BlInken'in 'sözlerini Aydınlık'a değerlendiren Amiral Cihat Yaycı, ABD'nin 15 Temmuz'daki hedeflerinin bugün için de geçerli olduğunu söyledi. Yaycı, ‘Türkiye dik durmalı. Derhal Doğu Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan edilmelidir’ dedi.

TEVFİK KADAN

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Türkiye’nin birçok bakımdan bir NATO müttefiki gibi davranmadığını ileri sürdü. Blinken; Rusya’dan S-400 alımı, Doğu Akdeniz’de atılan adımlar, insan hakları ve gazetecilere muamele gibi konulardaki iddialarını yinelerken; Başkan Joe Biden’ın 14 Haziran'da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmesinde bu konuları gündeme getireceğini söyledi.

Blinken'in açıklamalarını Aydınlık'a değerlendiren Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, “NATO üyesi gibi davranmayan Amerika Birleşik Devletleri'dir. PKK/PYD/YPG gibi isimler altındaki teröristleri destekleyen ABD'dir. Rumların tezlerini destekleyen ABD'dir. ABD’nin davranışları NATO’nun kuruluş ve müttefiklik ilkeleri ile temelden ve tümden ters düşmektedir” diye konuştu. Amiral Yaycı, Türkiye'nin güvenliğini yalnızca NATO'ya dayandırmasının büyük bir hata olacağını söyledi.

BLINKEN: AKDENİZ'DEKİ ADIMLAR DERİNDEN RAHATSIZ EDİCİ

14 Haziran'da NATO Liderler Zirvesi'nde yapılması beklenen Erdoğan-Biden görüşmesi öncesi, ABD'den önemli mesajlar geldi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nda bakanlığının bütçesiyle ilgili oturumda senatörlerin sorularını yanıtladı. Oturumda Blinken’e Türkiye’yle ilgili eleştirilerle dolu bir soru yönelten komisyonun başkanı Demokrat Senatör Robert Menendez, “Şu bana çok şaşırtıcı geliyor; bir NATO müttefikinde bugün çok sayıda gazeteci ve avukat tutuklanmış durumda. Bana göre Türkiye, Kıbrıs’ı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi'ni tehdit ettiğinde, Libya’ya giderek kimse tarafından tanınmayan ama Yunanistan’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi'ne müdahale eden bir MEB ilan ettiğinde, Azerbaycan üzerinden Ermenistan’a karşı saldırgan davranışlara karıştığında, Libya’da menfur bir rol oynadığında uluslararası hukuku sürekli ihlal ediyor. O zaman Erdoğan idaresi altındaki Türkiye’ye karşı neler yapıyoruz?” ifadelerini kullandı.

Soruya yanıtında Blinken, bu kaygıları paylaştıklarını ve bu konuları Türkiye’yle doğrudan ele aldıklarını söyledi. Blinken, “Şundan kesinlikle eminim ki Başkan Biden gelecek hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştüğünde bu konular gündemin en üst sırasında yer alacak. Az önce sıraladığınız konular dahil Türkiye’yle aramızdaki ayrılıklar sır değil. Birçok bakımdan Türkiye bir NATO müttefikinin davranması gerektiği şekilde davranmıyor. Sadece Rusya’dan S-400 alımı değil, bunun da ötesinde, Doğu Akdeniz’de atılan adımlar derinden rahatsız edici” diye konuştu.

Blinken, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin bazı girişimlerinden “geri adım atmasından” memnuniyet duyduklarını ifade ederken, Ankara’nın Güney Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi olarak gördüğü sulardan gemilerini çekmesi ve sondaj faaliyetlerine son vermesini olumlu bulduklarını belirtti. Ancak insan hakları ve gazetecilere muameleler konusunda da ciddi endişelerinin olduğunu kaydeden Blinken, “Başkan Biden, tüm bu konuları Cumhurbaşkanı Erdoğan’la doğrudan görüşme fırsatına sahip olacak” dedi. Blinken bunun yanında Türkiye’yi Batı’ya demirlemiş şekilde kalmasını ve diğer bazı kritik meselelerde aynı safta olmasını sağlamanın da çıkarlarına olduğunu vurguladı. Suriye, terörle mücadele, Afganistan, Rusya ve İran’ın zarar verici etkileriyle başa çıkma gibi konularda önemli ve çakışan çıkarlarının bulunduğunu ifade eden Blinken, “Ama sizin de haklı olarak dikkat çektiğiniz bu ayrılıklarla da doğrudan yüzleşmeliyiz” diye konuştu.

