Libya'da saha yeniden ısınıyor. Dünya koronavirüsle mücadeleye kilitlenmişken, darbeci general Halife Hafter'in tek taraflı Devlet Başkanlığı ilanı, gözleri Akdeniz'e çevirdi. Suheyrat Anlaşması'nın hükmünü yitirdiğini iddia ederek ülkenin başına geçtiğini duyuran Hafter, uluslararası çağrılar kapsamında da Ramazan sonuna kadar ateşkes ilan ettiğini açıkladı.

Hafter'in bu çıkışı kendisini destekleyen ülkelerde rahatsızlık yaratsa da, darbeci generalin yardımına bu kez Avrupa Birliği koştu. Birleşmiş Milletler (BM)'in Libya'ya yönelik silah ambargosunun denetlenmesi için "İrini Operasyonu"nun aktif hale geldiğini duyuran Avrupa Birliği, üye ülkelerden 3 hava ve 3 deniz unsurunu Libya kıyılarına gönderecek. Fayiz es-Sarrac liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne gelen silah ve mühimmat yardımlarını kesmeyi hedefleyen bu operasyon, Mısır-Libya kara sınırından ya da BAE ve ABD gibi ülkelerin havadan Hafter'e gönderdiği silahları ise ihmal ediyor.

Ulusal Mutabakat Hükümeti İrini Operasyonu'na açıkça itiraz ederken, Türkiye ile 27 Kasım'da imzalanan "Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası" kapsamında Trablus'a gönderilen yardımların operasyondan nasıl etkileneceği henüz bilinmiyor.

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, İrini Harekatı'nın hedeflerini Aydınlık'a anlattı.

'YUNANİSTAN BU FIRSATI KULLANMAK İSTER'

"İrini Operasyonu esasında Sophia Operasyonu'nun devamıydı. 31 Mart'ta Avrupa Birliği'nin güvenlik ve savunmadan sorumlu birimi bu kararı aldı ve Sophia Operasyonu biterek yerine bu Yunanca kelimeyi buldular, 'barış' demekmiş. Avrupa Birliği Yunanları o kadar küçük görüyor ki, böyle küçük şeylerle onların onurunu okşamak istiyorlar. Fakat verilen isim yaratılan durumla doğru orantılı değil. Fransa'nın, İngiltere'nin, ABD'nin 2011'de Libya'yı vahşi hayvanlar gibi parçalamaya gittiğini biliyoruz. Şimdi utanmadan kalkıyorlar 'Barış Harekatı' diyorlar. Buna tabi inanmamız mümkün değil.

İrini Harekatı'nın ana görevine baktığımız zaman şu ortaya çıkıyor:

Birincisi; Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu'nun Libya'ya yönelik üç kararı var. Bu kararla birlikte Avrupa Birliği Deniz Kuvvetleri'ne, Libya'ya yapılan silah ve petrol sevkıyatını önlemek üzere görev verilmiş. Komutanı da İtalya'dan bir amiral olmuş, şuan Roma'dan yönetilecek, ama harekat komutası tabi ki Avrupa Birliği'nde, Brüksel'de olacak.

İkinci bir görev olarak da Libya'nın Sahil Güvenlik veya Deniz Kuvvetleri'ni yetiştirme ve eğitme görevi verilmiş.

Peki bu iş nasıl olacak?

Avrupa Birliği içerisinde, Sarrac'ın aksine darbeci general Hafter'i destekleyen ülkeler var. Dolayısıyla bu işin pratikte çözümü nasıl olacak belli değil. Sahil Güvenliği eğitmek için muhatap olarak Trablus'a gitmeleri lazım.

Burada Türkiye açısından sakıncası şu:

Sarrac Hükümeti'nin sözcüsü bu harekata karşı olduklarını söyledi. Çok mantıklı gerekçeleri var. Çünkü Sarrac'ın en önemli dayanağı, Türkiye'nin 27 Kasım anlaşmasıyla bu ülkeye sağladığı yardımlar... Bu yardım deniz yoluyla yapılıyor. Yarın bir gün Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla, hatta 'false flag' harekatlarıyla Türkiye bu alanda ters köşeye düşürülmek istenebilir. Benim gördüğüm en önemli risk bu. AB ile zaten aramız limoni. Böyle bir ortamda Yunanistan bu fırsatı kullanır. Zaten İrini Harekatı'nın komutasının Yunanistan'a verilmemesini de eleştirmişlerdi."

