Yıllardır ihmal edilmesinden şikayet ettiğimiz Türkçe üzerine sevindirici haberler alıyoruz. Bu yıl, Türkiye'de Yûnus Emre ve Hacı Bektaş Veli yılı ilan edilirken, Orta Asya'daki Türk devletlerinde de Latin alfabesine geçiş çalışmaları hızlandı. 

Önce Kazakistan, Latin harflerine uyarlanan yeni Kazak alfabesini tanıttı. 9’u ünlü 31 temel harf bulunan alfabenin, 20232031 döneminde ülkede kademeli olarak kullanılma girmesi hedefleniyor. 

31 harflik alfabede yer almayan x,w gibi harfler yabancı kökenli kelimelerde kullanılacak. Aslında Kazakistan'da 1990'lardan beri tartışılan Latin alfabesine geçiş için karar 2017'de alınmıştı. 

Latin Alfabesi'ne geçecek bir diğer ülke ise Özbekistan. Özbekistan'da hükümet Latin alfabesine kademeli olarak geçişe dair yol haritasını içeren kararı onayladı. Karara göre, 1 Ocak 2023'ten itibaren ülkedeki tüm kurum ve kuruluşların faaliyetleri ile resmi yazışmaları Latin alfabesiyle yapılacak. Ayrıca ülkedeki tüm basın organları, elektronik medya, haber siteleri, matbaa ve yayınevleri de Latin alfabesini kullanacak.

Söz konusu tarihten itibaren kimlik belgeleri, yabancıların oturma izni ve ikamet belgeleri, antetli kağıtlar Latin alfabesinde düzenlenecek, ayrıca tüm cadde ve sokak ile kurum adları, pankart ve tabelalar, ilan ve reklamlar da Latin alfabesinde hazırlanacak.

SADRAZAMA ÇIKAN DA VAR DOĞRUDAN HALKA GİDEN DE

Türkler, en uzun süre Arap alfabesini kullandı. Orta Asya ülkelerinde, Sovyetler Birliği döneminden itibaren de Kiril alfabesi kullanımdaydı. Arap harflerini terk ederek Latin harflerini alma konusu, Türk dünyasında tartışılan en eski meselelerinden biridir. Yaklaşık 200 yıl boyunca bu konu tartışılmıştır. 

Bu konuyu ilk ortaya atan Azerbaycanlı Mirzafethali Ahunduf'tur. 1857 yılında bir rapor yazar. Hatta kendi oluşturduğu imla ile 1863 yılında “Yusuf Şah”adlı hikayeyi yazar. Mirzafethali Ahunduf, yardımı İstanbul'da arar. Dönemin Sadrazamı Fuat Paşa ile görüşür. Ahunduf'un raporu incelenir, uygulanabilir görülür. Fakat iş, bu harfleri matbaada kullanmaya gelince izin çıkmaz. Ahunduf'a rapor geri verilir, cebine bir miktar para konur, Kafkasya'ya geri dönderilir. 

Ahunduf, vazgeçmez. Tiflis'e döner, ikinci bir rapor yazar. Bu kez şansını İran'da denemek ister, Tahran'a gider. Fakat orada istediği desteği bulamaz. Gözünü tekrar Osmanlı topraklarına çevirir. Üçüncü bir rapor yazar. Suavi Efendi ve Sadrazam Ali Paşa’ya takdim eder. Fakat yine ilgi göremez. Sitemkâr bir şiir yazar ve girişimlerinden vazgeçer. 

Ahunduf'a benzer çalışmaları Melkum Han, Mirza Rıza Han, Feridun Bey, Muhammet Agaşah Tahtinski, Müftü Hüseyin Efendi, Habibzâde Molla, Ahund Yusuf Talip sürdürür. Birçoğunun girişimi başarısız olur. İçlerinden bir tek Muhammet Agaşah Tahtinski bazı başarılar kazanır. Onun başarısını diğerlerinden farklı kılan, halka gitmektir. Diğerleri şahlara, sadrazamlara, vezirlere raporlarını götürürken Tahtinski, halka doğrudan bağlantı kurdu ve fikirlerini bir kısım üzerinde kabul ettirdi. 

JÖN TÜRKLER GÜNDEME ALDI

Bizde Latin alfabesine geçiş tartışmaları ve girişimleri Jön Türkler ile başlar. 1908 yılında Maarif Nazırı Nail Bey’in fermanı ile büyük bir resmi komite kuruldu. Bu komitenin içerisinde Türkolog Necip Asım (Yazıksız) da yer alıyordu. Komite bir yıl boyunca çalıştı. Fakat herhangi bir başarı elde edemedi, dağıldı.

İttihat ve Terakki'nin önemli kalemlerinden Hüseyin Cahit Yalçın da, bu konuyu birçok makalesinde gündeme getirdi. İttihat ve Terakki'nin kurucularından İbrahim Temo, Türkçe’nin Arap harfleriyle tam manasıyla yazılıp okunmaya müsait olmadığını, ayrıca Türk eserlerini Avrupalılara tanıtmak için Latin alfabesinin kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Temo, bunun için Latin alfabesinin Türkçeye uygun hale getirilmesini savunmuştur. Fakat bunun için 1928'e yani Harf Devrimi'ne kadar kadar beklemek gerekmektedir. O dönemde yalnızca Enver Paşa'nın kendi adını verdiği yeni bir imla biçimi denenmiştir. Enver Paşa'nın imlasına göre harfler tek tek ve aralara sesli harfler eklenerek (Osmanlıca'da harfler birleşiktir, başta, ortada, sonra farklı yazılır, uzun ünlüler hariç sesli harf kullanılmaz) yazılacaktı. Buna, “hurûfı munfasıla” (ayrı harfler) denmiştir. Bu girişim köklü bir çözüm değil, sadece alfabenin basitleştirilmesi anlamı taşımaktadır.

Latin alfabesine geçiş deneyleri, 1920'lerde de sürmüştür. Türklerde Latin alfabesine ilk geçenler Yakutlardır. Yakutlar, pedagog S. A. Novgorod 1917’de hazırladığı 33 harften oluşan Latin alfabesini kullanmayı 1933’e kadar sürdürmüşlerdir. Orta Asya'daki bazı Türk devletleri de Latin Alfabesi ile Arap alfabesini karışık kullanmışlardır. 19291940 yılları arasında Türkistan’da yaşayan Özbekler, Latin alfabesini kullanmışlardır. Fakat 1939'dan sonra birçoğu Kiril alfabesine geçmiştir. Kalıcı olan tek geçiş, 1928'deki Harf Devrimimiz oldu. 

KAYNAKÇA: 

Türk Dünyasında Arap Harflerinin Islah Edilmesi ve Latin Harflerine Geçiş Tartışmaları, Maarif ve Okutguçı, Taşkent, 1922, Sayı 3. Çeviri: Ümit Özgür Demirci.

Erdal Şahin, Türk Dünyasında Yazı Birliği: Latin Alfabesi Temelinde Yeni Türk Alfabeleri.


Aydınlık