SELÇUK TINAZ

Siyasi tansiyonun hiç düşmediği 2019 yılı boyunca, tartışmalarda kullanılan kin ve nefret dilinin yarattığı toplumsal düşmanlık seviyesindeki yükselme, ülkemize zarar verme konusunda hiçbir musibetin, bütün zamanların en büyük sorunu olan siyasi kamplaşma ile rekabet edemeyeceğini, bir kere daha gösterdi hepimize. Toplumsal düşmanlığı azdıran bu eski ve tanıdık yolun sonunda, aynı çıkmaz sokağa defalarca girdik maalesef:

50’li yıllarda yaşanan kamplaşma; 27 Mayıs 1960’da Cunta İhtilalini... 70’lerdeki kamplaşma ; 12 Eylül 1980’de Bizim Oğlanlar Darbesini ve 2000’lerdeki kamplaşma; 15 Temmuz 2016’da FETÖ Darbesini getirdi.

ÖNCE AKP’LİLERİN, ŞİMDİ DE CHP’LİLERİN FETÖ VE PKK İLE İTTİFAKI

Bunlar bilinmesine rağmen kötü alışkanlıkları sürdürmek ve geçmişten ders almak yerine aynı hataları tekrarlamak tercih ediliyor. Fanatik particilik ile siyasi kamplaşma, insanların eğitim seviyeleri ve zeka düzeyleri gibi niteliklerini felç eden ve bütün kurbanlarına ‘halk düşmanlığı’ hastanesinde görülen en kötü karakter özelliklerini bulaştıran, tehlikeli bir hastalık.

Önce AKP’lilerin, şimdi de CHP’lilerin FETÖ ve PKK ile ittifak kurmalarına bakılırsa, fanatik kampçıların, karşı kampa üstünlük sağlayabilmek uğruna yapamayacakları hiçbir şey yok. Türkiye’ye zarar vermek isteyenler, kampların bu zaafını çok iyi kullanıyorlar.

Uluslararası saldırıya uğrayan iki kamptan biri olan AKP tarafı işin farkında, ama CHP tarafı için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

TERÖR KURBANLARI GERÇEKTEN ÖLÜYOR

CHP’yi gözü kapalı destekleyenler, huylarını değiştirmek ve saldırı altındaki partilerinin, kimler tarafından hangi amaçlar için hedef alındığını mutlaka öğrenmek zorundalar.

Bunu yaparken, içinde bulundukları siyasi kampın konforlu alışkanlıklarını bırakmaları, ezber dışı düşünme zahmetine katlanmaları ve ilgili ilgisiz her konuda kullandıkları; karşı kampı suçlama refleksini dizginlemeleri gerekiyor.

Terör örgütü PKK’yı meclise ve belediyelere sokup, devlet bütçesinden milyonlarca lira yardım almasını sağlayan CHP’liler, şu uyarıyı hak ediyorlar : Seçimlerde oy kullanmak, ne zannettikleri kadar basit ve sorumsuz bir iş ; ne de bir çocuk oyunu. Terör kurbanları gerçekten ölüyor. Oy atılan sandıklar, onlara tabut oluyor.

“SARAY’A GİDEN CHP’Lİ”

Ülkeyi yönetme arzusunu hesaba katmayı unutmak ve ne pahasına olursa olsun Erdoğan’ı devirmeyi yegane amaç haline getirmek, Türkiye’nin, PKK ile birlikte ortaklaşa yönetilemeyeceğini ve ancak parçalanıp bölüşülebileceğini idrak etmeyi engelliyor.

Demokratik şekilde kullanılması gereken oyların, mahalle baskısı altındaki kampın uyutucu atmosferinde otomatik özellikler kazanmasıyla, böyle vahim hatalara düşmek kolaylaşıyor.

Belli ki; yabancı büyükelçiliklerin kahvaltı salonlarında, denize açılan özel yatlarda ve karanlık otel köşelerinde sık sık Batı’dan gelen siyaset simsarları ile buluşmaya çok meraklı olan CHP yöneticilerinin gizli görüşme alışkanlıkları ve hevesleri dikkate alınarak, “Saray’a giden CHP’li” kumpasının inandırıcı ve etkili olacağı düşünülmüş.

“KUMPASLA GELEN, KUMPASLA GİDER”

Türkiye’ye arzu edilen miktarda zarar veremeyen parti yönetimini değiştirmek amacıyla “Kumpasla gelen, kumpasla gider” sözünü siyaset literatürüne kazandıracak şekilde, CHP üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kurulan ve sadece İmamoğlu’nun işine yarayacak biçimde tasarlanan bu kumpasın hedef kitlesi CHP seçmeni olduğuna göre...

AKP’yi ve Erdoğan’ı her şeyin ölçüsü haline getirip, her şeyi onların üzerinden değerlendiren... AKP’ye ve Erdoğan’a zarar veren her şeyi, Türkiye’ye zarar verse dahi destekleyen... AKP’ye ve Erdoğan’a yarar sağlayan her şeye, Türkiye’ye yarar sağlasa bile karşı çıkan... Her gün 24 saat AKP’yi ve Erdoğan’ı düşünürken CHP’yi düşünmeye vakit bulamayan ve sürekli olarak sadece AKP’ye ve Erdoğan’a bakarken, kendi partilerinde olan biten hiçbir şeyin farkına varamayan, kamp mahkumlarına seslenmek istiyorum :

Lütfen bir an için Türkiye’de AKP adında bir parti ve Erdoğan isminde bir politikacının olmadığını varsayın. AKP’ye ve Erdoğan’a karşı duyduğunuz o büyük kine, nefrete ve düşmanlığa esir ettiğiniz düşünme yeteneğinizi, kısa süre de olsa özgür bırakın...

Erdoğan ve AKP olmasaydı da, iktidarda ve mecliste gerçekten Atatürkçü olan bir parti yer alsaydı...

BUGÜNKÜ CHP’YE OY VERİR MİYDİNİZ ?

7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, Türkiye’nin çıkarları ve hakları doğrultusunda hareket etmeye başlayan dış politikayı 180 derece değiştireceğini söyleyen, bugünkü CHP’ye oy verir miydiniz ?

Bir Amerikan tasarımı olan AKP, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ihtiyaçları doğrultusunda FETÖ ile devleti, PKK ile de vatanı ve milleti bölüşüp paylaşırken... Yani : Türkiye’de “HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLURKEN !!!” ABD’yi yönetenler, AKP’nin liderini değiştirmeye karar verdiler...

Çünkü Amerikalılar ; Gül, Babacan, Davutoğlu, Akşener ve Kılıçdaroğlu gibi emir kullarıyla çalışmayı seviyorlar. Onlar emredecek, kullar hemen yapacak. Kurdukları sistem böyle işliyor. Erdoğan gibi gizli ajandası olan ve inisiyatif kullanmayı seven politikacılardan hoşlanmıyorlar.

