimkileri değil, dünya ailemizin diğer üyeleri olan bizler de onlarınkileri etkiliyor, hatta tetikliyoruz. Bu noktada ‘avuç açmak’ ve ‘ekmeğine yağ sürmek’- deyimlerimizi anımsamamızın yerinde olacağını düşünüyorum. On paralık emeksiz çıkarı için sömürülmeyi sineye çeken ya da ‘dur! yeter artık!’ demesini beceremeyen ailemizin diğer pasif agresif bireyleri, ‘Emperyal Hortlarların’ uzattıkları ‘havuca avuç açarak’ Hortlakların ‘ekmeğine yağ sürüyorlar’. Sömürülenler, kendi çıkarlarını düşünmeyip ‘avuç açma’salar, sömürgenlerin ‘havucu’ ellerinde kalacak ve onlar artık sömürülecek bir şey bulamayacaklar!

EMPERYALİST HORTLAKLARIN TARİHSEL TRAJİK ÖYKÜSÜ

Onlar dünya ailemizin, benmerkezci, çıkar odaklı sinsi psikopat karakterli (1) üyeleri. Bu niteliklerinin tarihsel somut örnekleri bu yazımın konusu değil. Görsel ve yazınsal medya bunları hemen hemen her gün zaten sergiliyor. Amacım, ailemizin bu üyelerinin psikopatik varlığının altında yatan acı gerçekleri ve de bunlardan kurtulma yolunu dile getirmek. Psikopatların tedavisinin olanaksız olduğunu öncelikle vurguladıktan sonra, Hortlaklarımızın psikopat ruhunu, ezeli yaralarının çirkin bir eseri olarak gördüğümü belirtmek isterim.

Burada bana antropolojik insan gruplarının sınıflaması (2) ile onların arkaik (prehistorik/ tarihöncesi) yaşantıları ışık tutuyor. Örnek vereyim: İlk dik yürüyen ve negrid olarak adlandırılan insan sınıfını oluşturan homo erectus, ateşi bulduktan sonra Afrika’yı terk edip Avrupa’ya yerleşiyor ve europid insan sınıfı olarak adlandırılıyor. Burada onları, yaşam düşmanı buzullarla kaplı çok zor bir ortam ve de daha da önemlisi besin kıtlığı karşılıyor. Fauna ve florası bol ve çok sıcak Afrika’dan buzullar ülkesi çok soğuk Avrupa’ya göç europid’lere bu düşmanca ortamda travmalar yaşatıyor. Ardı arkası kesilmediği gibi, giderilme olanağı da bulunmadığı için içselleştirilmiş olan bu travmalar, europid’lerin bilinçaltlarına depo ediliyor.

Korku, acı ve açlık yaşamları boyunca sürdüğünden, bundan duygu ve düşünceleri olumsuz yönde etkileniyor. Bu ruhsal ezeli kalıntılar, açlık duygusu ve varlığını tüketme korkusu, kuşaktan kuşağa aktarılıyor. İşte bu olgunun böylece, onların Kolektif bilinçaltı’nda (3) çağımıza kadar taşındığına tanık olmaktayız. Europid insan grubundan ayrılıp diğer kıtalara göç edenlerde ise bu atavik travmatik deneyimler, yerleştikleri yeni kıtalardaki doğanın cömert varlığı sayesinde terapötik bir düzeltme geçiriyor. Asya ve Amerika’ya yerleşerek Mongolid, Avustralya’ya göç ederek de Australid insan sınıfını oluşturanlar ki bunlar Avusturalya’nın esas sahipleri Aborjinlerdir, yeni yaşamlarındaki bu olumlu değişimler sayesinde ezeli travmalarından kurtuluyorlar. Öte yandan europid insan sınıfının bir bölümü, Avrupa kıtasındaki doğal koşulların tarih boyunca olumlu değişimine karşın, o ezeli travmalarını günümüzde hâlâ taşımaktadırlar. Özcesi, Europid sınıfının bu hasta bölümü, çağımızda emperyalizm olgusunu oluşturmaktadır.

