Özgürlüğü rakıyla özdeşleştirmek, aydının kendini tüketmesinin başlangıcıdır. “Bu milletten adam olmaz!” fikrinin önceki durağıdır. Nihayetinde vatanı kurtaramamanın teorisi yapılır.
NADİR TEMELOĞLU

Çok satan yazarlardan Ahmet Ümit bir eline gaz lambası bir eline rakı aldı, sosyal medyadan paylaşım yaptı: “Ne yapalım, gaz lambasını yakarım, rakımı içerim. Bu günler de geçer elbet, eşe dosta selam olsun...”

Ahmet Ümit, Zonguldak'taki madenlerde ekmek için ölümün ağzında kömür çıkaran madencilerin, Isparta'da elektriksiz kalmış vatandaşların yanında gaz lambasını eline alsa paylaşımının belki bir anlamı olurdu. Oysa “protesto”sunu, konfor alanında, en güzel abisi olduğu mekanlarda yapıyor. Bir kadehi fondip yapıp, gaz lambasını okşasa, çıkardığı cinle bütün sorunları çözüverecek sanki...

Kımıldamayan aydınımızın mucize yaratmasına da, harekete geçmesine de gerek yok! Bu günler de geçer elbet... O rakı masasındaki yerini hep alabilsin de, nasıl geçerse geçsin...

2 bin 500 liraya Atatürk kitabı pazarlayan Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil de, en çok rakı güzellemesi yapanlardan. Cumhuriyet'in şerefine rakı kaldıran Özdil, 14 Ekim 2020 tarihli “Rakı ciddi iştir” başlıklı yazısında, “Vatan sevgisidir rakı. İki tek attığında, noolacak bu memleketin hali diye kafa yormazsın aksi olsa.” ifadelerini kullandı. Rakı sevgisi vatan sevgisinin üstüne çıkmış olacak ki, 14 Aralık 2021 tarihli “Ölmeme günü” yazısında aynı cümleleri yineledi. Üstüne üstlük Kıbrıs'ı vermeye kalktı: “Türk'ü de içer, Kürt'ü de, Ermeni'si de, Yahudi'si de… Rumlar öyle meze yapar ki kardeşim, helali hoş olsun, Kıbrıs'ı veresin gelir!” Villa kaçak, rakı bol, mezesi var. KKTC'yi dünyaya tanıtma mücadelesinde öne çıkmasına gerek yok. Yeter ki, koy bir duble daha...

İLERİCİLİĞİNİZ KAÇ PROMİL?

Kardeşimin Hikayesi kitabının 130. sayfasında “Rus kızı votka gibidir, tek başına içilir, hiçbir şey istemez ama Türk kızı rakı gibidir. Yanında meze ister, peynir kavun ister; ister oğlu ister.” diyen Zülfü Livaneli, 8 Kasım 2008'de Vatan gazetesindeki “Şişeye konmuş şiir” başlıklı yazısında şuna dikkat çekiyordu: “İçki, siyasal hattan çıktı şimdi süratle sosyal hayattan da çıkıyor. (...) Japonların çay töreni gibi, rakı da bu ülkede sadece bir içki değil bir törendi eskiden.” Gerçi Livaneli içmeden, rakı törenine ihtiyaç duymadan bile “Atatürk solcu değildi” diyen, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini istediğini açık açık belirten ve bunu solculuk olarak pazarlayan biri.

Aydınlar arasındaki rakı furyası öyle ki, bir grup sanatçı masalarındaki rakıyı fotoğrafta göstermedi diye linç bile yedi. Bunların denklemi basit. Masada ne kadar rakı varsa, o kadar aydın, Atatürkçü, ilericisin. Promiliniz artarsa, çağdaşlığınız artıyor! Rakı, abı hayat gibi. O giderse, hayatın bir anlamı da kalmıyor. Sisteme karşı yaptıkları “sevimli yaramazlıklar” mı? Onlar işin mezesi.

Atatürkçülüğü rakıya indirgeyenler, en sonunda Nutuk'u içki sofralarına meze yapmaya kadar götürdü.