O zamandan bu yana, Erdoğan’ın ve AKP’nin, karara direnişine şahit oluyoruz. Batı’nın Türkiye’ye karşı kullandığı Fettullah’çı ve Apo’cu terör örgütleri konusunda ve dış politikanın diğer bütün konularında, AKP’nin, daha önce izlediği Batı yanlısı politikayı, karardan sonra 180 derece değiştirdiği görülüyor.

AMERİKA’DAN YÜKSELEN FERYADIN SEBEBİ

Türkiye’de, Avrupa devletlerinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kararlarına direniyorsanız ve Batı’ya karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında yer alıyorsanız, hayatı boyunca Batı’ya karşı savaşan Atatürk’ün politikasını izliyorsunuz demektir.

Batı’da görülen endişenin, paniğin kaynağı ve Avrupa’dan, Amerika’dan yükselen feryadın sebebi budur.

Atatürk’ün Hatay Politikası, o dönemde Türkiye’nin gücü olsa, daha başka neleri yapmak isteyeceğini açıkça gösteriyor.

Şu anda uygulanan dış politika, Atatürk’ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı her şeyi Balkanlar’da, Kafkasya’da, Güneybatı Asya’da (Ortadoğu’da), Doğu Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da yapmaya çalışıyor, çünkü Anadolu’yu savunmanın başka yolu yoktur.

Bu politikayı tersine çevirirsek, Sevr Haritasını bile çok görürler bize.

YURT İÇİNDE SAVAŞMAK ZORUNDA KALIYORUZ

Terör örgütleriyle üzerimize saldırmalarının nedeni budur zaten. Düşmanlarla yurt dışında mücadele etmeyi göze alamadığımız zaman, yurt içinde savaşmak zorunda kalıyoruz.

Çeşitli bahanelerle Türkiye’yi kara sınırlarının içine hapsetme taraftarı olanlar, ABD’nin savunmasını dünyanın hangi bölgelerinden başlattığına baksınlar lütfen.

Vatan savunması ile emperyalizmi birbirine karıştırmayacak kadar adaletli, deneyimli ve olgun bir milletiz. Kurduğumuz imparatorlukların yönetimi altındaki bölgelere, aldığımızdan fazlasını verdik daima. Eski adı Yugoslavya olan topraklardaki eserlerimizi yok etmek isteyen NATO uçaklarının cephaneleri yetmedi.

SEVGİLİ ATATÜRKÇÜ CHP’LİLER

Bir de güncel örnek var : Akdeniz için imzaladığımız mutabakat ile sadece kendi haklarımızın değil, Libya’nın haklarının da, bazı haydut devletler tarafından gasp edilmesini önledik. Sıradaki iş ; topraklarındaki zenginliklerin çalınmasını engellemek olmalı.

CHP’yi yönetenler, dış politikayı 180 derece değiştireceklerini söylüyorlar ve siz de hiç düşünmeden kullandığınız OTOMATİK oylarla, felaketimizi onaylıyorsunuz sevgili Atatürkçü CHP’liler.

BİR ATATÜRKÇÜ İÇİN EN KÖTÜ SENARYO BUDUR

Türkiye’nin izlediği dış politikadan Amerikalılar, Avrupalılar, İsrailli Siyonistler, FETÖ ve PKK ; kısaca : düşmanlarımız rahatsız. İşi tersine çevirmek, düşmanlarımızın istediği politikayı izlemek anlamına gelir.

Demek ki ; olası bir CHP iktidarında, Batı’ya yaranmaya ve yamanmaya çalıştığımız o eski haysiyetsiz yıllara ve Amerikalının, Avrupalının her dediğini yapmaya, her istediğini vermeye razı olan, onursuz politikalara geri döneceğiz.

Bir Atatürkçü için en kötü senaryo budur. Daha kötüsü yoktur.

PROJE ADAMLAR TARAFINDAN YÖNETİLİYOR

Tarih boyunca “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” diyen atalarımız için de... “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk için de öyledir. Aksi halde ; Kurtuluş Savaşında “Ya istiklal, ya ölüm” parolasını kullanan Başkomutanımız, daha önce de Çanakkale’de askerlerimize ölmeyi emretmezdi.

Boyunduruk altına girmektense, yok olmayı tercih eden bir milletiz. Partiyi ele geçiren Batıcı ve mandacı zihniyetten kurtulmadıkça, CHP, bizi temsil etmede ve yönetmede liyakat sahibi olamaz.

ESKİ AKP bile yaptığı bölücü açılımda teröristlerin silah bırakmasını şart koşarken, “PKK’dan silah bırakmasını isteyemeyiz, IŞİD’e karşı savaşıyor” diyerek, Amerikan planlarının ihtiyaçlarına, Türk vatandaşlarının can güvenliğinden daha fazla önem verdiğini gösteren... Bir yandan YPG’nin terör örgütü olmadığını söylerken, yukarıdaki ifade ile iki örgütü (YPG ile PKK’yı) birleştirdiğinin farkına varamayan... “Afrin’e niye giriyoruz. Girmeyelim” diyebilen ve “Suriye’de ne işimiz var” diye sorabilen, proje adamlar tarafından yönetiliyor YENİ CHP.

“HERKES ORADA, BİZ NİYE YOKUZ ?”

Bunlar, çok ağır sorgulamalara yol açacak talihsiz sözler. IŞİD ile PKK arasında danışıklı dövüş olduğunu bilmeyen politikacının ya kifayeti sorgulanır; ya da zekası. Bildiği halde böyle konuşuyor ise, ahlaki durumunu yargılamak şarttır.

Türkiye olarak bir yerde yok isek, CHP yönetimi : “Herkes orada, biz niye yokuz ?” diyor... Var olduğumuzda da : “Ne işimiz var orada ?” diye soruyor. Biz de saflıkla ; kendi partilerinde olması gereken bireysel ve kurumsal saygınlığa önem vermeyen bu insanların, milletimize ve devletimize saygı göstermelerini bekliyoruz.

Güney sınırımız boyunca kurulmak istenen terör koridoruna müdahale etmemize karşı çıkan proje adamlar, niyetlerinin askerlerimizi korumak olduğunu iddia ediyorlar, ama Davutoğlu “Kobani düştü düşüyor” diye tepinirken, onlar da meclisten tezkere çıkarmak istiyorlardı. Yani : PKK’yı kurtarmak için Mehmetçiği feda etmeye razıydılar.

PKK’LI TERÖRİST İLE TÜRK ASKERİNİ SİLAH ARKADAŞI YAPMAK

Aslında Amerikalıların amacı belliydi : Suriye’deki sahte çatışmada, IŞİD’e karşı omuz omuza savaştırıp, PKK’lı terörist ile Türk askerini silah arkadaşı yapmak ve böylece Türkiye’nin bölünmesinin önündeki askeri engeli kaldırmak.

