GMK Atatürk
31 Ağustos 2020 ( 17 izlenme )

Büyük zaferin şifresi: Sad Planı

İLKİN BAŞAR ÖZAL / TARİHÇİ

19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan Milli Mücadele, 1919 yılı boyunca genelgeler ve kongreler ile ulusal amaçlarını saptadı. 1920 yılında TBMM’nin açılması ile amaçlarını yasallaştırdı. Misak-ı Milli temel hedef kabul edilirken Sevr Antlaşması’nın Türk yurdu üzerine koymaya çalıştığı ipotek ise reddedildi. İtilaf Devletleri’nin Batı Cephesi’nde Yunan ordusunu devreye sokması üzerine Türk milleti, kurulan Düzenli Ordu’yla varını yoğunu paylaşarak silahlı mücadeleye destek oldu. I. ve II. İnönü zaferleri sonrasında gelen Kütahya-Eskişehir Muharebesi’nde yaşanan geri çekilme moralleri bozmuş olsa da Mustafa Kemal’in Başkomutanlığı üstlenmesi ile hem Meclis hem ordu hem de millet çabucak toparlandı. Yaşanan Sakarya Meydan Muharebesi her açıdan bir dönüm noktası oldu. Yunan ordusu saldırı inisiyatifini kaybedip savunmaya çekildi. Bundan sonraki muharebenin nerede, nasıl ve ne zaman başlayacağına artık Türk Ordusu karar verecekti. Üstelik Sakarya sonrası Doğu Cephesi Kars Antlaşması ve Güney Cephesi, Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması ile güvenlik altına alındı. Artık Türk milletinin askeri zafer ile arasındaki tek engel sadece Batı Cephesi’ndeki Yunan ordusuydu.

Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti 15 Ekim 1921’de Batı Cephesi Komutanı’na, ikmallerin en kısa sürede tamamlanarak Yunanlılara, Sakarya yenilgisinin etkisinden kurtulmadan ve kış başlamadan bir darbe vurmak için taarruz etmek gerektiğini bildirdi. Yunan ordusunun Eskişehir-Afyon demiryolundan faydalanamaması için, taarruzun asıl kuvvetinin Afyon bölgesinde toplanması düşünüldü. Amaç belliydi: Yunan ordusunun İzmir’le irtibatını kesmek. Hemen planlama çalışmalarına başlandı. Bu konuda cephe komutanlarının fikirleri soruldu. Gizlilik maksadıyla yazışmalarda bu plandan, taarruzun ana ekseninde bulunan Sandıklı’nın ilk harfinden esinlenerek “Sad” (ص) harfiyle bahsedildiğinden plan, “Sad Planı” adını aldı. Ancak genel değerlendirmeler sonrasında genel taarruz için beklenilmesi gerektiğine karar verildi. Son harekatın bitirici darbe vurması şarttı, başarısız olunduğunda bir kez daha denemek gibi bir şans, kaynak açısından pek mümkün görünmüyordu. O nedenle, yaklaşık bir yıl boyunca hazırlıklar tamamlandı.

Doğu ve Güney Cephesi’nden birlikler Batı’ya kaydırıldı. Birliklerin konuşlandırılması ve intibak eğitimleri tamamlandı. İtilaf Devletleri’nin depolarından sağlananlar da dahil olmak üzere toplar, silahlar ve mühimmat büyük bir gizlilik içerisinde cephe hattında toplandı. Yapılan tatbikatlarla birliklerin birbirleri ile uyumları sağlandı. Bu sırada İtilaf Devletleri bazı barış antlaşması metinlerini müzakereye açtılar. Ancak hepsi Yunan varlığının Anadolu’daki devamlılığını garanti altına almayı amaçladığından ve Misak-ı Milli’ye ters düştüğünden reddedildi. Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk taarruz hazırlıklarını incelemek amacıyla 26 Mart 1922’de Emirdağ’a geldi. Buradaki birlikleri denetledikten sonra 28 Mart’ta Bolvadin’e, oradan da Çay İstasyonu’ndaki l. Ordu Karargâhı'na geçti. Buradaki incelemelerinin ardından 31 Mart’ta Akşehir’e gitti. 1-4 Nisan 1922 tarihleri arasında Konya’ya Mustafa Kemal hazırlık ve ikmal çalışmalarını gözden geçirdikten sonra Akşehir’e döndü. 27 Mart-4 Nisan 1922 arasında Mustafa Kemal'in Batı Cephesi'ne yönelik teftiş gezisine Sovyet elçisi Aralov ve Azerbaycan elçisi Abilov da katılmıştır. Ancak bu sırada Ankara’da işler kızışmıştı.

