Yazı: Seyyid Muhammed Marandi / Al Mayadeen
Çeviri: Medya Şafak


Yaklaşık 20 yıl önce, Taliban'ın Afganistan'daki ezici yenilgisinden ve ABD baskısı altında Pakistan ve Suudi Arabistan desteğinin tamamen çekilmesinden sonra, Kudüs Gücü küçülmüş görünen bu hareketle diyaloğa başladı. O zamanlar, bölgedeki siyasi manzara dramatik bir şekilde değiştiği için çoğu kişi bunun anlamsız bir çaba olduğunu düşünüyordu. Taliban'ın Mezarı Şerif'teki İran konsolosluğunda 11 İranlı diplomatı ve bir gazeteciyi öldürmüş olması yüzünden, bu yeni yönelim eğer kamuoyuna duyurulsaydı Tahran'daki birçok kişinin gözünde son derece uygunsuz gözükecekti.

ABD'nin Afganistan'ı ve ardından Irak'ı işgali, Amerikalıları her iki ülkedeki güçlü İran müttefiklerinin varlığını ve rolünü hazmetmeye zorladı. ABD önderliğindeki işgal güçleri, tutarlı bir uzun vadeli stratejiden ve müttefiklerden yoksunken, önemli muhalefet liderleri ile askeri ve siyasi örgütler Tahran'da yerleşikti.

Bu nedenle, Taliban yenildiğinde ve arta kalan güçler ülkeden kaçtığında, İran müttefikleri Afganistan hükümetinde kilit pozisyonlar aldılar. Tamamen tükenmiş gözüken bu güçle diyaloğa ihtiyaç veya gerekçe yok gibi görünüyordu. Ancak General Kasım Süleymani, Taliban'ın güney Afganistan ve Pakistan'ın bazı bölgelerindeki Peştun kabilelerinin ve nüfusunun önemli bir kesimi arasında desteğe sahip olmaya devam ettiğine inanıyordu ve uzun vadeli bölgesel istikrarın tek yolunun tüm taraflarla diyaloğa girmek olduğu fikrindeydi.

General Süleymani, bu koşullar altında, İran'ın önemli bir stratejik hedefi olan Amerikan işgalinin maliyetini önemli ölçüde artırmaya hazırlanan tek gücün Taliban olduğuna da inanıyordu. Böylece hem Irak hem de Afganistan işgalinin Batılı ülkelerde giderek sorunlu ve popüler olmayan bir hal alacağını, nihayetinde böylesine büyük bir yükün Batı ekonomilerini sert bir şekilde vuracağını ve onları her iki ülkeden güçlerini çekmeye zorlayacağını biliyordu.

Kudüs Gücü'nün amacı, karşılıklı anlayış yaratmak ve parçalanmış Taliban içindeki daha ılımlı grupları üstünlük kazanmaya teşvik etmekti. General Süleymani, yabancı güçlerin bir noktada ülkeyi terk etmek zorunda kalmasının kaçınılmaz olduğuna ve ülkenin kurtuluşunun ardından Afganistan'ın geri çekilen işgal güçleri tarafından başka bir yıkıcı iç savaşa itilmemesinin zaruretine inanıyordu.

2011 ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu ve üst düzey Taliban heyetleri Tahran'ı ziyaret etmeye başladılar. Zaman geçtikçe ilişkiler daha sıcak ve hatta kişisel hale geldi, öyle ki General Süleymani, Abu Mehdi elMühendis ve arkadaşları Bağdat Uluslararası Havalimanı'nda Trump rejimi tarafından öldürüldüğünde, üst düzey bir Taliban heyeti Tahran'a gitti ve Şehid Süleymani’nin evinde, ailesine taziye ziyaretinde bulundu.

İran'ın Afgan hükümet güçlerine karşı Taliban'a askeri destek verdiği yönündeki suçlamalar tamamen temelsiz olsa da, Taliban'ın İran'dan yardım istediği önemli ve açıklayıcı bir örnek vardı. Hem İran istihbaratı hem de Taliban, hızla çöken IŞİD içindeki ABD bağlantılı grupların Suriye'den çıkarılıp Afganistan'a yerleştirildiğini biliyordu. Taliban, Kudüs Gücü'nden varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü IŞİD’i yenmesine yardım etmesini istedi. İran, bu tür bir işbirliğinden memnun olmayan Afgan hükümetini bilgilendirdi, onlar da buna itiraz etmediler.

Sonuçta Taliban, Kudüs Gücü'ne 4 taahhütte bulundu. İran sınırında istikrarı koruyacak, yabancı güçlerin varlığına muhalefetinden taviz vermeyecek, diğer etnik grupları veya mezhepleri hedef almayacak, “kardeş kardeşi öldürmeyecekti”. Taliban içinde çok farklı görüşlere sahip farklı hizipler olsa da, İranlılar bu yıllardaki mevcut Taliban liderliğinin vaatlerine bağlı olduğu değerlendirmesini yaptılar.

Bu ilişki, işgal güçlerinin geri çekilmesinin iç savaşa yol açmamasını sağlamak ve yeni hükümeti tüm Afganları kapsayıcı olmaya teşvik etmek için İran İslam Cumhuriyeti'nin son haftalarda ve aylarda etkili bir arabulucu olmasına yardımcı oldu. İran'ın Batılı güçlerin ani geri çekilmesinin Afganistan'da istikrarsızlık ve kaos yaratmak için tasarlandığına inanmak için güçlü nedenleri var. ABD, Afganistan'a sahip olamaması halinde, ülkenin İran, Çin, Rusya ve hatta Hindistan için sürekli bir sorun kaynağı olması gerektiğine inanıyor. Bu arada, Taliban içindeki aşırılık yanlısı tekfirci grupları desteklemek için şu anda Suudi Arabistan ve diğer 2 bölge ülkesi önemli miktarda para gönderiyor. İran saf değil, ancak trajediyi önlemek için elinden geleni yapmak bir sorumluluktur. Bu işe yaramazsa, Kudüs Gücü aşırılığa ve teröre direnenleri şiddetle destekleyecektir.

İran, karanlık geçmişe dönüş için bastıranların çabalarını engellemek için Afganistan'daki farklı taraflarla ve komşu ülkelerle, ayrıca Çin ve Rusya ile sürekli çalışıyor ve müzakere yürütüyor. İran'ın Şanghay İşbirliği Örgütü'ne yakın üyeliği, bu bağlamdaki uluslararası çabaları koordine etme kapasitesini artıracaktır.

General Süleymani artık aramızda değil, ancak mirası ölmekte olan ABD İmparatorluğu'na darbeler indirmeye devam ediyor.