Mehmetçiği, PKK’yı kurtarmak için feda etmeye razı olmak mı daha kötüdür, yoksa Türkiye’yi bölecek Amerikan planında kullanmayı istemek mı ? CHP seçmeni düşünebilseydi, bir karar verirdi her halde.

İran’da : Pejak ; Türkiye ve Irak’ta : PKK ; Suriye’de : YPG-PYD isimlerini alan terör örgütünün ve Libya’daki Hafter darbecilerinin yaptıkları sahtekarlığı, hırsızlığı, haydutluğu ve katilliği, sekülerizm bahanesiyle göz ardı etmek isteyenlere sormak lazım : Sekülerlik, insanlara her türlü kötülüğü yapabilme özgürlüğü ve yetkisi veren bir izin belgesi midir ?

Batı’ya yaranma çabası

CHP, ATATÜRK’ÜN PARTİSİ OLAMAZ

Sevgili CHP’liler, içine hapsedildiğiniz kampın duvarları arasında, hangi karanlık niyetleri onaylamak durumuna düşürüldüğünüze bakın lütfen... Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Suriye, Libya gibi Batı ile ihtilaflı olduğumuz konularda düşmanlarımızın yanında yer alan CHP, Atatürk’ün partisi olamaz

AÇILIMCI Davutoğlu’nun kurduğu partinin ilkeleri, 7 Haziran 2015 seçimlerinden önceki ESKİ AKP’yi hatırlatıyor. Adını "Gelecek..." yerine "Geçmiş Partisi" koysaydı daha isabetli olurdu.

Davutoğlu hareketinin "Atatürk’ün partisiydi" denilen "Di’li Geçmiş Zaman Partisi" ile aynı kulvarda olduğunu söyleyebiliriz, çünkü HDP’li belediyeler tarafından PKK terör örgütüne götürülen evlatlarını geri almak için Diyarbakır HDP binası önünde bekleyen analara destek vereceğine, terörü savunmak adına : "Evlatlarınız haklarını size helal ediyor mu !" diyerek, analardan hesap sorabilen bir YENİ CHP dolaşıyor ortalıkta.

AKP’de, yıllar içinde değişen; Erdoğan oldu. Gül, Babacan ve Davutoğlu, Batıcı zihniyetlerini koruyorlar. Bu nedenle YENİ AKP ile ters düştüler.

ESKİ AKP’yi temsil eden bu üç Batıcı ile aynı kafada olduklarını söyleyen CHP Genel Başkanı, YENİ CHP’nin ESKİ AKP’ye benzediğini itiraf etti. AKP ile CHP, Vaşington’da yer değiştirdiler.

İzlenmekte olan dış politikayı 180 derece değiştireceğini söyleyen bugünkü CHP’ye oy vermek, Irak ve Suriye’de Amerikan çıkarlarını korumak ve bütün projelerini desteklemek, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarından vazgeçmek ve Türkiye’de devleti, vatanı ve milleti, Batı hesabına çalışan terör örgütleriyle bölüşüp paylaşmak anlamına geliyor.

ESKİ AKP’Yİ AYNEN TAKLİT EDEN YENİ CHP

Yani: YENİ CHP’ye oy verme  oy vermek, ESKİ AKP’ye oy vermek oluyor.

Amerikalıların aklına uyarak ESKİ AKP’yi aynen taklit eden YENİ CHP’ye oy veren seçmen ESKİ AKP’ye oy vermediyse, ya eski tercihi yanlıştı, ya da şimdi yanlış seçim yapıyor.

"Aynı işi AKP yaparsa desteklemem, ama CHP yaparsa desteklerim" demek, Türkiye Cumhuriyeti yerine siyasi partileri birinci sıraya koymak demektir. Bu da, gerçek Atatürkçülerin hiçbir zaman ve koşulda yapmayacağı bir şeydir.

Feodal yapılara, terör örgütlerine ve etnik temsilcilere demokrasilerde yer olmadığına göre, HDP’ye siyasi parti diyemeyiz. Bu durumda, Atatürk’e en uzak partinin CHP olduğunu söylemek zorundayız.

TEK DERDİM ERDOĞAN. O GİTSİN DE, GERİSİ ÖNEMLİ DEĞİL

Atatürk’ün değerini yeni anlamaya başlayan AKP bile, milli bayramlarda Anıtkabir’e utanarak gitmesi gerekenlerin listesinde, CHP’den daha az sıkıntılı görünüyor artık. Sevr Antlaşmasını hazırlayan Chatham House’a kapı kulu olanların Anıtkabir’deki riyakarlıkları, gerçek Atatürkçüleri rahatsız ediyor.

CHP yönetimi, seçmenine diyor ki: "Tek derdim Erdoğan. O gitsin de, gerisi önemli değil. Bunun için, ülkemizin düşmanlarıyla da işbirliği yaparım. Türkiye’nin bağımsızlığı falan hiç umurumda olmaz"

"Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır" faziletini terk edip "Söz konusu Erdoğan ise vatan teferruattır" gafletine düşen CHP seçmeni de, seçimlerde kullandığı oylar ile parti yönetimine şu cevabı vermiş oluyor: "Türkiye’nin bağımsızlığı benim de umurumda değil. ABD adına Türkiye’ye saldıran terör örgütleriyle işbirliği yapmanı onaylıyorum, çünkü Erdoğan’a duyduğum nefret, Atatürk’e duyduğum sevgiden kat kat fazla, çok daha önemli, değerli ve üstündür"

"TIPIŞ TIPIŞ GİDİP OY VERECEKLER"

Sevgili CHP’liler, içine hapsedildiğiniz kampın duvarları arasında, hangi vahim ve karanlık niyetleri onaylamak durumuna düşürüldüğünüze bakın lütfen:

2014 yılındaki cumhurbaşkanı seçiminde, partinizin adayını belirlerken ABD’nin talimatını uygulayan genel başkanınız: "Tıpış tıpış gidip oy verecekler" diyerek, size hakaret etmesine rağmen, hiç tanımadığınız Atatürk karşıtı dinci adaya "Ekmek için"(?) oy verdiniz...

Genel başkanınızın, gönlünde yatan cumhurbaşkanı adayının Orhan Pamuk olduğunu söylemesini aklınızda tutamadınız ve Ermeniler ile Kürtleri soykırım çorbasına malzeme yapan omurgasız cümlesine NO-BEL edebiyat ödülü verilen bu kişinin söylediği yalan ile partinizin seçim bildirisi arasındaki bağlantıyı göremediniz...