BAŞKOMUTANLIK TARTIŞMALARI

Sakarya Savaşı'ndan sonra aylar geçmesine karşın Yunanlılara karşı yeni bir harekete geçilmemesi sabırsızlıklara yol açtı. Eleştiriye dönüşen beklentiler Meclis'e yansıdı. Sakarya'da zafer kazanan Başkomutan'ın savaşı sürdürecek yerde, yetkilerini iç yönetimde kullanmak istediği kuşkusu doğmaya başladı. Bu muhalif düşünceler Başkomutanlık süresinin uzatılması görüşmelerinde ortaya çıktı. Mustafa Kemal’in üç aylık görev süresi Ekim 1921 ve Şubat 1922’de uzatılmıştı. 4 Mayıs 1922’de görüşmelerde süre uzatma konusunda karara varılmadı. 6 Mayıs’ta Meclis’e gelen Mustafa Kemal, iki gündür ordunun komutansız oluğunu vurguladıktan sonra “Meclis'te beliren oylara göre hemen komutadan el çekmek isterdim; Başkomutanlığımın sona erdiğini hükümete bildirirdim. Ama önlenemeyecek bir kötülüğe yol açmamak zorunluluğu karşısında kaldım. Düşman karşısında bulunan ordumuz başsız bırakılamazdı. Bunun için bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım” diyerek tavrını ortaya koydu. Yapılan oylamada 11 olumsuz, 15 çekimser oya karşılık 177 oyla Başkomutanlık süresi uzatıldı. 20 Temmuz 1922'de ise Mustafa Kemal’in Başkomutanlık yetkileri, zaman sınırlaması olmaksızın uzatıldı.

Başkomutan, Batı Cephesi karargahında 27-28 Temmuz gecesi cephe komutanlarıyla taarruz planı üzerinde görüştü. Burada 15 Ağustos’a kadar taarruz hazırlıklarının tamamlanmasına karar verildi. Bir futbol maçı bahanesiyle ordu komutanları Akşehir’e çağırıldı. 28 Temmuz gecesi son durumu değerlendirildi. 30 Temmuz’da planın ayrıntıları saptandı. 6 Ağustos’ta orduya taarruza hazırlık emri verildi. Kara kuvvetlerinin taarruz hazırlıklarına paralel olarak hava kuvvetleri de olanaklar ölçüsünde taarruz hazırlıklarına başladı. Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması sonucunda, Adana’da teslim alınan 10 uçaktan uçuşa hazır olan dört uçakla Batı Cephesi’ndeki Uçak Bölüğü sayısı ikiye yükseltildi. 22 Ağustos’tan itibaren uçuşlara başlandı. Muharebenin birinci günü bölüğün uçuşa hazır 6 keşif ve 4 avcı uçağı bulunmaktaydı. Bu sırada Yunan ordusu da boş durmuyordu.

Sakarya Muharebesi’ni takip eden bir yıllık dönemde Yunanlılar, savunma hattını kurup tahkim emişlerdi. İki kademeli hendek siperler kazılmış, siperlerin önüne bol miktarda dikenli tel örülmüştü. Yunan cephesinin pek çok yerinde, siperlerin önüne makineli tüfekler yerleştirilmişti. Bazı yerlerde ise üçüncü, bazen dördüncü hendek siperler oluşturularak makineli tüfekler gizlenmişti. İtilaf Devletleri’nin arşiv belgeleri, Sakarya’da aldıkları yenilgi sonrası Yunan ordusunun iki farklı görüşe göre kutuplaştığını göstermektedir. Bir grup, savaşın çok maliyetli olduğu, bu yüzden barış yapılarak asgari kazanımların korunması gerektiğini düşünmektedirler. Diğer bir grup ise ne olursa olsun Yunanistan’a dönmemeye kararlı olanlardır. Bu görüşteki Yunanlı subaylar, kendilerine geri çekilme emri verilse bile Anadolu’da kalıp gönüllülerden bir ordu kurup savaşarak işgale devam etmek arzusundadırlar. Kısacası Yunan ordusu, disiplin ve hiyerarşi sorunları yaşamaktadır. Bu duruma ek olarak arşiv belgelerinden anlaşıldığına göre 1922 yılının Haziran-Temmuz aylarında cephedeki Yunanlı generallerin, Yunan güney grubuna komuta eden I. Kolordu Komutanı Nikolas Trikopis hariç ihtimal vermedikleri için Türk Ordusu’ndan bir taarruz harekatı beklemedikleri anlaşılmaktadır. Oysa Türk Ordusu, 1922 yılı baharında genel taarruza karar vermiş, fakat imkânsızlıklar nedeniyle taarruz önce 20 sonra da 26 Ağustos’a ertelenmişti.