'S-400 BAHANE, HEDEF TÜRKİYE'

Blinken'in Türkiye ile ilgili ithamlarını Aydınlık'a değerlendiren BAU DEGS Başkanı Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, şunları söyledi:

“ABD için sorun S-400 değil. S-400 bir bahane. Bunun arkasında Doğu Akdeniz var; Türkiye'nin bağımsız politikalar izlemesini engelleme çabası var; Türkiye'nin uzadıkça budanan, kurudukça sulanan bir ağaç statüsüne tekrar döndürülmesi var. Biden, 48 yıllık senatörlük hayatı boyunca Türkiye'nin aleyhindeki bütün tasarılara imza atmış yada hazırlamış birisidir. 1974 sonrası uygulanan ambargo buna dahil, her yıl çıkarılan sözde Ermeni Soykırımı tasarıları buna dahil, Kıbrıs'la ilgili Rum-Yunan tezlerini destekleyen bütün tasarılar buna dahil... Hepsinde Biden'ın imzası var. Biden'ın lakabı 'Bidenopoulos'tur. 'Ben fahri bir Yunanım' der. Böyle bir Amerikan yönetimiyle sonuç almak mümkün değildir. Biden diyor ki; 'Ömrüm bağımsız bir Kürt devleti kurulduğunu görmeye yetecektir'. Bunlar müttefiklikle falan bağdaşmaz. Şapkadan tavşan çıkmasını beklemek beyhudedir. İstenen şudur: Türksüz bir Kıbrıs, Türkiyesiz bir Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak'ta bir terör devleti, Türkiye'nin parçalanması, Adalar Denizi'nde yok edilmesi... Bunun arkasından da Vatikan türü bir Rum-Ortodoks kilisesi yapısı, yani patrikhane gelecek. Bunu da açıkça söylüyorlar. Bu Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünün bozulması projesidir. Mesele A iktidarı, B iktidarı değildir. Mesele Türkiye'nin bütünlüğüdür. Hedef Türkiye'dir!”

'NATO ÜYESİ GİBİ DAVRANMAYAN ABD'DİR'

“Türkiye, güvenliğini sadece NATO'ya dayandırmamalıdır. Eğer sadece NATO'ya dayandırırsa büyük zaafiyet içinde olur. Suriye'deki durum, Irak'ın kuzeyindeki durum bizim için tehdittir ve buralardaki terör örgütlerini besleyen de maalesef sözde müttefiklerimizdir. Aslında NATO üyesi gibi davranmayan Amerika Birleşik Devletleri'dir. Çünkü ABD, NATO üyesi bir devletin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturan örgütleri desteklemektedir. Teröristleri destekleyen ABD'dir. Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü bozucu faaliyet içinde olan ABD'dir.

“GKRY, NATO üyesi değildir. NATO üyesi olan Türkiye’nin hak ve menfaatlerini, denizlerle birlikte ülkesel bütünlüğünü yok sayan, NATO üyesi olmayan GKRY’nin deniz alanlarını Türkiye’den koparıp almasını destekleyen ABD’nin bu davranışı, NATO’nun kuruluş ve müttefiklik ilkeleri ile temelden ve tümden ters düşmektedir.

“Aynı zamanda Türkiye, güvenliği için silah sistemleri ve platform tedariğini de çeşitlendirmelidir. Öyle çeşitlendirmelidir ki, tedarik sağlanan devletler aynı paktta, ittifak yapısı içinde olmamalıdır. Yani tedarikçi devletler birleşip Türkiye'ye ambargo uygulayabilecek bir pakt içerisinde olmamalıdır.” 