ATATÜRK’Ü SOYKIRIM SUÇU İLE YARGILAMASINI ONAYLADINIZ

Emperyalist bir yalan olduğu, Ermenistan’ın ilk yöneticileri tarafından bile kabul edilmesine ve Avrupa mahkemelerinde de son yıllarda mecburen tasdiklenmesine rağmen, sözde soykırımın mecliste görüşülmesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Tunceli’deki egemenlik haklarına karşı çıkıp, o yılların PKK’sı olarak katliamlar yapan altı aşiretin isyanını bastıran devletin, soykırım suçu işlediği gerekçesiyle mecliste yargılanmasını seçim bildirisine yazan CHP’ye oy verdiniz...

O yıllarda devleti Atatürk yönettiğine göre: Atatürk’ün kurduğu partinin, Atatürk’ün kurduğu mecliste, Atatürk’ü soykırım suçu ile yargılamasını onayladınız!!!

Aynı seçim bildirisinde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı kabul edeceğini söyleyen partinizin, Atatürk’ün misakı milli düşüncesine aykırı olan bölünme projesini uygulamak istediğini ve Türkiye’yi, milattan önceki şehir devletleri dönemine kadar, beş-altı bin yıl geriye götürmeyi amaçladığını anlayamadınız...

YOKSA CHP Mİ ATATÜRK’Ü TERK ETTİ? 

Siyasi tansiyonun hiç düşmediği 2019 yılı boyunca, tartışmalarda kullanılan kin ve nefret dilinin yarattığı toplumsal düşmanlık seviyesindeki yükselme, ülkemize zarar verme konusunda hiçbir musibetin, bütün zamanların en büyük sorunu olan siyasi kamplaşma ile rekabet edemeyeceğini, bir kere daha gösterdi hepimize. Toplumsal düşmanlığı azdıran bu eski ve tanıdık yolun sonunda, aynı çıkmaz sokağa defalarca girdik maalesef:

50’li yıllarda yaşanan kamplaşma; 27 Mayıs 1960’da Cunta İhtilalini... 70’lerdeki kamplaşma ; 12 Eylül 1980’de Bizim Oğlanlar Darbesini ve 2000’lerdeki kamplaşma; 15 Temmuz 2016’da FETÖ Darbesini getirdi.

ÖNCE AKP’LİLERİN, ŞİMDİ DE CHP’LİLERİN FETÖ VE PKK İLE İTTİFAKI

Bunlar bilinmesine rağmen kötü alışkanlıkları sürdürmek ve geçmişten ders almak yerine aynı hataları tekrarlamak tercih ediliyor. Fanatik particilik ile siyasi kamplaşma, insanların eğitim seviyeleri ve zeka düzeyleri gibi niteliklerini felç eden ve bütün kurbanlarına ‘halk düşmanlığı’ hastanesinde görülen en kötü karakter özelliklerini bulaştıran, tehlikeli bir hastalık.

Önce AKP’lilerin, şimdi de CHP’lilerin FETÖ ve PKK ile ittifak kurmalarına bakılırsa, fanatik kampçıların, karşı kampa üstünlük sağlayabilmek uğruna yapamayacakları hiçbir şey yok. Türkiye’ye zarar vermek isteyenler, kampların bu zaafını çok iyi kullanıyorlar.

Uluslararası saldırıya uğrayan iki kamptan biri olan AKP tarafı işin farkında, ama CHP tarafı için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

TERÖR KURBANLARI GERÇEKTEN ÖLÜYOR

CHP’yi gözü kapalı destekleyenler, huylarını değiştirmek ve saldırı altındaki partilerinin, kimler tarafından hangi amaçlar için hedef alındığını mutlaka öğrenmek zorundalar.

Bunu yaparken, içinde bulundukları siyasi kampın konforlu alışkanlıklarını bırakmaları, ezber dışı düşünme zahmetine katlanmaları ve ilgili ilgisiz her konuda kullandıkları; karşı kampı suçlama refleksini dizginlemeleri gerekiyor.

Terör örgütü PKK’yı meclise ve belediyelere sokup, devlet bütçesinden milyonlarca lira yardım almasını sağlayan CHP’liler, şu uyarıyı hak ediyorlar : Seçimlerde oy kullanmak, ne zannettikleri kadar basit ve sorumsuz bir iş ; ne de bir çocuk oyunu. Terör kurbanları gerçekten ölüyor. Oy atılan sandıklar, onlara tabut oluyor.

“SARAY’A GİDEN CHP’Lİ”

Ülkeyi yönetme arzusunu hesaba katmayı unutmak ve ne pahasına olursa olsun Erdoğan’ı devirmeyi yegane amaç haline getirmek, Türkiye’nin, PKK ile birlikte ortaklaşa yönetilemeyeceğini ve ancak parçalanıp bölüşülebileceğini idrak etmeyi engelliyor.

Demokratik şekilde kullanılması gereken oyların, mahalle baskısı altındaki kampın uyutucu atmosferinde otomatik özellikler kazanmasıyla, böyle vahim hatalara düşmek kolaylaşıyor.

Belli ki; yabancı büyükelçiliklerin kahvaltı salonlarında, denize açılan özel yatlarda ve karanlık otel köşelerinde sık sık Batı’dan gelen siyaset simsarları ile buluşmaya çok meraklı olan CHP yöneticilerinin gizli görüşme alışkanlıkları ve hevesleri dikkate alınarak, “Saray’a giden CHP’li” kumpasının inandırıcı ve etkili olacağı düşünülmüş.

“KUMPASLA GELEN, KUMPASLA GİDER”

Türkiye’ye arzu edilen miktarda zarar veremeyen parti yönetimini değiştirmek amacıyla “Kumpasla gelen, kumpasla gider” sözünü siyaset literatürüne kazandıracak şekilde, CHP üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kurulan ve sadece İmamoğlu’nun işine yarayacak biçimde tasarlanan bu kumpasın hedef kitlesi CHP seçmeni olduğuna göre...

AKP’yi ve Erdoğan’ı her şeyin ölçüsü haline getirip, her şeyi onların üzerinden değerlendiren... AKP’ye ve Erdoğan’a zarar veren her şeyi, Türkiye’ye zarar verse dahi destekleyen... AKP’ye ve Erdoğan’a yarar sağlayan her şeye, Türkiye’ye yarar sağlasa bile karşı çıkan... Her gün 24 saat AKP’yi ve Erdoğan’ı düşünürken CHP’yi düşünmeye vakit bulamayan ve sürekli olarak sadece AKP’ye ve Erdoğan’a bakarken, kendi partilerinde olan biten hiçbir şeyin farkına varamayan, kamp mahkumlarına seslenmek istiyorum :

Lütfen bir an için Türkiye’de AKP adında bir parti ve Erdoğan isminde bir politikacının olmadığını varsayın. AKP’ye ve Erdoğan’a karşı duyduğunuz o büyük kine, nefrete ve düşmanlığa esir ettiğiniz düşünme yeteneğinizi, kısa süre de olsa özgür bırakın...

