Trump yönetimi görevi devretmesinden 24 saat önce Dışişleri Bakanı Pompeo üzerinden bir açıklama yaparak Çin’in Uygurlara soykırım ve insanlığa karşı suç işlediği yönünde kanaat getirdiklerini duyurdu. Çin Dışişleri Bakanlığı bu açıklamayı duyduğumuz en komik yalan diyerek cevap verdi.

Trump’ın göreve gelmesinden beri Çin’e karşı sistematik bir kampanya başlattığı biliniyor;hatta Trump, Tanrının kendisini Çin ile mücadele etmesi için gönderdiğini bile söylemişti.  Güney Çin Denizi, Hong Kong, Tayvan ve nihayetinde Uygurlar, Çin ile mücadelenin unsurları olarak ortaya çıkmıştır.

Kuşkusuz, Çin’de eğitim kampları adı altında Sovyet dönemi Gulagları andıran kampların ortaya çıkması da bu durumu tetikledi. Ancak kamplar bugünün meselesi ama Uygurlara yönelik Çin’in politikaları on yıllardır farklı isimler altında  vardı ve bu sürede ABD ve Batı’nın nerede olduğunu açıkçası kamuoyu merak etmektedir.

Aslında,  ABD’nin de, Batı’nın da Uygurlar çok umurlarında değil. Eğer Uygurları önemsiyor olsalardı çok daha önceleri Uygurlara destek çıkarlardı. Uygur sorunu bugün ortaya çıkmış bir sorun değil. 1950’den beri bu sorun ortada duruyor. Son yetmiş yıldan beri Uygurlara sahip çıkan tek devlet de Türkiye’dir ve uzun zaman Türkiye bu konuda Soğuk Savaş dönemi de dahil olmak üzere her zamanki gibi yalnız bırakılmıştır.

ABD ve Batı için  esas önemli olan nokta Çin’in bir şekilde kuşatılması; hatta Sovyetleştirilmesidir. Çünkü, özellikle ABD ve NATO’nun dinmek bilmeyen bir düşman arayışı var. NATO 2030 raporuna bakıldığında bu gerçek çok daha net bir şekilde görülecektir.

ABD, Kongre’den çıkardığı Hong Kong ve Uygur yaptırım kararları ile Çin’i köşeye sıkıştırmaya çalışıyor; ancak sahada ABD’nin bu politikasından sadece ve sadece masum Uygur halkı zarar görüyor. ABD ve Batı’nın Uygurlarla ilgili her açıklaması Uygurların hayatını daha da zorlaştırıyor. Bugün, maalesef Uygurla,r büyük güçlerin mücadelesinin bir kurbanı haline getirilmiş durumda.

Şimdi, ABD, böyle soykırım ve insanlığa karşı suç gibi kavramları hoyratça kullanmaya başlayınca insanın aklına Irak işgali sırasında Irak’taki Ebu Gureyb hapishanesinde insanlığa karşı ABD’nin işlediği suçlar geliyor. Yine, 11 Eylül saldırılarının ardından  Guantanoma üssünde oluşturduğu askeri hapishanede yaşananlar  geliyor.  Daha önemlisi son 20 yıldan beri dünyanın dört bir tarafında özellikle de Afganistan ve Irak’ta öldürülen sivil masum insanlar  akıllara geliyor.

11 Eylül saldırılarından  sonra Çin’in Uygurlar ile mücadelesini uluslararası terörizmle mücadele kapsamına almasına ABD’nin göz yumması akıllara geliyor.

11 Eylül sonrası Afganistan ve Pakistan’da sivil yerleşim yerlerinin ve masum insanların insansız hava araçlarıyla bombalanması akıllara geliyor

Soykırım ve insanlığa karşı suç denince İsrail’in Filistinlilere karşı yıllardan beri yaptıklarına karşın ABD’nin keyifle olanı biteni izlemesi akıllara geliyor.

ABD’nin 100 yıl önce Birinci Dünya Savaşı koşulları içerisinde yaşanan ve Ermenilerin Osmanlı Devletine ihanetinin apaçık bir göstergesi olan olayları sözde soykırım iftiralarıyla sürekli Kongre’de Türkiye’nin önüne getirmesi akıllara geliyor .

Trump’ın giderayak bu hamlesi Biden’ın  Çin’e karşı elini kolunu bağlayarak ABD-Çin ilişkilerinin geleceğini ipotek altına alma niyeti olarak görmek doğru olacaktır.

Sonuç olarak, Hani derler ya, içinizde en günahsız olan ilk taşı atsın diye. İşte! ABD’nin de ilk taşı atmak için çok da masum olmadığı  yukarıdaki örneklere bakıldığında anlaşılmaktadır.