YAPILMASI GEREKENLER

“Eğer Türkiye Doğu Akdeniz'de faaliyet göstermeyecekse, eğer S-400'leri aktive etmeyecekse, eğer Kıbrıs'ta Rum tezlerine yaklaşacaksa, eğer Suriye'de PKK/PYD yapılanmasına sessiz kalacaksa ve bunların karşılığında ABD bize 'İlişkilerimiz düzeliyor' diyorsa; bu bizim müstemleke oluşumuz anlamına gelir. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den, Kıbrıs’tan soyutlamak demek Türk Milleti'nin şimdiki ve gelecek nesillerinin hayat damarlarının kesilmesi demektir. Bu sözde iyi ilişkiler görünümünde yeni bir Sevr Antlaşması demek olur. Günlük hesaplarla geri kazanılamaz asırlık kayıplara neden olunmamalıdır. Vebali ağır olur.

“Önümüze yakında şu istekler konulacaktır; Libya’dan çekil, Libya-Türkiye MEB Anlaşması'nı iptal et! Çünkü bunlar Yunanistan ve GKRY’nin açıkladıkları temel hedefleri ve talepleridir. Bidenopolous yönetimi de bu talepleri önümüze koyacaktır.

Bugün Türkiye'nin söylemesi gerekenler şunlardır:

  • Türkiye hükümran bir devlettir.
  • Libya ile MEB anlaşması Türkiye’nin mili birlik ve bütünlüğünün bir parçasıdır.
  • S-400'ler benim savunma sistemimdir.
  • Doğu Akdeniz benim meşru hakkımdır.
  • Kıbrıs'ta iki devletli çözümden başka çözüm yoktur.
  • PKK ve türevlerine en ufak taviz söz konusu değildir.
  • Bu konuları asla müzakere etmem.

Bunların gereğini sahada da göstermek lazımdır. Bunlar Türkiye'nin gerçek beka sorunudur. Türkiye’nin tek çıkış yolu dik durmaktır ve milli hak ve menfaatlerinden asla ama asla taviz vermemelidir. Çünkü Doğu Akdeniz, Kıbrıs, PKK, Adalar Denizi konusu tüm gelecek nesillerimizin milli hak ve menfaatleridir. Bizim pergelimizin merkezi Ankara olmalıdır, ne Washington ne de başka bir yer... ”

BLİNKEN'E YANITI SONDAJLA VE MEB İLAN EDEREK VERELİM

Amiral Cihat Yaycı, Blinken'in “Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin geri adım atmasından memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini ise şöyle değerlendirdi:

“Yunanla masaya oturan parmaklarını saysın demiştim. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'den çekilmesini istiyorlar, Antalya Körfezi'ne hapsetmek istiyorlar. Türkiye dik durmalıdır. Dik durmazsa her geçen gün zemin kaybeder. Bugüne kadar yaptığımız tüm faaliyetler, sondajlar, araştırmalar, Libya Anlaşması bir iskambil kağıdı gibi devrilip gider.

“Libya Anlaşması'yla kazandığımız deniz alanlarında sismik araştırmalar için ruhsat ihalesi açılmıştı, takip ediyoruz, ihale bitti ama hala TPAO'ya ruhsatlar verilmiyor. Bunların hepsi Türkiye'nin egemenlik haklarından verilen tavizler olarak algılanıyor. Karşımızdaki cephe 'Biz Türklerden istediğimizi kopartırız, Türkleri ıslah edebiliriz' imajı oluşturuyor. Şunu görmek lazım: ABD hedef değiştirmez, yöntem değiştirir. Türkiye düşmanı büyük güçlerin 15 Temmuz'da hedefleri neyse bugün de hedefleri aynıdır. Blinken'e yanıt olarak, derhal Doğu Akdeniz'de sismik araştırma ve sondaj gemilerimiz öngördüğümüz Münhasır Ekonomik Bölge'de faaliyete geçirilmeli ve MEB ilan edilmelidir.”