Erdoğan ve AKP olmasaydı da, iktidarda ve mecliste gerçekten Atatürkçü olan bir parti yer alsaydı...

BUGÜNKÜ CHP’YE OY VERİR MİYDİNİZ ?

7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, Türkiye’nin çıkarları ve hakları doğrultusunda hareket etmeye başlayan dış politikayı 180 derece değiştireceğini söyleyen, bugünkü CHP’ye oy verir miydiniz ?

Bir Amerikan tasarımı olan AKP, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ihtiyaçları doğrultusunda FETÖ ile devleti, PKK ile de vatanı ve milleti bölüşüp paylaşırken... Yani : Türkiye’de “HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLURKEN !!!” ABD’yi yönetenler, AKP’nin liderini değiştirmeye karar verdiler...

Çünkü Amerikalılar ; Gül, Babacan, Davutoğlu, Akşener ve Kılıçdaroğlu gibi emir kullarıyla çalışmayı seviyorlar. Onlar emredecek, kullar hemen yapacak. Kurdukları sistem böyle işliyor. Erdoğan gibi gizli ajandası olan ve inisiyatif kullanmayı seven politikacılardan hoşlanmıyorlar.

O zamandan bu yana, Erdoğan’ın ve AKP’nin, karara direnişine şahit oluyoruz. Batı’nın Türkiye’ye karşı kullandığı Fettullah’çı ve Apo’cu terör örgütleri konusunda ve dış politikanın diğer bütün konularında, AKP’nin, daha önce izlediği Batı yanlısı politikayı, karardan sonra 180 derece değiştirdiği görülüyor.

AMERİKA’DAN YÜKSELEN FERYADIN SEBEBİ

Türkiye’de, Avrupa devletlerinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kararlarına direniyorsanız ve Batı’ya karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında yer alıyorsanız, hayatı boyunca Batı’ya karşı savaşan Atatürk’ün politikasını izliyorsunuz demektir.

Batı’da görülen endişenin, paniğin kaynağı ve Avrupa’dan, Amerika’dan yükselen feryadın sebebi budur.

Atatürk’ün Hatay Politikası, o dönemde Türkiye’nin gücü olsa, daha başka neleri yapmak isteyeceğini açıkça gösteriyor.

Şu anda uygulanan dış politika, Atatürk’ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı her şeyi Balkanlar’da, Kafkasya’da, Güneybatı Asya’da (Ortadoğu’da), Doğu Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da yapmaya çalışıyor, çünkü Anadolu’yu savunmanın başka yolu yoktur.

Bu politikayı tersine çevirirsek, Sevr Haritasını bile çok görürler bize.

YURT İÇİNDE SAVAŞMAK ZORUNDA KALIYORUZ

Terör örgütleriyle üzerimize saldırmalarının nedeni budur zaten. Düşmanlarla yurt dışında mücadele etmeyi göze alamadığımız zaman, yurt içinde savaşmak zorunda kalıyoruz.

Çeşitli bahanelerle Türkiye’yi kara sınırlarının içine hapsetme taraftarı olanlar, ABD’nin savunmasını dünyanın hangi bölgelerinden başlattığına baksınlar lütfen.

Vatan savunması ile emperyalizmi birbirine karıştırmayacak kadar adaletli, deneyimli ve olgun bir milletiz. Kurduğumuz imparatorlukların yönetimi altındaki bölgelere, aldığımızdan fazlasını verdik daima. Eski adı Yugoslavya olan topraklardaki eserlerimizi yok etmek isteyen NATO uçaklarının cephaneleri yetmedi.

SEVGİLİ ATATÜRKÇÜ CHP’LİLER

Bir de güncel örnek var : Akdeniz için imzaladığımız mutabakat ile sadece kendi haklarımızın değil, Libya’nın haklarının da, bazı haydut devletler tarafından gasp edilmesini önledik. Sıradaki iş ; topraklarındaki zenginliklerin çalınmasını engellemek olmalı.

CHP’yi yönetenler, dış politikayı 180 derece değiştireceklerini söylüyorlar ve siz de hiç düşünmeden kullandığınız OTOMATİK oylarla, felaketimizi onaylıyorsunuz sevgili Atatürkçü CHP’liler.

BİR ATATÜRKÇÜ İÇİN EN KÖTÜ SENARYO BUDUR

Türkiye’nin izlediği dış politikadan Amerikalılar, Avrupalılar, İsrailli Siyonistler, FETÖ ve PKK ; kısaca : düşmanlarımız rahatsız. İşi tersine çevirmek, düşmanlarımızın istediği politikayı izlemek anlamına gelir.

Demek ki ; olası bir CHP iktidarında, Batı’ya yaranmaya ve yamanmaya çalıştığımız o eski haysiyetsiz yıllara ve Amerikalının, Avrupalının her dediğini yapmaya, her istediğini vermeye razı olan, onursuz politikalara geri döneceğiz.

Bir Atatürkçü için en kötü senaryo budur. Daha kötüsü yoktur.

PROJE ADAMLAR TARAFINDAN YÖNETİLİYOR

Tarih boyunca “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” diyen atalarımız için de... “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk için de öyledir. Aksi halde ; Kurtuluş Savaşında “Ya istiklal, ya ölüm” parolasını kullanan Başkomutanımız, daha önce de Çanakkale’de askerlerimize ölmeyi emretmezdi.

Boyunduruk altına girmektense, yok olmayı tercih eden bir milletiz. Partiyi ele geçiren Batıcı ve mandacı zihniyetten kurtulmadıkça, CHP, bizi temsil etmede ve yönetmede liyakat sahibi olamaz.

ESKİ AKP bile yaptığı bölücü açılımda teröristlerin silah bırakmasını şart koşarken, “PKK’dan silah bırakmasını isteyemeyiz, IŞİD’e karşı savaşıyor” diyerek, Amerikan planlarının ihtiyaçlarına, Türk vatandaşlarının can güvenliğinden daha fazla önem verdiğini gösteren... Bir yandan YPG’nin terör örgütü olmadığını söylerken, yukarıdaki ifade ile iki örgütü (YPG ile PKK’yı) birleştirdiğinin farkına varamayan... “Afrin’e niye giriyoruz. Girmeyelim” diyebilen ve “Suriye’de ne işimiz var” diye sorabilen, proje adamlar tarafından yönetiliyor YENİ CHP.

“HERKES ORADA, BİZ NİYE YOKUZ ?”

Bunlar, çok ağır sorgulamalara yol açacak talihsiz sözler. IŞİD ile PKK arasında danışıklı dövüş olduğunu bilmeyen politikacının ya kifayeti sorgulanır; ya da zekası. Bildiği halde böyle konuşuyor ise, ahlaki durumunu yargılamak şarttır.

