15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ’nün beli kırıldı. Ancak adli makamlar, henüz 'ankesör' gibi soruşturmalarda 3’te 1’inin deşifre edildiğini düşünüyor. Askeri ve adli makamlar elini çabuk tutmalı. FETÖ hükümet sorunu olmaktan çıkarılıp devlet meselesi olarak kırmızı kitaba yazılmalı.
UFUK AKKAYA

FETÖ, Türk Silahlı Kuvvetleri içine sızmıştı, bu herkesin bildiği bir gerçekti. Milli Savunma Bakanlığı’nın 26 Mart 2021 tarihinde açıkladığı verilere göre 15 Temmuz 2016’dan itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 21 bin 494 personel ihraç edildi. 3 bin 173 askeri personel hakkında ise idari süreç devam ediyor.

Ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle FETÖ’nün Askeri Yapılanması bilinenden daha derin ve fazlaydı. Askeri Mahrem yapılanma darbe girişiminden sonra tespit edildi. Yüksek gizliliğin hâkim olduğu bir modeldi, FETÖ’nün ordu içindeki örgütlenmesi. Darbe girişimine katılmayan kripto unsurları vardı.

2017’de Tekirdağ’da ifadesi alınan bir asker, sivil abinin sabit hat ile irtibat kurduğunu söylemişti. İşte bu beyan üzerine soruşturma savcıları sabit hat irtibatının izini sürdü. FETÖ’nün Askeri Mahrem Yapılanması deşifre edildikçe darbe girişimine katılan askerlerden daha fazlası kripto unsur olduğu ortaya çıkarıldı.

BAŞSAVCILIK: KRİPTO ASKERLER DARBEYE KALKIŞANLARDAN FAZLA

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Askeri Mahrem Yapılanma ile ilgili şu tespiti yapıyor:

“Fethullahçı Terör Örgütü'nün Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içerisine sızmış ve halen deşifre edilemeyen mensuplarının sayıca darbe girişimine katılanlara oranla daha fazla olduğu, menfur darbe girişiminde kullanılmayan hücrelerin mevcudiyetinin ve bu yönüyle terör örgütünün Devletimizin Anayasal düzeni ve bekası açısından halen en büyük tehlikeyi ihtiva eden terör örgütü konumunda bulunduğu…”

15 TEMMUZ İLE FETÖ’NÜN BELİ KIRILDI

FETÖ’nün Askeri Mahrem Yapılanması üzerinde çalışan güvenlik ve yargı bürokrasisi ilk olarak şu tespiti yapıyor: “15 Temmuz darbe girişiminden sonra yürütülen hızlı ve etkin mücadele ile FETÖ’nün beli kırıldı.” Bu saptamanın ardından ise ankesör soruşturmalarının önemli olduğunun altı çiziliyor. Nedeni ise “ortaokul ya da lise sıralarında FETÖ’ye katılan asker kişiler hiçbir zaman kendini belli etmemiş. Sadece sivil mahrem abi ile tek yönlü, ankesör/sabit kontörlü hat irtibatı var. Kimi Hava Üssü’nde kimi ise sınır ötesinde göreve devam ediyor. Kendini de hiçbir şekilde deşifre etmiyor. Çünkü çocukluktan bu yana hücrede eğitiliyor” ifadeleriyle açıklanıyor.

Ankesör/sabit kontörlü hat soruşturmaları devam ediyor. 100’erli 200’erli gruplar halinde operasyonlar yapılıyor. 2012 yılından günümüze Türk Ordusuna görev yapan bütün unsurların telefon kayıtları ankesör/sabit büfe HTS kayıtları karşılaştırılıyor. İlk aşamada Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’nda bir veri havuzu oluşturdu. Bütün veriler ATAÇ programına yüklendi. Türkiye'deki ankesör/sabit büfelerden hangi kurumlarda çalışan kişiler aranmış tespit edildi. İtirafçı beyanları ile de tek yönlü ankesör/sabit büfelerden aranan askerler tek tek deşifre edildi.

TUĞG. SERDAR AKSOY NASIL TESPİT EDİLDİ?

