Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Türkiye – Rusya ilişkilerini analiz ettiği yazısı, Avrupa düzeyinde etkili olan, İtalya’nın en önemli jeopolitik dergisi Limes’ta yayımlandı. İtalya’nın en popüler yayınlarından La Repubblica, La Stampa, L’Espresso’yuda çıkaran Gedi grubuna bağlı Limes, makaleyi “Türkiye Rusya’yı seçti” başlığıyla okuyucularına sundu. Doğu Perinçek makalesinde, Ankara – Moskova dostluğunun sağlam bir zeminde geliştiğini ve ilerlediğini belirtti. Atlantik sistemindeki 70 yıllık tecrübesinin ve bu sisteme bağımlılığın uğrattığı zararların, Türkiye’yi Rusya ve diğer dostlarıyla buluşturduğunu kaydeden Perinçek şu önemli tespitleri yaptı: “Türkiye, binlerce yıllık imparatorluk mirasına ve son iki yüzyılda devrim geleneğine sahip olan bir ülkedir. Türkiye’nin bu tarihsel birikimi ve dinamikleri Atlantik dayatmasını sonuna kadar kabul edemezdi ve etmedi. 2014 baharı, dönüm noktasıdır. Fethullah Terör Örgütü (FETÖ) Gladyosunun tertibiyle biz Vatan Partisi yöneticileri ve binlerce general ve subay 2007-2014 yılları arasında hapse atılmıştık. Vatan Partisi önderliğinde ABD duvarlarını yıktık. Türkiye, Atlantik zincirini işte o yıl kırdı.

ASYA’DAKİ DOSTLARLA BULUŞMA

“İçte ve dışta ABD ile cephe cepheye gelen Türkiye, 2014 sonrası süreçte gerçek dostlarıyla buluştu. Türkiye’nin Atlantik sisteminden gelen Neoliberal dayatmaya ve sözde “Kürdistan” aslında İkinci İsrail girişimine karşı dostları veriliydi.

“Türkiye’nin komşuları İran, Irak, Suriye de aynı tehditlerle karşı karşıyaydılar. Rusya ise, Atlantik sisteminin baskı ve tehditleriyle mücadele ediyordu. Türkiye’nin ekonomik gelişmesi ve güvenliği ancak Avrasya ikliminde olanaklıydı. Avrasya, bilindiği gibi, Avrupa artı Asya anlamına geliyor. Türkiye’nin Atlantik’ten kopma ve Avrasya’ya yerleşme süreci kaçınılmazdı ve başladı.”

GÜNCEL TEHDİDE KARŞI TÜRKİYE’NİN İTTİFAK POTANSİYELİ

Perinçek, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye yönelen güncel tehditlerin de Ankara’yı bölge ülkeleriyle yakınlaştırdığını vurguladı: “Ege ve Doğu Akdeniz’de Mavi Vatanımıza yönelik tehdidin merkezinde ABD ve İsrail var. ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz’de namlularını Türkiye’ye çevirerek ortak askerî tatbikatlar yapıyorlar. Bu tatbikatlara Tevrat’tan Noble Dina ve Grek Mitolojisinden Nemesis adlarının verilmesindeki tehdidi görmezden gelemeyiz. Bu durumda Türkiye, Doğu Akdeniz’de ve Libya’da kaçınılmaz olarak Rusya ve İran dostluğuyla buluşmaktadır. Suriye, Lübnan, Mısır, İtalya, Tunus ve Cezayir Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki potansiyel müttefikleridir.”

EKONOMİDE STRATEJİK İŞBİRLİĞİ

“Yalnız güvenlikte değil, Türkiye-Rusya dostluğunun ekonomik iticileri de var. Türkiye’nin dış ticaret hacmine baktığımız zaman, birinci ve ikinci ticaret ortakları, Rusya ve Çin’dir. Türkiye’nin enerji güvenliği, Rusya, İran, Azerbaycan ve Irak’tadır. Demek ki, Türkiye ekonomisinin zorunlulukları, Asya ile bütünleşmeyi gerekli kılmıştır. Bu açıdan Rusya ile işbirliği nereden baksanız, doğaldır ve zorunludur. Bütün olarak bakınca, Türkiye-Rusya işbirliği stratejik boyuttadır. Rusya bizim stratejik ortağımız. Türkiye’nin yönetimine kim gelirse gelsin, buna mecburdur. Rusya için de aynı zorunluluk geçerlidir.”