Türkiye olarak bir yerde yok isek, CHP yönetimi : “Herkes orada, biz niye yokuz ?” diyor... Var olduğumuzda da : “Ne işimiz var orada ?” diye soruyor. Biz de saflıkla ; kendi partilerinde olması gereken bireysel ve kurumsal saygınlığa önem vermeyen bu insanların, milletimize ve devletimize saygı göstermelerini bekliyoruz.

Güney sınırımız boyunca kurulmak istenen terör koridoruna müdahale etmemize karşı çıkan proje adamlar, niyetlerinin askerlerimizi korumak olduğunu iddia ediyorlar, ama Davutoğlu “Kobani düştü düşüyor” diye tepinirken, onlar da meclisten tezkere çıkarmak istiyorlardı. Yani : PKK’yı kurtarmak için Mehmetçiği feda etmeye razıydılar.

PKK’LI TERÖRİST İLE TÜRK ASKERİNİ SİLAH ARKADAŞI YAPMAK

Aslında Amerikalıların amacı belliydi : Suriye’deki sahte çatışmada, IŞİD’e karşı omuz omuza savaştırıp, PKK’lı terörist ile Türk askerini silah arkadaşı yapmak ve böylece Türkiye’nin bölünmesinin önündeki askeri engeli kaldırmak.

Mehmetçiği, PKK’yı kurtarmak için feda etmeye razı olmak mı daha kötüdür, yoksa Türkiye’yi bölecek Amerikan planında kullanmayı istemek mı ? CHP seçmeni düşünebilseydi, bir karar verirdi her halde.

İran’da : Pejak ; Türkiye ve Irak’ta : PKK ; Suriye’de : YPG-PYD isimlerini alan terör örgütünün ve Libya’daki Hafter darbecilerinin yaptıkları sahtekarlığı, hırsızlığı, haydutluğu ve katilliği, sekülerizm bahanesiyle göz ardı etmek isteyenlere sormak lazım : Sekülerlik, insanlara her türlü kötülüğü yapabilme özgürlüğü ve yetkisi veren bir izin belgesi midir ?

Batı’ya yaranma çabası

CHP, ATATÜRK’ÜN PARTİSİ OLAMAZ

Sevgili CHP’liler, içine hapsedildiğiniz kampın duvarları arasında, hangi karanlık niyetleri onaylamak durumuna düşürüldüğünüze bakın lütfen... Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Suriye, Libya gibi Batı ile ihtilaflı olduğumuz konularda düşmanlarımızın yanında yer alan CHP, Atatürk’ün partisi olamaz

AÇILIMCI Davutoğlu’nun kurduğu partinin ilkeleri, 7 Haziran 2015 seçimlerinden önceki ESKİ AKP’yi hatırlatıyor. Adını "Gelecek..." yerine "Geçmiş Partisi" koysaydı daha isabetli olurdu.

Davutoğlu hareketinin "Atatürk’ün partisiydi" denilen "Di’li Geçmiş Zaman Partisi" ile aynı kulvarda olduğunu söyleyebiliriz, çünkü HDP’li belediyeler tarafından PKK terör örgütüne götürülen evlatlarını geri almak için Diyarbakır HDP binası önünde bekleyen analara destek vereceğine, terörü savunmak adına : "Evlatlarınız haklarını size helal ediyor mu !" diyerek, analardan hesap sorabilen bir YENİ CHP dolaşıyor ortalıkta.

AKP’de, yıllar içinde değişen; Erdoğan oldu. Gül, Babacan ve Davutoğlu, Batıcı zihniyetlerini koruyorlar. Bu nedenle YENİ AKP ile ters düştüler.

ESKİ AKP’yi temsil eden bu üç Batıcı ile aynı kafada olduklarını söyleyen CHP Genel Başkanı, YENİ CHP’nin ESKİ AKP’ye benzediğini itiraf etti. AKP ile CHP, Vaşington’da yer değiştirdiler.

İzlenmekte olan dış politikayı 180 derece değiştireceğini söyleyen bugünkü CHP’ye oy vermek, Irak ve Suriye’de Amerikan çıkarlarını korumak ve bütün projelerini desteklemek, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarından vazgeçmek ve Türkiye’de devleti, vatanı ve milleti, Batı hesabına çalışan terör örgütleriyle bölüşüp paylaşmak anlamına geliyor.

ESKİ AKP’Yİ AYNEN TAKLİT EDEN YENİ CHP

Yani: YENİ CHP’ye oy vermek, ESKİ AKP’ye oy vermek oluyor.

Amerikalıların aklına uyarak ESKİ AKP’yi aynen taklit eden YENİ CHP’ye oy veren seçmen ESKİ AKP’ye oy vermediyse, ya eski tercihi yanlıştı, ya da şimdi yanlış seçim yapıyor.

"Aynı işi AKP yaparsa desteklemem, ama CHP yaparsa desteklerim" demek, Türkiye Cumhuriyeti yerine siyasi partileri birinci sıraya koymak demektir. Bu da, gerçek Atatürkçülerin hiçbir zaman ve koşulda yapmayacağı bir şeydir.

Feodal yapılara, terör örgütlerine ve etnik temsilcilere demokrasilerde yer olmadığına göre, HDP’ye siyasi parti diyemeyiz. Bu durumda, Atatürk’e en uzak partinin CHP olduğunu söylemek zorundayız.

TEK DERDİM ERDOĞAN. O GİTSİN DE, GERİSİ ÖNEMLİ DEĞİL

Atatürk’ün değerini yeni anlamaya başlayan AKP bile, milli bayramlarda Anıtkabir’e utanarak gitmesi gerekenlerin listesinde, CHP’den daha az sıkıntılı görünüyor artık. Sevr Antlaşmasını hazırlayan Chatham House’a kapı kulu olanların Anıtkabir’deki riyakarlıkları, gerçek Atatürkçüleri rahatsız ediyor.

CHP yönetimi, seçmenine diyor ki: "Tek derdim Erdoğan. O gitsin de, gerisi önemli değil. Bunun için, ülkemizin düşmanlarıyla da işbirliği yaparım. Türkiye’nin bağımsızlığı falan hiç umurumda olmaz"

"Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır" faziletini terk edip "Söz konusu Erdoğan ise vatan teferruattır" gafletine düşen CHP seçmeni de, seçimlerde kullandığı oylar ile parti yönetimine şu cevabı vermiş oluyor: "Türkiye’nin bağımsızlığı benim de umurumda değil. ABD adına Türkiye’ye saldıran terör örgütleriyle işbirliği yapmanı onaylıyorum, çünkü Erdoğan’a duyduğum nefret, Atatürk’e duyduğum sevgiden kat kat fazla, çok daha önemli, değerli ve üstündür"

"TIPIŞ TIPIŞ GİDİP OY VERECEKLER"

Sevgili CHP’liler, içine hapsedildiğiniz kampın duvarları arasında, hangi vahim ve karanlık niyetleri onaylamak durumuna düşürüldüğünüze bakın lütfen:

2014 yılındaki cumhurbaşkanı seçiminde, partinizin adayını belirlerken ABD’nin talimatını uygulayan genel başkanınız: "Tıpış tıpış gidip oy verecekler" diyerek, size hakaret etmesine rağmen, hiç tanımadığınız Atatürk karşıtı dinci adaya "Ekmek için"(?) oy verdiniz...