O deşifrelerden biri de 2020 Yüksek Askeri Şurası’nda tuğgeneralliğe terfi eden Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Serdar Aksoy’du. Aksoy da tek mahrem abi tarafından ankesör/sabit büfe hatlarından aranmıştı. YAŞ’ta terfi edildiği için “kim korudu” sorusu gündeme geldi. Sorunun yanıtı ankesör soruşturmasındaydı. FETÖ’nün kripto unsurlarından olan Serdar Aksoy 1988 yılında FETÖ ile tanışmış ve 22 yaşındayken orduya yerleştirilmişti. 15 Temmuz’da kullanılmayan “ihtiyat kuvvetleri”ndendi. Ancak yargı ve güvenlik birimlerinin ortak çalışması ile Aksoy yakayı ele verdi. Şimdi de itirafçı oldu. Kendisi gibi kripto FETÖ’cülerin isimlerini verdi.

YARGI, MİT, TSK VERİ HAVUZU

Ankesör soruşturmalarını yürüten makamlar, FETÖ’nün kripto askeri unsurlarının 3’te 1’inin deşifre edilebildiğini düşünüyor. İzmir’de de Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’nün Askeri Mahrem Yapılanması 16 operasyon düzenledi. İzmir önemliydi. Çünkü Türk Ordusunda görev yapan subay ve astsubay bir şekilde İzmir’de ya askeri okula gidiyor ya da kara, hava, deniz, jandarma, sahil güvenlik, SAT, SAS, komando vb. kurslarına katılıyordu. İzmir’deki soruşturmalar yalnızca TEM Daire Başkanlığı’nın veri havuzuyla sınırlı kalmadı. Mili Savunma Bakanlığı’nın sağladığı koordinasyonla Milli İstihbarat Teşkilatı ile Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın verileri karşılaştırıldı. Bütün birimlerin savcılıkla müşterek yaptığı toplantılar neticesinde asker şahısların ardışık/periyodik/kısa süreli ankesörlü/kontörlü sabit hat irtibatı ve belirlendi. İtirafçı ifadeleriyle de deliller geliştirildi.

İzmir merkezli 16 operasyonda; bin 755’i muvazzaf, 475’i muvazzaf olmayan asker şahıs ile 68’i darbe girişimi sonrası kapatılan askeri okul öğrencisi olmak üzere toplam 2 bin 298 şüpheli hakkında yakalama ve gözaltı talimatı verildi. Bin 13 asker şüpheli tutuklandı. 311 kişi savcılıkta faydalı itirafçı oldu. Tutuklanması istenen 716 şüpheli Sulh Ceza Hâkimliklerinde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak serbest bırakıldı. 41 şüpheli değişen delil nedeniyle, 60 şüpheli de operasyon tarihinden önce farklı birimler tarafından haklarında işlem yapılması/Covid-19 tespiti/ diğer sağlık nedenleri gerekçeleriyle gözaltı talimatları iptal edildi. 3 Nisan 2021 itibariyle 162 şüpheli ise firari durumda.

MİLLİ GÜVENLİK POLİTİKASI ŞART

“Yargı ve askeri makamlar elini çabuk tutmalı, ordudan FETÖ unsurları temizlenmeli.” Ankesörlü/kontörlü sabit hat soruşturmaları işte bu anlayışla yürütülüyor. Her kurum kendi çabası ile FETÖ’yü temizlemeye çalışıyor. Ancak bu yeterli değil.

Bu bağlamda atılması gerekenler önemli var:

1- FETÖ ile mücadele bir milli güvenlik politikasına dönüştürmedi.

2- Milli Güvenlik Kurulu’nda FETÖ ile mücadelenin ideolojik esasları belirlenerek, kırmızı kitaba (MGSB) yazılmalı.

3- Adli, idari, istihbarı bütün çalışmalar tek çatı altında koordine edilmeli.

4- Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere bütün bakanlıklar ile MİT Başkanlığı, Kara/Hava/Deniz Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndaki FETÖ ile ilgili her türlü belge ve bilgiler birleştirilmeli, FETÖ ile mücadele merkezileştirilmeli.

5- Sosyal medya yolu ile yürütülen psikolojik savaşlara karşı hızlı, etkili ve caydırıcı müdahalelerin önü açılmalı.

Kelle koltukta mücadele verenler, bu adımların atılmasıyla yarınların bilinmezliği sorununun ortadan kalkacağını düşünüyor. Çünkü FETÖ ile mücadele bir hükümet sorunu değil devlet meselesi.


Aydınlık