Türk ordusu taarruz için hazırlıklara ve planlama çalışmalarına devam ederken bir yandan da sorunun barışçıl yöntemlerle çözülmesi için diplomatik girişimlere devam ediliyordu. Bu maksatla Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve İçişleri Bakanı Ali Fethi Bey Avrupa’ya gönderildi. Fakat bu görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Fethi Okyar, Paris ve Londra'daki görüşmelerinden sonra hükümete verdiği raporda edindiği kanıyı şöyle belirtmişti: “Ulusal amaçlarımızın elde edilmesi, ancak askeri hareketlerle kabil olabilecektir. Başka incelemeye, başka yoruma gerek yoktur.” Bu durumda barış girişimlerinin sonuna ertelenmiş olan genel saldırıya geçme planını uygulamaya koymak, artık kaçınılmaz olmuştu.

DÜŞMAN SARILIYOR

Büyük taarruz öncesinde Türk tarafında, 8.659 subay, 199.283 er, 2.025 hafif makineli tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 323 top, 5.282 kılıç ve 10 uçak bulunmaktaydı. Yunan tarafında 6.565 subay, 218.432 er, 3.130 hafif makineli tüfek, 1.280 ağır makineli tüfek, 418 top, 1.280 kılıç ve 50 uçak bulunmaktaydı.

Türk Ordusu'nun saldırı planında yapılan son değişiklikler ile birlikte 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, 26 Ağustos sabahı harekâta başlayacaklardı. Ancak 5. Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Paşa, birliklerinin intikalinin tamamlanmasının ardından bölgeyi keşfe çıktığında Ahır Dağlarının üzerinden aşarak Sinanpaşa Ovası’na inen bir patikanın çıkışını Yunanlıların gündüz zayıf süvari birlikleriyle tuttuğunu fakat gece tutmadıklarını öğrendi. Bunun üzerine cephenin yarılmasını beklemeden bu patikadan geceleyin kolordusunu geçirmeye ve Yunanlıların arkasına sarkmaya dayanan teklifi kabul edilince Süvari Kolordusu, 25 Ağustos 1922 akşamı Ahır Dağlarını aşarak Yunan hattının arkasında ulaşmak için yürüyüşe başladı.

26 Ağustos sabahı hava ağarmadan önce Başkomutan Mustafa Kemal ve ilgili komutanlar Kocatepe’deki gözetleme yerine çıktılar. Yoğun sis sebebiyle 04.30’da başlaması gereken topçu hazırlık ateşi 05.00’te başladı ve 05.35’ten itibaren birlikler taarruza geçtiler. O gün akşama kadar süren çarpışmalarda Çayhisar alındı ve Tınaz, Toklu, Kaleciksivrisi denilen yöredeki önemli mevkiler ele geçirildi. 26 Ağustos günü saat 12.30’da İsmet Paşa, Uçak Bölük Komutanlığı’na gönderdiği emirle Yunan ihtiyat grubunun faaliyetleri ile Çobanözü, Tokuşlar bölgesinde bulunan 5. Süvari Kolordusu’nun durumunun tespit edilmesini istedi. Böylece, hızlı hareket ettiklerinden dolayı yeterli haberleşmenin sağlanamadığı süvari birliklerinin savaştaki durumlarından da Türk havacılarının yaptığı keşif vasıtasıyla haberdar olunabildi. 27 Ağustos'ta Yunan cephesinde ilk gedik açıldı. Afyon-İzmir demiryolunu kesen Türk süvarilerinin arkalarına sarktığını gören Yunan birlikleri Afyon-Sincanlı ovasına toplanırlarken, 1. Ordu birlikleri de Afyon'a girmeyi başardı. 28 Ağustosta Eskişehir/Balmahmut yöresindeki Yunan kuvvetlerine karşı harekete geçilerek İzmir'e doğru çekilmeleri önlendi. 29 Ağustos günü Dumlupınar yolu tutulmuştu.

29/30 Ağustos gecesi sabaha karşı Batı Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik Bey, o saate kadar çeşitli kanallardan gelen raporlara göre harita üzerinden tespit ve işaret ettiği genel durumu Cephe Komutanı İsmet Paşa’ya gösterdi. Haritadaki bilgileri gören İsmet Paşa, “Bunu derhal Paşa'ya gösterin” diyerek Tevfik Bey'i Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdi. Karahisar'da Belediye dairesinde kendisine tahsis edilen odada yatmakta olan Mustafa Kemal, Tevfik Bey’in gösterdiği haritaya bakınca hemen yataktan fırladı. Türk Ordusu düşmanı sarmıştı.

Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet paşalarla toplanarak durumu tartıştılar. Üçünün de vardığı sonuç aynıydı: 30 Ağustos günü bu iş bitecekti. Bu karara göre ordulara yeni emir ve tâlimat yazıldı. Ancak çok hızlı hareket etmek gerektiğinden Mustafa Kemal, Fevzi Paşa'dan 2. Ordu ve 5. Süvari Kolordusu ile bizzat kendisinin temasa geçerek alınan kararlar doğrultusunda harekata yön vermesini rica etti. Mustafa Kemal de 1. Ordu Karargâhı'na gitti. Ordu karargahında durum hakkında bilgi verdikten sonra kesin emir verdi: “Düşman ordusu behemehal imha olunacaktır.” Mustafa Kemal karargâhta bulunduğu sırada değişik rütbedeki esir alınmış Yunan subayları ile görüşürken birinden inanılmaz bir bilgi aldı. Yunan Başkomutanı General Trikopis ve 2. Kolordu Kumandanı General Digenis, Mustafa Kemal’in çevirmeye çalıştığı çemberin içindeydi. Bu istihbaratı değerlendiren Mustafa Kemal derhal Kemalettin Paşa ile temasa geçerek kendisinden bizzat Trikopis'le beraber bütün düşman generallerini behemehal esir etmesini istedi. Türk Ordusu 30 Ağustos günü yaşanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi sırasında kendisine verilen bütün emirleri yerine getirerek muhteşem bir zafere imza attı.

31 Ağustos sabahı muharebe alanını gezen Mustafa Kemal; Yunan ordusundan arta kalanı gördü: Dereler, vadiler, düzlükler Yunan ordusunun terk ettiği araçlar, toplar, silahlar ve ölüleri ile dolmuştu. Ağır kayıplara uğrayan Yunan birlikleri geride toplanma olanağı bulurlarsa 8-10 tümenlik küçümsenemeyecek bir güç oluşturabilirlerdi. Bozgun halinde çekilirlerken yakından izlenmeleri gerekiyordu. Bu nedenle Başkomutan Mustafa Kemal, 1 Eylülde Türk ordusuna ünlü emrini verdi:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları!

Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asıl unsurlarını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve soylu ulusumuzun fedakârlıklarına, layık olduğunuzu kanıtlıyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır... Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan savaşları verileceğini dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin akıl güçlerini ve kahramanlık ve hamiyet kaynaklarını yarışırcasına ortaya koymasını dilerim. Ordular, İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” Bu emri alan ordular 9 Eylül’de İzmir’i geri aldılar. 18 Eylül itibariyle de Anadolu Yunan ordusundan temizlenmiş durumdaydı.

DÜNYADA YANKILARI

Türk Ordusu’nun elde ettiği bu başarı Ortadoğu ülkelerinde coşkuyla karşılandı. İran gazeteleri, zafer nedeniyle bir yandan coşkulu makaleler yayınlarken diğer yandan Yunanlıların Anadolu’da yaptığı zulümleri de protesto ettiler. İngiliz işgalinde olmasına rağmen Mısır’da, Afyonkarahisar’ın geri alındığı haberi üzerine bütün Müslüman dükkânları ve binaları bayraklarla süslendi, Türk Ordusu için yardım toplandı. Suriye’de kutlamalar gerçekleştirildi. Suriye’de yayınlanan El-İmran gazetesinde, Avrupalıların Doğu toprakları üzerinde, kalemle çizmeyi başaramadıklarını Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kılıcının ucuyla çizdiği belirtilerek Avrupa siyasetini yerle bir eden “bu şerefli komutan” ile Doğuluların iftihar edebileceği ifade edildi.

Büyük Taarruz özellikle İngiltere’de huzursuzluk yarattı. İtalya ve Fransa daha önce çekilmişlerdi, şimdi ise Yunan ordusu Anadolu’dan atılmıştı. Doğu Trakya ile ilgili İngiliz girişimleri Mustafa Kemal Paşa’nın kararlı tutumu nedeniyle sonuçsuz kaldı. 11 Ekim 1922 günü imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Milli Mücadele’nin savaş safhası sona erdi.

Büyük Taarruz’un ne anlama geldiğini en iyi ifade eden ise başından sonuna kadar her safhasında yer alan Mustafa Kemal Atatürk’tür: “Her evresi ile düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat, Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta kurulunun yüksek güçlerini ve yiğitliklerini tarihte bir daha saptayan ulu bir yapıttır. Bu yapıt, Türk ulusunun düşüncesinin ölümsüz anıtıdır.”

Aydınlık

Bunlar da İlginizi Çekebilir