Genel başkanınızın, gönlünde yatan cumhurbaşkanı adayının Orhan Pamuk olduğunu söylemesini aklınızda tutamadınız ve Ermeniler ile Kürtleri soykırım çorbasına malzeme yapan omurgasız cümlesine NO-BEL edebiyat ödülü verilen bu kişinin söylediği yalan ile partinizin seçim bildirisi arasındaki bağlantıyı göremediniz...

ATATÜRK’Ü SOYKIRIM SUÇU İLE YARGILAMASINI ONAYLADINIZ

Emperyalist bir yalan olduğu, Ermenistan’ın ilk yöneticileri tarafından bile kabul edilmesine ve Avrupa mahkemelerinde de son yıllarda mecburen tasdiklenmesine rağmen, sözde soykırımın mecliste görüşülmesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Tunceli’deki egemenlik haklarına karşı çıkıp, o yılların PKK’sı olarak katliamlar yapan altı aşiretin isyanını bastıran devletin, soykırım suçu işlediği gerekçesiyle mecliste yargılanmasını seçim bildirisine yazan CHP’ye oy verdiniz...

O yıllarda devleti Atatürk yönettiğine göre: Atatürk’ün kurduğu partinin, Atatürk’ün kurduğu mecliste, Atatürk’ü soykırım suçu ile yargılamasını onayladınız!!!

Aynı seçim bildirisinde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı kabul edeceğini söyleyen partinizin, Atatürk’ün misakı milli düşüncesine aykırı olan bölünme projesini uygulamak istediğini ve Türkiye’yi, milattan önceki şehir devletleri dönemine kadar, beş-altı bin yıl geriye götürmeyi amaçladığını anlayamadınız...

YOKSA CHP Mİ ATATÜRK’Ü TERK ETTİ?

Son seçimlerde Amerikalıların, Avrupalıların, Fetullahçıların ve PKK’lıların CHP’yi desteklemelerini görmenize rağmen bu durumdan hiç rahatsız olmadınız ve "Acaba bunlar mı Atatürkçü oldu, yoksa CHP mi Atatürk’ü terk etti?" diye hiç düşünmediniz...

Mazeret olarak kullanmanız ne kadar doğrudur bilmem ama her şeyi görüp sizi uyandırmaları gerekirken, CHP’ye destek ve size de kamp narkozu veren gazeteciler, hepinizden beter durumdalar...

TÜRKİYE’YE MUHALEFET EDEN PARTİ

Tek yaptıkları iş: Her gün üzerinize benzin dökerek, karşı kampa düşman olmanız için, yüreğinizi kin ve nefret ile doldurmak.

CHP, Türkiye’nin muhalefet partisi olmayı bırakıp, Türkiye’ye muhalefet eden parti olmaya başlayınca; CHP yandaşı basın ve yayın kuruluşları da, iktidara muhalefet yapmak ile Türkiye’ye muhalefet yapmanın arasındaki farkı göremez oldular.

Eğer bir gazeteci, yanlışları görmek için kamplardan sadece birine bakıp diğerine gözlerini kapıyorsa, iyi niyetli olduğunu söyleyemeyiz. O artık gazeteci değil; yandaş propaganda elemanıdır.

Devlet yönetimine katılmak bu kadar önemsiz bir iş midir ki tek gazeteyi okuyup, ülkenin kaderi hakkında karar veriyorsunuz ? Hem de, gazetelerin gazetecilik yapmak yerine, siyasi partilerin propaganda unsuru olarak görev yaptıkları ülkede ve zamanda yaşarken.

Seçilen yanlış yol, CHP’yi Türkiye’de iktidar alternatifi olmaktan çıkardı. CHP seçmeninin eğitim seviyesi, bu durumun devam edemeyeceğini söylüyor. Parti yöneticileri ile yandaş basının korktuğu başına gelecek ve CHP seçmeni elbet işin farkına varacak. O zaman, partinin kurtuluşu için güzel bir şans doğacak.

NATO KAFA; NATO MERMER

Yıllardır bize saldırmakta kullandıkları ve son zamanlarda IŞİD bahanesiyle bedava verdikleri binlerce TIR dolusu ağır silahlar ile donattıkları terör örgütlerine karşı savunma yapmamızı engellemek isteyen Batılı devletler, uyguladıkları silah ambargosu marifetiyle, aramızdaki savunma ittifakında beyin ölümünü gerçekleştirdiler.

İttifakın beyni ölünce bizim beynimiz çalışmaya başladı ve aramızda hala "NATO kafa; nato mermer" cinsinden insanlar bulunsa da, Batı ile gerçek manada müttefik olmadığımızı anladık.

Terör örgütü PKK’nın en büyük geliri uyuşturucu kaçakçılığından elde ettiğini herkes biliyor. Batılılar bizden o kadar nefret ediyorlar ki, sırf bize zarar verebilmek uğruna, kendi çocuklarının uyuşturucu ile zehirlenmelerine bile göz yumuyorlar.

NATO’daki varlığımız, Türkiye’ye saldıran Amerikalıları ve Avrupalıları zor durumda bırakıp, onlara karşı bize hukuk, ahlak ve moral üstünlüğü sağlıyor. Bu avantaj gereksiz hale gelince, ittifaktan ayrılmalıyız.

70’li yıllardaki kamplaşmanın taraftarları vatanseverdi. 50 yıldır Türkiye’ye terör örgütleriyle saldıran NATO ülkeleri, kendi ordularıyla saldırsalardı, ülkücüler ile devrimciler omuz omuza düşmana karşı savaşırlardı.

Paralel devlet yapılanması döneminde iktidar kampının tutumuna ve 15 Temmuz gecesi dahil, son üç yılda muhalefet kampının davranışına şahit olduktan sonra, günümüzün kampları için aynı şeyi söyleyemiyoruz maalesef.

70’LERDEKİ KAMPLAŞMANIN İDEOLOJİLER. FETÖ’nün saldırısı altında bile, önce Eski AKP’lilerin, Cumhuriyetimize zarar vermek amacıyla ve sonra da Yeni CHP’lilerin, sırf Erdoğan’a kötülük olsun diye, düşmana karşı koymak yerine teslim olmayı, hatta düşmanla işbirliği yapmayı tercih ettiklerini görüyoruz. Bunun sebebi: 70’lerdeki kamplaşmanın ideolojiler; bugünkü kamplaşmanın ise "Kutsallara saldırı" çerçevesinde kurgulanmış olması galiba.