'BUNUN ARKASI GELİR'

Yani bu harekatın doğrudan Türk gemilerini hedef alma potansiyelinden mi bahsediyoruz...

"Böyle bir potansiyel her zaman var. Geçen günlerde bir Türk destek gemisi İtalya'da tutuklandı. Görüntüleri BBC servis etti, uydu görüntüleriyle hem de... BBC'nin uydusu yok, öyleyse bir takım askeri istihbarat yada devlet istihbaratı, Türkiye'nin aleyhinde olacak böyle bir organizasyonu yapmış. Bunun arkası gelir diyorum.

Tabi açık deniz alanında herhangi bir gemiyi zorla durdurup çıkma yapamazlar. NATO'nun 11 Eylül'den sonra Akdeniz'de başlattığı Etkin Çaba Harekatı'nda bile, gemiye çıkma için mutlak suretle bayrak devletinden izin alınması ve karşı koyulmayan çıkma için kaptanın izni gerekiyordu.

Türk bayraklı, Türk sahipli yada Türk malı taşıyan bir gemiye açık deniz alanlarında bunu yapamazlar. BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarını ihlal pozisyonunda olsa bile bayrak devletinin mutlak suretle iznini almak zorundalar. Yani bir ticaret gemisini durdurup, bayrak devletinin iznini almadan fiili bir çatışmayı göze alarak çıkma yapamazlar ama engel kesinlikle çıkarırlar. Gemilerin sorgulanması, bunun medyaya servis edilmesi vs. olur. Hatta Libya karasularına girdiği anda, karasularında açık denizdeki hukuk rejimi geçmez, egemen ülkenin iç hukuku geçerlidir, bu sefer açık denizde durduramadığın gemiyi durdurabilir, tutuklayabilir, malına el koyabilirsin."

'HAFTER'E GİDEN SİLAHI KİMSE KONTROL ETMİYOR'

Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin bu operasyona karşı çıkma gerekçeleri neler?

"Sarrac'ın buna karşı çıkması için çok haklı gerekçeleri var.

Sen bunu yapıyorsun denizden ama doğu sınırında böyle bir kontrol yok. Mısır-Libya sınırını kim kontrol ediyor, BAE'den havadan gelen malzemeyi kim kontrol ediyor, Fransa'dan gelen malzemeyi kim kontrol ediyor, Wagner grubuna havadan gelen malzemeyi kim kontrol ediyor?

Dolayısıyla bu esasında Türkiye'nin Akdeniz'in batı kenarında bir jeopolitik eksen yaratmasına karşı hamle olarak görülebilir. Akdeniz, Türkiye gibi büyük bir devlete yetmiyor, Türkiye artık Mavi Vatan sınırlarının dışına çıkacak. Bunu yayılmacı bir politika olarak söylemiyorum, Türkiye'nin uzak diyarlardaki çıkarlarını korumak için bunu yapacak. Nasıl ki 2011'de Libya'dan on binlerce kişiyi Türk deniz gücü aldı Türkiye'ye getirdi... Bu neyi ispat etti: Türkiye istediği anda istediği yerden kendi halkını tahliye edebilecek yeteneğe sahiptir. Bu yeteneğimiz Bosna'da, Adriyatik Savaşı'nda olsaydı, akrabalarımız katledilmezdi, onların hepsini tahliye ederdik."

'HERKES POZİSYON ALMAYA ÇALIŞIYOR'

Hafter'in tek taraflı ilanına destekçisi ülkeler de karşı çıktı. Bunu nasıl değerlendirmek gerekir?

"Hafter'in dengesiz bir lider olduğunu onlar da görüyor ve herkes uluslararası bir konferans toplandığında pozisyon almaya çalışıyor. Yoksa Rusya bilmiyor mu sadece Wagner'le stratejik bir sonuç alınamayacağını, onlar da biliyor. Yarın Libya'nın petrolü, doğalgazı yada geleceğiyle ilgili bir konferans toplandığında, herkes oradaki pozisyonu kadar konuşabilecek.

Bir kere Devlet Başkanlığı ilan etmen için başkenti kontrol etmen lazım, devletin bütün güç enstrümanlarını kontrol etmen lazım. Hafter'in kontrol ettiği alanlar haritada çok geniş görülebilir ama nüfusun yoğunluğu ve güç enstrümanlarının olduğu yer neresi, Libya'nın batısı. Hafter bu çıkışı kitlesine moral vermek için yapmış olabilir. Ama yine de Rusya'da bile ateşkesi kabul etmeyen HAfter önceki gün ateşken ilan ettiğini duyurdu."