Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında biraraya gelen Kabine Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni koronavirüs kararlarını açıkladı. Alınan yeni kararlara göre; 29 Nisan 2021 perşembe akşamı 19:00'dan başlayıp, 17 Mayıs pazartesi 05:00'e kadar sürecek şekilde tam kapanmaya geçilecek. Şehirler arası seyahatlerin tamamı izne tabi olacak ve otobüsler yüzde 50 ile çalışabilecek. Eğitimde ise anaokulu, kreş, 8. ve 12. sınıflar dahil tüm kurumlarda yüz yüze eğitime ara verilecek tüm sınavlar ertelendi.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önemli açıklamalarından satır başları:

Bugün kabine toplantımızın salgın ile ilgili son gelişmeleri değerlendirdik. Ramazan bayramının ardından iyi bir sürece girmemiz için rakamların çok daha aşağı düşmesi şarttır. Vakaları 5 binin altına düşürmeliyiz. Özel hastanelerde yoğun bakım ve aşı hizmetlerinden dolayı ücret talep edildiğine dair şikayetler alıyoruz. Vatandaşlarımızdan hiçbir ücret talep edemez. İlave ücret talebiyle karşılaşan vatandaşlarımız kurumlarımız, bildirirlerse gereken neyse hemen yapılacaktır. Muhtarlarımızın aşılarına başlanacak.

İŞTE YENİ KORONAVİRÜS TEDBİRLERİ

29 Nisan 2021 perşembe akşamı 19:00'dan başlayıp, 17 Mayıs pazartesi 5'e kadar sürecek şekilde tam kapanmaya geçiyoruz. Bu tarihler arasında kesintisiz sokak kısıtlaması uygulanacaktır.

Üretim imalat, temizlik gibi alanlarda istisna tutulan kuruluşlar hariç tüm işyerlerine ara verilecektir.

Yeme içme sektöründe paket servisi hizmetine devam edilecektir.

Şehirler arası seyahatlerin tamamı izne tabi olacaktır, Şehirler arası araçlar %50 ile çalışabilecektir.

Konaklama tesislerinde rezervasyonlar, sokağa çıkma kısıtlamaları için teşkil etmeyecektir.

Kamu personeli uzaktan çalışmaya yönlendirilecektir.

Anaokulu, kreş, 8. ve 12. sınıflar dahil tüm kurumlarda yüz yüze eğitime ara verilecek tüm sınavlar ertelenecektir.

İhtiyaçlarını karşılamak için sokağa çıkamayan yaşlılarımız VEFA ekiplerinden destek isteyebileceklerdir.

KABİNEDE DEĞİŞİKLİK

Milletimin ve tüm İslam aleminin artık yarısını tamamlamak üzere olduğumuz Ramazan-ı Şerif'ini bir kez daha tebrik ediyorum. Geçtiğimiz hafta Kabinemizde küçük bir değişiklik yapmıştık. Aile ve sosyal Hizmetler Bakanlığımızı ikiye böldük. Ticaret Bakanlığı vazifesini Mehmet Muş görev almıştır. Görevlerini devreden Zehra Zümrüt Selçuk, Ruhsar Pekcan arkadaşlarımıza ülkemize yaptıkları destekler için şükranlarımı sunuyorum. Bu arkadaşlarımızla ilgili sosyal medyada yürütülen linç kampanyalarını kınıyorum.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ERSİN TATAR'A DESTEK

Bugün Kabine toplantımızın öncesinde KKTC'nin Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ı misafir ettik. Görüşmemizde Cenevre'de gerçekleştirilecek 5+1 BM toplantısını ele aldık. Tatar, egemen eşitliğe dayalı 2 vizyonu gündeme getirecek. Biz de Türkiye olarak bu vizyona destek vereceğiz. Kıbrıs'ı çözümsüzlüğe mahkum etmek isteyen, Kıbrıs Türk'ü kardeşlerimizi ambargolarla yıldırmaya çalışan zihniyete müsamaha göstermeyeceğiz. Toplantının sonucu ne olursa olsun, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. 

KUZEY IRAK'A OPERASYON

TSK geçtiğimiz günlerde Kuzey Irak'ta terör yuvalarına kapsamlı operasyon başlattı. 2015 yılından itibaren terörle mücadelesinde yeni konsepte geçmiştir. Artık teröristlerin burnumuzda eylem yapmasından önce onları yuvasında engelleyeceğimizi tüm dünyaya duyurmuştuk. Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım adı verilen son operasyonlarımız da bu adımla yürütülmektedir. Operasyondaki tüm askerlerimizi alınlarından öpüyorum. Irak ve Suriye sınırlarımızı terör örgütlerinin tacizinden kurtardığımız gibi sınırlarımız ötesinde de herhangi bir terör eylemine izin vermeyeceğiz. Tabi bu arada 2 şehidimiz var. Şehitlerimize Allah'tan rahmet eyliyorum, mekanları cennet olsun. Suriye'de sınırlarımızın dibinde terör oluşumu oluşturmaya çalışanların da bu gerçeği göreceğine inanıyorum. Ülkemizin bekası için ne yapmamız gerekiyorsa onu sürdüreceğiz.