Kutsalların üzerine kurulmuş inançlara ve yaşam şekillerine yapılan düzenli ve sürekli saldırılar, kampların ortak hareket etme kabiliyetini yok ediyor.

Önce biri, sonra da diğeri, ötekine karşı düşmanla işbirliği yapabildiğine göre, bugünkü kamplar için ‘vatan’ birinci kutsal değil. İnançlar ve yaşam şekli, her şeyden önemli.

İnsanlarımızın bu hale düşmesinde ‘Batıcılık’ ve ‘dincilik’ denilen iki eski hastalığın suçu var; Osmanlı’nın yıkılışında görüldüğü gibi, bu hastalıklara yakalananlar için ‘vatan’ kutsal olmaktan çıkıyor.

AKP-CHP kamplaşmasını bu şekilde tasarlayanlar, bizim çok ihmal ettiğimiz bir konuda iyi çalışıp geçmişten ders çıkarmışlar.

‘DİNCİLİK’ VE ‘ATATÜRKÇÜLÜK’ MASKELERİ

ESKİ AKP’nin ve YENİ CHP’nin, ‘dincilik’ ve ‘Atatürkçülük’ maskeleri altında Batıcılık yapmaları, tasarımın menşeini gösteriyor.

Sağladığımız teknolojik ilerleme sayesinde, her silahı kendimiz üretebiliyoruz artık. Batı’nın hizmetine giren CHP, bizim için hayati önem taşıyan bu gelişmeyi de engellemeye çalışıyor.

Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Güneydoğu Anadolu, Suriye, Irak ve Libya gibi, Batı ile ihtilaflı olduğumuz bütün konularda Türkiye’ye karşı düşmanlarımızın yanında yer alan CHP, Atatürk’ün partisi olamaz. Bir dönemin Gladyosu olan FETÖ tasfiye edilirken, CHP, yeni "Truva Atı" olma yolunda ilerliyor maalesef.

Sevgili CHP’liler, aklı ve mantığı içeriye sokmayan kalın ve yüksek kamp duvarlarının arasında, dayatılan ezberin dışına çıkmaya izin vermeyecek şekilde hapsedilmiş durumda, karşı kampa duyulan kin ve nefret ile beslenen düşmanlığın peşinden koşarken, ne hale geldiğinizi görebilseniz ve Atatürk’e duyduğunuz sevgiye, Erdoğan’a duyduğunuz nefretten daha fazla önem vermeyi başarabilseniz, CHP’de her şey Amerikalılar, Avrupalılar, Fetullahçılar ve PKK’lılar için değil, bizim için çok güzel olacak.

CHP’NİN KURTULUŞUNUN BAŞLANGICI

Tek isteğim; AKP’ye ve Erdoğan’a kilitlenmiş bakışlarınızı kısa bir an dahi olsa onlardan ayırıp aynaya bakmanız ve kendinizi inanılmaz, korkunç işlere destek verirken seyretmeniz.

Tanınmaz hale geldiğinizi görünce yaşayacağınız şokun, hem kendi iyileşmenizin hem de CHP’nin kurtuluşunun başlangıcı olacağından eminim.

CHP’yi yönetenler öyle korkunç işlere giriyorlar ki; CHP’li vatanseverlerin, Atatürk’ün kemiklerini sızlatan bu politikayı destekleme durumuna düşmeleri, fanatik kampçılığa bağımlı olmanın vahim sonuçlarını en hazin şekilde gösteriyor hepimize.

CHP’nin, Türkiye’ye karşı kurulan kumpaslara katılıp, sürekli karanlık işler peşinde koşması, attığı her adımdan şüphe duyulmasını gerektiriyor: Barolardan gelen tepki nedeniyle, CHP, yazı işleri müdürleri ve zabıt katiplerine bir defaya mahsus olmak üzere (!?) ‘Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’ ya da ‘İdari Yargı Ön Sınavı’na giriş hakkı sağlanmasını içeren kanun teklifini geri çekmek zorunda kaldı.

KİŞİLİKSİZ VE İDEOLOJİSİZ BİR PARTİ

"Çok sayıda FETÖ üyesi hakim ve savcının yakalanmasından sonra, adalet sistemi içindeki yapılanmasını kaybeden terör örgütü, bürokraside saklanan kripto elemanlar sayesinde zararı telafi etmeye mi çalışıyor acaba?" sorusu ister istemez akıllara geliyor işte.

Soğuk Savaş döneminin hâlâ devam ettiğine inanan ve Amerikan aleyhtarlığının yüzde seksenlere ulaştığı Türkiye’de, ABD’nin desteğini alan partilerin bugün de iktidara geldiğini zanneden politikacıların elinde rehin kalan CHP, her konuda sadece ABD’nin çıkarını düşünen ve ona uygun hareket etmeye çalışan, kişiliksiz ve ideolojisiz bir parti olarak, iyice anlamsız, kalitesiz ve zararlı bir yapıya büründü.

Sevgili CHP’liler: Kamp hapishanesinden çıkmanın ve iyi eğitim almış, bilgili, kültürlü, dünyadan haberdar olan, düşünebilen, sorgulayabilen, akıl ve mantık ile hareket edebilen, gerçek Atatürkçü vatanseverler olduğunuzu göstermenin tam zamanıdır.

Bölgemiz cayır cayır yanıyor. İşin şakası kalmadı artık, dananın kuyruğu kopmak üzere. Gözlerinizi ve kulaklarınızı açmanız lazım:

Türkiye’nin yetiştirdiği değerli Amiraller tarafından geliştirilen ve denizlerdeki haklarımızın gasp edilmesini önleyen ‘Mavi Vatan’ kavramını, hiç utanmadan KOMİK bulan bir CHP’ye oy veriyorsunuz!!!

GÜVENEBİLECEĞİNİZ İNSANLARA OY VERMEK GÜZEL OLMAZ MIYDI?

Her seçimde bizi CHP yönetsin diye değil de, AKP yönetmesin diye sandığa gitmenizden, oy verdiğiniz kişilerin utanmalarını boşuna beklemeyin.

Peki bu durumdan sıkılmadınız mı? Çok uzun zamandır denemediğinizden unutmuş olabilirsiniz ama ülkeyi yönetsinler diye, güvenebileceğiniz insanlara oy vermek güzel olmaz mıydı?

CHP üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kurulan kumpasın hız kazanmasına, yapılan yeni taktik hamlelerin özelliklerine ve CHP’li politikacıların gittikçe artan bir pervasızlıkla cüret ettikleri şeylerin karakterine bakılırsa "AMERİKANCI HALK PARTİSİ" ibaresinin tabelaya da yazılmasına ramak kaldı...

Bu gidişe itiraz etmek için, daha fazla gecikmeyin lütfen.

CHP seçmenine tarihi uyarılar-2: Batı’ya yaranma çabası