KARADENİZ VE AKDENİZ’DEN UMMAN DENİZİNE KADAR TEK CEPHE

Perinçek, bütün bölge ülkelerini hedef alan tehditlerin birbirinden bağımsız değil ortak tehditler olduğunu ve hepsi için tek bir cephe bulunduğunu ifade etti: “Bugün içinde yaşadığımız konjonktürdeKaradeniz’den Umman Denizi’ne kadar tek bir cephe oluştu. Kırım sorunu, Abhazya, Hazar Denizi, Ermenistan’ın Azerbaycan toprağı olan Karabağ’ı işgali, Ege, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Libya, Filistin, Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki ABD-İsrail girişimi, İran’a yaptırımlar, Yemen’deki çatışmalar, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve Umman Denizindeki uluslararası anlaşmazlıklar, hepsi Türkiye’yi ilgilendirmektedir ve dolayısıyla Türkiye taraf durumundadır. Tek tek bütün bu alanlar, tek bir cephenin parçalarıdır. Ve bu tek cephede Türkiye ile Rusya’nın stratejik çıkarları buluşmaktadır. Her iki ülkenin hükümetleri, bu cephelerdeki siyasetleri uyumlu hale getirerek kendi ülkelerinin sorunlarını çözebilirler.”

ATATÜRK’ÜN TARİHİ ÖNGÖRÜSÜ

Atatürk’ün de Türkiye – Rusya ittifakını stratejik önemde gördüğünü belirten Perinçek bu öngörünün ne kadar haklı olduğunun anlaşıldığını vurguladı: “Büyük Devrimci Önder Atatürk, ölümüne doğru 1937 yılında yakın arkadaşlarına “Size tek bir vasiyet bırakıyorum” demişti: ‘Dünya yeni bir savaşın eşiğindedir. Sovyet dostluğundan ayrılmayacaksınız.’[1] Bu stratejik bir vasiyetti. Çünkü o zamanın dünya dengelerinde Kemalist Devrim, ancak Sovyet dostluğu ile sürdürülebilirdi.

70 YILLIK TECRÜBEDEN SONRA KEŞFEDİLEN VASİYET

“1945 yılından 2014 yılına kadar Atlantik sistemi içinde yaşanan 70 yıllık tecrübe, Türkiye için derin derslerle doludur. Özeti: Türkiye’ye Atlantik sistemi içinde tam bağımsızlık yok, ekonomik refah yok, bölünme tehdidi var, borç batağına saplanmak var. Bu tecrübeden sonra Türkiye, Atatürk’ün 1937 yılındaki Rusya dostluğu vasiyetini keşfediyor. Demek ki o vasiyet, tarihi bir öngörü imiş ve stratejik imiş.”

İNSANLIK İÇİN TARİHİ FIRSAT

Perinçek, iki ülke arasındaki dostluğun, ABD emperyalizmine karşı etkisi bakımından bütün insanlığın lehine olduğunun altını çizdi: “Türkiye-Rusya işbirliği, kuşkusuz çetin bir süreç ve elbette inişli çıkışlı. Çünkü Türkiye, sistem değiştiriyor. Atlantik sisteminden ayrılıyor ve Avrasya’ya yerleşiyor. Bu basit bir dış politika değişikliği değil, yeni bir Uygarlığa katılmadır.

“BugünTürkiye, İran, Rusya ve Çin’in dostluğu yalnız kendileri için değildir, bütün insanlık içindir. Asya’nın birleşmesi ve yükselişi, ABD’nin hegemonyacılığının önünü kesiyor ve Dolar Saltanatının yıkılmasında esas etkendir. Diğer kıtalardaki insanlığın bağımsızlık, refah, güvenlik ve barış umutlarının gerçek olacağı süreç, insanlığın görüş mesafesindedir.”