Güvenlik alanından başlayan köklü değişimlerin, iç siyasetten ekonomiye kadar geniş bir alana yayılan çarpan etkisinin kavranmaması, gelişmelerin ilk bakışta anlaşılmasını zorlaştırıyor. Çıplak gerçeği idrak edememekte en önemli sorun, birtakım şablonlara ve kafamızda oluşturduğumuz kalıplara dayanarak gelişmeleri yorumlama alışkanlığı.

Su deniz seviyesinde 99 derece ısınana kadar sudur. 100 derecede ise kaynar ve buhar olur. Yani hem sudur hem de buhardır. Buhar olduktan sonra “bu sudur” derseniz maddedeki değişimi anlamamışsınız demektir.

Kuşkusuz, sosyal ve siyasal gelişmeler doğa yasalarındaki kesinlik gibi ilerlemez.

Ama siyasal ve toplumsal gelişmelerin de belli yasaları vardır. O yasaları anlamak, değişimleri nesnel bir şekilde değerlendirmeye yarar. Aynı zamanda belli koşullar sağlandığında gelişmelere yön verme imkanını sağlar.

YENİ DÖNEMİN BELİRLEYİCİLERİ

Türkiye’nin içine girdiği süreci ve iklimi kavramak için bazı belirleyici olguları anlamak anahtar önemde. İçinde olduğumuz “Vatan Savaşı” sürecinin ayırt edici özelliği, Türkiye’nin Atlantik sisteminden kopuşudur. Burada belirleyici olay, Gladyo’nun tasfiyesidir. Çünkü, Gladyo, Türkiye’nin 60 yıldır Atlantik zincirine bağlanmasının mekanizmasıdır.

İşte bu büyük başarı, hem iç hem dış siyasette olmazları olur hale getiriyor. HDP kapatma davası da bu genel çerçeve içinde anlam kazanıyor.

HDP, TÜRKİYE’NİN PARTİSİ NEDEN OLAMAZ

Televizyon programlarında, gazete köşelerinde konu tartışılıyor. Deniyor ki, “HDP, PKK ile arasına mesafe koysun!”

Peki bizde şöyle soralım: HDP’nin böyle bir talebi ya da yönelimi var mı?

Demirtaş’ın “Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” açıklamasından, Lazkiye’ye kadar İkinci İsrail koridorunu savunmaya, diğer Eşbaşkanın “Sırtımızı YPG’ye dayıyoruz” açıklamalarına kadar yüzlerce örnek verilebilir. 600 sayfalık kapı gibi iddianame ortada. İsteyen bakabilir. Üstelik, HDP yöneticileri de bunu gizlemiyor.

Ama, PKK’yı gömüldüğü hendeklerden çıkarmak istiyorsanız HDP’nin PKK’nın yasal partisi olduğu gerçeğini perdelemeye çalışırsınız. Böylece ABD’nin PKK’yı yasallaştırma projesinde rol aldığınız kabak gibi meydana çıkar.

ABDULLAH GÜL’ÜN 'YAKIN ÇALIŞMA' ARKADAŞLARI

HDP, açılım sürecinin ürünüdür. Açılım sürecinin çerçevesini ise, ABD Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat örgütlerinde Türkiye “uzman”ı sıfatını taşıyan Henri Barkey ve David Phillips çizmiştir. Atlantik Konseyi uzmanı David Phillips’in 15 Ekim 2007 tarihli “PKK’nın silahsızlandırılması, tasfiye edilmesi ve yeniden entegrasyonu” başlıklı rapor ve Haziran 2009 tarihli “Türkler ve Iraklı Kürtler arasında Güven İnşası” birbirini bütünleyen iki rapor niteliğindedir. Üçüncü ve yine Barzani devletiyle Türkiye arasındaki ilişkiler ekseninde konuyu ele alan rapor Henri Barkey’e ait ve Şubat 2009 tarihli.

Bu iki Amerikan görevlisi de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra “açılım”ın ve eşzamanlı olarak FETÖ kumpaslarının düğmesine basan Abdullah Gül’ün “yakın çalışma” arkadaşlarıdır. Henri Barkey ile Abdullah Gül arasındaki “özel” ilişki 2004 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan Türkiye’ye yönelik senaryoların konuşulduğu gizli bir toplantı vesilesiyle ortalığa dökülmüştü. (Savaş Süzal, www.habergazete.com, 24 Haziran 2004; Fikret Bila, Milliyet, 23 Haziran 2004)

David Phillips’in bir başka raporu da Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte uygulamaya soktuğu “Ermeni açılımı”nın yol haritasını içeriyordu. Ermeni açılımı kapsamında Abdullah Gül, Eylül 2008’de Erivan’da futbol maçına gitmiş ve Ermenistan’ı ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmuştu. Ardından 2009’da Türkiye ile Ermenistan arasında Zürih protokolleri imzalanmıştı.

TÜRKİYE DEĞİL, ABD PROJELERİNİN PARTİSİ

Aralık 2019’da New York Times'a verdiği bir mülakatta Joe Biden, Erdoğan’ı “otokrat” olarak tanımlamış ve şunları söylemişti:

“Bence yapmamız gereken ona (Erdoğan'a) karşı farklı bir yaklaşım izlemek. Muhalefetin liderlerini desteklediğimizi açık şekilde belirtmeliyiz. Pozisyonumuzun, parlamentoda da yer edinmek isteyen Kürt nüfusun entegrasyonunu sağlamak olduğunu açıkça söylemeliyiz. Yanlış olduğunu düşündüğümüz şeyler hakkında sesimizi çıkarmalıyız. Yaptıklarının bedelini ödemeli… Ama hâlâ, geçmişte yaptığım gibi, onlarla (muhalefet) doğrudan iletişimde olup, hâlâ var olan unsurlarını destekleyip onları Erdoğan'ı mağlup etmeleri için cesaretlendirebiliriz. Darbe ile değil, darbe ile değil, seçimle”.

Biden’ın bu açıklamaları geçen yıl Ağustos ayında Türkiye’de geniş tartışmalara neden oldu. ABD Başkanı, doğrudan Türkiye’de iktidarın değiştirilmesi için muhalefetin desteklenmesi gerektiğini vurguluyordu. Açıklamanın bu yönü tartışıldı ancak en az onun kadar önemli olan nokta, “Pozisyonumuzun, parlamentoda da yer edinmek isteyen Kürt nüfusun entegrasyonunu sağlamak olduğunu açıkça söylemeliyiz” kısmıydı. Nitekim koltuğa oturur oturmaz Biden yönetiminden “Demirtaş serbest bırakılsın” açıklaması geldi.

Meselenin esası, Biden’ın elindeki kozu almaktır.


Fikret Akfırat

Aydınlık