BIDEN'A SÖZDE 'SOYKIRIM' TEPKİSİ! 'MESNETSİZ, HAKSIZ İFADELER'

ABD Başkanı Biden, yayınladığı mesajda coğrafyamızda 1 asırdan önce yaşanmış olaylarla ilgili mesnetsiz, haksız ifadeler kullanmıştır. Hiçbir tarihi ve hukuki ifadesi olmayan bu söylemleri milletimizi ve bizi üzmüştür. Türkiye karşıtı grupların baskıyla yer verildiğini düşünüyoruz. Ancak bu durum iki ülke arasındaki tutumu ortadan kaldırmıyor. Şayet böyle bir yola girilecekse, bu yarıştan alnı ak tek millet ve devletin biz olduğunu da hatırlatmak isteriz. ABD ve Avrupa başta olmak üzere bize soykırım ifadesi yönetenlerin millet içine çıkamayacak duruma gelecektir. Osmanlı balkanlardan ve Kafkaslara uzanan nüfusunun yarıya yakını 10 milyon ölüm yarısı sürgün acısı yaşamıştır. Üstelik biz bunu söylemiyoruz. Batılı tarihçiler söylüyor. Sadece dedelerin torunlarına, yürekleri burkularak anlattığı acı hatıraları vardır. Çünkü bu insanlar Türk'tür, Müslümandır. Millet olarak bugüne kadar, kendi acılarımızı istismar haline getirerek hareket etmedik. Biz acıları kalbimize gömük ileriye bakma bakış açımızı bazıları yanlış anlıyor. Hiç sınırlarımız dışına çıkmaya bile gerek yok, Adana'dan Antep Maraş'a, İstanbul'dan Çanakkale'ye kadar her şehrimiz kendi kayıplarının peşine düşse bile yeter. Ortaya nasıl bir sonuç çıkacağını kim bile bilir. Biz hala en başta söylediğimiz yerdeyiz. Tarihteki olayların araştırılması, bu işin erbabına yani tarihçilere bırakılmalıdır, siyasetçilere değil. Yıllardır dile getirilen Ermeni olaylarıyla ilgili ortak bir komisyon kurulması çağrımıza bir cevap alamadık. Biz kendimize bu kadar güvenirken, karşı tarafın iddia sahibi olarak gerçek peşinde koşmak yerine meseleyi siyasi peşinde koşması tek başına göstermeye yeter.

24 NİSAN'DA NE OLMUŞTU? CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN AÇIKLADI

Meseleyi özetle anlatmak istiyorum. Anadolu, ecdadımızın yönetiminde farklı kökenden ve inançtan insanların yaşadığı coğrafya olmuştur. Tarihimize 93 Harbi diye geçen hadiseye kadar bu barış iklimi sürmüştür. Osmanlının son döneminde batılılar tarafından silahlandırılarak bize karşı ayaklandırılmıştır. Balkan toprakları bu şekilde başlatılan asimetrik savaşlarla ülkeden kopartılmıştır.
Aynı durum Doğu'da Ermeniler üzerinden oynanmıştır. Bu çeteler topraklarımıza saldıran Ruslarla işbirliği yapmıştır.  24 Nisan'da ne olmuştur? Aslında insani trajedi anlamında hiçbir şey olmamıştır. Sadece Osmanlı devletinin savaş halinde olduğu aleyhine faaliyet yürüten örgütleri kapatıp yöneticilerini tutukladığı gündür. Yaşanan herhangi bir can kaybı da söz konusu değildir. Ülkemizdeki Ermeni toplumu bu tarihi acılarını anma günü olarak kabul etmiştir. Biz de bu tarihte ne olduğunu bilerek, Ermenilerin acılarına saygı duyarak son yıllarda mesaj gönderiyoruz. Yapılan işlem muhtemel bir tehlike değil bir fiil yürüyen bir isyana artan katliama karşı alınmış bir tedbirdir. Ermeni çeteleri, sadece masum ve savunmasız insanları katletmişleridir. Sadece Muş'ta 20 bin vatandaşımız katliama maruz kalmıştır. Ermeni çeteler, Trabzon civarındaki vatandaşları da topluca öldürmekten çekinmemişlerdir. Ortada karşılıklı savaştan kaynaklı kayıp olsa bir yere kadar kabul edebilir. Ama tekrar ediyorum. Ermeni çeteciler yaptıkları katliamı ve yüzbinlerce insanı göçe zorlamalarını övünerek anlatmışlardır. Osmanlı devleti çıkardığı sevk kanunuyla Ermeni nüfusu başka bölgeye gönderme kararı almıştır. Üstelik bu karar tüm Ermeni nüfusu değil çetelerin olduğu bölgeleri kapsamıştır.