FOBİLEŞMİŞ KORKULAR

Reklamdan sonra devam ediyor 

Emperyalistler, kolektif bilinçaltlarında yatan o atavik ruhsal mirasları olarak gördüğümüz fobileşmiş (zihinsel önüne geçilemeyen bir korku) ezeli açlık ve varlığını yitirme korkularını insan topluluklarına ve doğaya egemen olmaya çaba göstererek gidermeye çalışıyorlar. Fobi içerikli travmaların tedavisi, giderme (telafi, kompensation) yolu ile olanaksız olduğundan, gözleri doymuyor ve doğa karşısındaki ezeli yenilgilerini doğayı bozarak (örneğin GDO’lama ve Klonlama vb.) gidermeye çalışıyorlar. Görülüyor ki Emperyalizm, europid insan sınıfının bilinçaltı olgusunun, ezelinden günümüze taşıdığı bir miras. Emperyalizmin, olumsuz etkisi altında kalan ülkelere bakacak olursak, İngiliz emperyalizmi olsun, Amerikan emperyalizmi olsun, her ikisinin de kaynağı, bu ezeli travmalar... Hâlâ aç kalma, hâlâ varlığın tükenme olasılığı fobileri...

EMPERYAL EĞİLİMİ OLMAYANLAR...

Buna karşılık, Asya Mongolidlerinde, Amerika’nın esas yerlileri olan Mongolid sınıfı Kızılderililerinde ya da Avustralya’nın esas sahipleri diye bilinen Aborjinlerde, insan topluluklarına total egemen olma ve doğayı sömürerek adım adım yok etme gibi emperyal bir eğilim görülmüyor! Fobi olarak tanımlanan korkular ve acılar bilinçaltına bir kere depolanmasın, ruhsal açıdan çözümlenmelerine olanak bulunmadığı sürece, yakın ve uzak çevrelerinde telafi yolları (kompensation) arayacaklardır.

‘Dünya ailemizin’ Emperyalist Hortlak üyeleri, bu psikopatik uğraşılarını yürütedursun, ailemizin biz diğer üyeleri, onların sinsi planlarına avuç açmadığımız, ekmeklerine yağ sürmediğimiz sürece, sömürü uğraşıları başarıya ulaşamayacak, hatta zamanla yok olacaktır. Biz Negridlere, Mongolidlere ve Aborjinlere çok iş düşüyor. Mongolid insan sınıfı üyesi biz Türklerin, Emperyalizme karşı bu özgürlük adımını atma yolunda, elimizde eşi örneği olmayan çok değerli bir mücevherimiz var; Atamızın bizlere bıraktığı Tam Bağımsızlık ve Altı Ok ilkeleri... Hadi bize kolay gelsin!

Kaynakça ve Açıklamalar:

Kaynakça örneklerini, Türkçelerini bulamadığım için yalnızca Almanca kitaplarımdan verebildiğime üzgünüm.

(1) Psikopati (Bkz. İsviçreli Psikiyatrist ve analitik Psikoterapist Anton Guggenbühl-Craig- ‘Seelen Wüsten’ Schweizer Spiegel Verlag): Psikopati ruhsal bir hastalık değildir. O, doğumla kazanılan ruhsal bir kötürümlüktür ve tedavisi olanaksızdır. İnsan ruhuna özgü düşünce ve davranışlar arasında arşetipiksel bağ kurma yetisi Psikopatlarda yoktur. Bu yetinin kaynağı olan eros (sevgi), arşetipi psikopatlara doğumla verilmemiştir. Onların düşünce tarzında ‘ak’ aktır, ‘kara’ da kara. İkisinin birbirine olan ilgisini oluşturan ‘gri’nin varlığı onların mantığında yoktur. Okuru şaşırtan bu kötürümlüğün örneklerini gazete haberleri yeteri kadar yansıtır. Örneğin: tanımadığı sarışın bir kadını bıçaklayan bir psikopat soğukkanlılıkla ‘evet onu ben öldürdüm, saçı sarıydı ve ben sarı saçı sevmem’, diyebilir. Nefret ettiği sarışın annesi ile yabancı sarışın kadının hiçbir ilgisi olmadığını, eros-kötürümlü psikopat mantığı anlayamaz.

Arşetip: ‘Die Psychologie von C.G.Jung’. Walter Verlag Olten. İsviçreli psikiyatrist ve analitik psikoterapinin kurucusu C.G.Jung’un terminolojisine ait bir kavramdır, ilk insandan bugüne dek yaşanmış deneyimlerin yoğurduğu düşünce yapılarını ve davranış tiplerini içerir. Örneğin Anne-Arşetipi (Mutter Archetyp) tüm kültürlere özel, potansiyel bir anlam taşır!

(2) Antropoloji: ‘Aus der Steinnzeit in den Weltraum’.Verlag Das Beste . Stuttgart

(3) Kolektif Bilinçaltı: Jolande Jacobi ‘Die Psychologie von C.G.Jung’ Walter Verlag Olten.

Bunlar da İlginizi Çekebilir