ELİ KADEHLİLERİN GÖRMEZDEN GELDİKLERİ

Türkiye çeşitli zorluklarla ve tehditlerle karşı karşıya. Eli kadehlilerin kaçı bu tehditlere göğüs geriyor? Eli kadehlilerin kaçı halkımızın zorluklarını paylaşıyor? Eli kadehlilerin kaçı ABD'nin Doğu Akdeniz'den silahlı tehditlerine ses çıkarıyor? Eli kadehlilerin kaçı terör örgütü PKK/PYD'ye emperyalistlerin binlerce TIR silah vermesine dur diyor? Demiyor, çünkü Selahattin Demirtaş'a özgürlük dilenme peşindeler! Eli kadehlilerin kaçı Diyarbakır'da terör örgütünün elinden söke söke evlatlarını alan annelerimizin sesi oluyor? Eli kadehlilerin kaçı uyuşturucu pençesine düşen gençlerimizin sesi oluyor? Eli kadehlilerin kaçı ekmek teknesine sahip çıkan esnafın, işçinin, sanayicinin sesi oluyor?

'MUHALİFLER' NEDEN SEVİYOR

Yukarıda bahsettiğimiz aydınların, muhalif kesimlerden destek görmesi şaşırtıcı mı? Sistem karşıtları neden bunları savunuyor?

Öncelikle belirtelim ki aydın, ideolojik insandır. Onun konumunu bilinç ve ideoloji belirler. Hangi ideolojinin hizmetindeyse, o ideolojiye sahip sınıfın hizmetindedir. Burjuva aydınının en tipik özelliği, sermayeden bağımsız görünmesidir. Bir anlamda suyu bulandıran aydındır, burjuva aydını. Sistemin denetim altına almaya çalıştığı insanlar, bu aydınlar aracılığıyla kontrol edilir. Daha bağımsız, kimi zaman “sevimli” yaramazlıklar yapan, kafa tutuyor gibi görünen aydın takımı, aslında hâkim sınıfların idelojik hegemonyasını sürdürme araçlarından biridir.*

BU OLİGARŞİ NASIL YIKILIR

Eline kadeh alan aydın, emekçi sınıfları ve küçük burjuvaziyi kendi gerçekleri başta olmak üzere ülke gerçeklerinden koparıyor. Özünde liberal; etikette ilerici, çağdaş, Atatürkçü aydınlar çeşitli “yaramazlıklarla”, demokratik değerler maskesi altında Kıbrıs'ı vermenin de, Avrupa Birliği'yle bütünleşme sürecinin de, PKK'yı hendeklerden kurtarmanın da ikna aracı olarak görev yapıyorlar.

Rakı masası, “memleketi kurtarmak için çalışmaktan” vazgeçmek için kurulan “çilingir sofrası”dır. Bunlar, karamsarlık kapısının çilingiridirler. Duble sayısı arttıkça, karamsarlık o ölçüde artar.

Özgürlüğü rakıyla özdeşleştirmek, aydının kendini tüketmesinin başlangıcıdır. “Bu milletten adam olmaz” fikrinin önceki durağıdır. Vatanı kurtarmayı ‘masa başı çalışmaya’ indirgemektir. Nihayetinde vatanı kurtaramamanın teorisi yapılır. Vatanı kurtaramamanın getirdiği karamsarlık, yine kadehlere yansır. Oysa memleket için kafa yormak; bilincin açık olmasına, kararlılığa, bilime, halkla kader birliği yapmaya bağlıdır.

Eli kadehli aydının yanı sıra, bir “Atatürkçü aydın” oligarşisi var. Son dönemde sanat adına hiçbir şey üretmeseler de “Atatürkçü” ekranlarda hep onlar var. Hatta öyle ki, “Yılın Atatürkçüsü” ödülüne layık görülüyorlar. Hepsinin ortak özelliğine bakınca, HDP'yle yakınlaşmayı savunanlar olduğu dikkatimizi çekiyor. HDP promili yükseldikçe, “Atatürkçü aydın” parlatmaları da o kadar daha fazla yapılıyor. Sanki onlar dışında ne Atatürkçü var ne de muhalif.

Tüm bu liberal aydın kalabalığının yanı sıra millî, devrimci birçok aydınımız, sanatçımız ortalarda hem moralsiz hem de dağınık bir şekilde kaybolup gidiyor. Önümüzdeki en önemli görevlerden bir tanesi, liberal aydınların maskesini indirmek ve gerçekten millî, vatansever, devrimci aydınlarımızı ortak bir çatı altından toplamaktır.

(*) Doğu Perinçek, Aydın ve Kültür, Kaynak Yayınları.