'BIDEN GİBİ KAYNAKSIZ KONUŞMUYORUM'

1. Dünya savaşı öncesi Osmanlı topraklarında Ermeni nüfusu 1 milyon 300 bin olarak yer alıyor. Belge ile konuşuyorum. Biden gibi kaynaksız konuşmuyorum. Buyursun gelsinler, belgeleri incelesinler. Acaba ABD arşivinde ne kadar belge var. Açabiliyor mu? Biz hodri meydan diyoruz. Ama bugüne kadar bizim çağrılarımıza cevap veremediler. İran'a gidenlerle birlikte bu rakam 500 bine ulaşmaktadır. Sevk ve iskana uğrayanların sayısı ABD açıklamalarında 600 bin olarak belirtilmektedir ki gerçek rakam daha azdır. 150 bin kişinin her biri candır ve önemli bir rakamdır. Gerçek rakamların 1 sıfır ile abartıldığı, Ermeni tarihçiler tarafından itiraf ediliyor. Osmanlı Devleti Ermeni nüfusu başka yere göndermemiş kendi topraklarında yer değiştirmiştir. Mazereti olanlar da sevkten maruz tutulmuşlardır. Bu dönemde kimsesiz kalan çocuklar için yetimhaneler kurulmuştur. Dışarıdan yardım gönderilmesine de hiçbir zaman engel çıkartılmamıştır. Hiçbir yerde Ermenilere ait toplu mezarla karşılaşamazsınız. 300 bin Ermeni yaşamayı sürdürmüştür. Şuan da İstanbul'da 100 bin Ermeni yaşamaktadır. Biz bu konularda hiçbir zaman dışlayan olmadık. Savaş sonrası dönenlerle birlikte bu rakam 650 bine ulaşmıştır. Herhalde soykırıma uğrayanlar bu topraklara geri dönmez sayın Biden. Suriye, Ürdün ve Lübnan gibi yerlere gönderilen Ermenilerden bir kısmı ABD ve Avrupa'ya zamanla göç etmişlerdir. O gidenler soykırım yalanlarını desteklemeye çalışmaktadır. Zaten o günlerde savaştığımız düşmanların da istediği buydu. Ermenileri bu sinsi senaryoda acımasızca kullanmışlar, amaçlarına ulaşamayınca ölülerini bile kullanmışlardır. Bugünkü Ermeni nüfusun bulunduğu coğrafyada %80'i Müslümandı. Yaklaşık 30 yıl önce işgal edilen Karabağ ve Azerbaycan şehirlerinde yapılanlar da ortadır. Sayın Biden Minsk Üçlüsü diye bir 3'lü oluşturulmuştur. Burada ABD, Rusya ve Fransa vardı. 30 yıl bu işgalden kurtarmadınız oradaki insanları ve Azeri kardeşlerimiz ne yazık ki 1 milyonu aşkını hicret etmek zorunda kaldı. Bütün o yerler Karabağ maalesef yakıldı, yıkıldı. 

'TÜRK MİLLETİNE SOYKIRIM YAFTASINI YAPIŞTIRAMAZSIN'

Eğer soykırım diyorsanız şöyle bir kendiniz aynaya bakıp değerlendirmeniz lazım. Kızılderilileri zaten söylememe gerek yok. Onlar zaten ortada. Bütün bu gerçekler ortadayken, Türk Milletine soykırım yaftasını yapıştıramazsınız. Buralarda 10 binlerce sivil katledilirken, Azeri kardeşlerimiz evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Büyük vaatlerle kandırılan Ermenilerin Avrupa, ABD ve Rusya tarafından bu yalanlarla örtmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Toplamda 17 milyon insanın öldüğü 1. Dünya Savaşında bir değerlendirme yapacaksak, şunları da hatırlatmamız gerekiyor. Sürgün adı altında bu insanların büyük bir bölümü, açlık soğuk altında ölüme terk edilmiştir. Avusturya Macaristan'da kendi vatandaşı olan Rus asıllı vatandaşları kurşuna dizmişlerdir. Osmanlı'nın 1915'te gerçekleştirdiği Ermeni sevk ve iskanı sırasında işte bu kayıplarla değerlendirmek gerekiyor. Eğer Ermenilerin kayıpları soykırım ile nitelendireceksek, o dönemde yaşananlarda aynı paragraf içinde yer almalıdır. Ermeni iddiaları ile ilgili ortada herhangi bir somut delil olmadığı gibi uluslararası bir mahkeme kararı da mevcut değildir.