Gençlik, insanlığın geleceğidir. Çağlar değişse de değişmeyen aracımız teşkilattır. Atatürk gençliği olarak, tüm araçlarıyla bize saldıran emperyalizme karşı bilinçli ve örgütlü mücadelemizi her yerde yükselteceğiz
Z kuşağına dayatılan kalıp
HAKKI ERMAN ERGİNCAN / TÜRKİYE LİSELİLER BİRLİĞİ GENEL BAŞKANI

“Aman evladım, gençliğinin kıymetini bil.” Ömrümüz boyunca bu cümleyi defalarca duymuşuzdur. Belki kendi gençliğinin kıymetini bilememiş ve hatalarından ders çıkarmış büyüklerimizden uyarı niteliğinde; belki de gençliğini doyasıya yaşamış, gençliğinin hakkını vermiş ve bunun değerini daima bilmiş büyüklerimizden hatırlatma niteliğinde… Hangi mahiyette olursa olsun, bu cümle kulaklarımıza defalarca çalınmıştır.

Peki neydi gençliği bu kadar kıymetli yapan? Mustafa Kemal, “Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etme” görevini neden gençliğe verdi acaba? Milli mücadeleyi etraflıca anlattığı Söylev’inin (Nutuk) sonunda neden bu hatırlatmaları yaptı?

İNSANLIK TARİHİNDE GENÇLİK

Gençlik, toplumların geleceğini doğrudan ilgilendiren, hatta geleceğini oluşturan başat unsurdur. İnsanlığın en dinamik ve en yaratıcı kesimi olarak tarih boyunca toplumların gelişmesinde belirleyici rol oynamıştır. Gençlik, insanlığın geleceğidir. Yarınların umudu, itici gücü ve sigortasıdır. Buradan hareketle, gençlik için toplumun gözbebeğidir demek yanlış olmaz. Doğal yasalar gereği ise gelecek gençliğindir. Bu nedenle gençliğin geleceğini düşünüyor olması ve onu değiştirmek için çaba sarf etmesi en doğal refleksidir.

Gençliği büyük bir ormandaki filizlere benzetmek mümkündür. O filizler, kök salacak, büyüyecek ve yarınki ormanı oluşturacaktır. Toprağa ne ekilmişse, o yeşerecektir. İşte, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliği bu denli önemsemesi ve Cumhuriyet’i gençliğe emanet etmesinin esas sebebi de budur. Cumhuriyet’i yaşatacak ve ilerletecek, devrimleri kararlılıkla sürdürecek ve toplumda kök salacak yegâne kuvvet, gençliktir. Cumhuriyet dönemimizin gençliğe dönük eğitim politikalarına baktığımız zaman da bunu berrak bir şekilde görebiliyoruz.

Bu özellikleri sebebiyle yeni genç kuşak (Z kuşağı) birçok siyasi kesim için yeni oy potansiyelidir. Son günlerde bu gençliği kucaklamaya hatta başlarını okşayarak “havuzlamaya” yönelen çıkışları değerlendirirken bunu es geçmek olmaz. 

EMPERYALİZMİN HEDEFİNDEKİ GENÇLİK

Elbette, çağımızın baş belası olan emperyalist sistemin de bir gençlik politikası vardır. Varlığını sürdürebilmesi için, çarklarının sorunsuz dönmesi için, yeşermekte olan genç filizleri kendi sistemine uyarlamak zorundadır. Bu yüzden ülkemizdeki emperyalist saldırılar sadece askeri, iktisadi, etnik ve mezhepsel kışkırtmalarla ve terörle sınırlı değildir. Emperyalizm, geleceğimize yön verecek olan gençliğe de özel yöntemlerle saldırmaktadır.

Emperyalizm, milli devletleri hedef aldığında, ona şekil veren tüm unsurları da topluca hedef almakta, her unsura dair ayrı saldırı stratejileri ve taktikleri geliştirmektedir. Karşısında engel olan ne varsa kendi sistemi için yararlı veya en azından zararsız hale getirmeye çalışmaktadır. Bu yüzden emperyalizme karşı mücadele, hangi açıdan olursa olsun bu unsurları koruyarak ve geliştirerek mümkün olabilir.

EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEDE ORTAYA ÇIKAN GENÇLİK

Türk milleti, emperyalizme karşı ezilen ulusların öncül mücadelesini vermiş, büyük başarılar kazanmış ve bunları gençliğinin de katkılarıyla yapmıştır. Askeri zaferden sonra ekonomik, kültürel, kurumsal başarılarını devam ettiren cumhuriyet hem gençliğine sahip çıkan, hem de ülkesine sahip çıkacak gençliği yaratan bir ülke olmuştur.

Güftesini Behçet Kemal Çağlar ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in yazdığı; bestesini Cemal Reşit Rey’in yaptığı Onuncu Yıl Marşı’nın bazı dizeleri de bu durumu özetlememize yardımcı olacaktır:

“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.

Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız,

Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.

Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;

İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz.”

ATEŞKESTEN SONRA BAŞLAYAN ASIL SAVAŞ

1933 yılında bestelenen marşın satır aralarına bakarsak, savaşın cumhuriyetin ilanından sonraki on yılda hâlâ devam ettiğini, on yıldır her savaştan zaferlerle çıkıldığını, dolayısıyla savaşın sadece askeri savaş olmadığını anlayabiliriz.

Emperyalizme karşı en önde mücadele ederken hayatını kaybeden gençlerin yerini, yenilerinin aldığını görebiliriz. Görev olarak hızla kötülüğü ve geriliği boğmak gerektiğini, karanlıkların üzerine aydınlık olmak gerektiğini okuyabiliriz. Verdiğimiz bağımsızlık mücadelesinin çok yönlü ve bütünlüklü olduğunu ifade edebiliriz. Bu yaptıklarımızın tüm ezilen uluslara örnek bir mücadele olduğunu belirtebiliriz.

TÜRKİYE'NİN KILCALLARINA SIZDIRILAN SÖZDE 'ALTIN NESİL'

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”

Mustafa Kemal’in bu ve benzeri daha birçok sözüyle eğitime verdiği önem ve icraatlar ortadadır. Mustafa Kemal’den sonraki iktidarlar döneminde gerçekleşen, Truman Doktrinleri, Marshall Yardımları, Fulbright vb. anlaşmalar, Köy Enstitülerinin kapatılması, cemaat ve misyoner okullarının türemesi, üniversitelerin özerkliğini kaybetmesi, FETÖ vb. terör örgütlerinin askeri okullardan dershanelere kadar eğitim sistemine sızdırılması gibi on yıllardır süregelen sistematik saldırılar, elbette Türk gençliğinde bazı tahribatlara sebep olmuştur. Ancak Türk gençliği, sağlam mayasından aldığı kuvvetle dimdik ayaktadır. Vatanına ve milletine sımsıkı bağlıdır. Çünkü gençliğin eğitimi ve yetiştirilmesi sadece öğrenim kurumlarında değil, hayatın her alanında devam eden bir süreçtir. Yaşamın sürdüğü her yer, emperyalizmin saldırılarına potansiyel teşkil ederken, emperyalizmle mücadeleye de potansiyel teşkil etmektedir. Mesele bu potansiyelleri keşfedebilmektedir ve Türk gençliği bunu çoktan keşfetmiştir.

KUŞAKLAR DEĞİŞSE DE MÜCADELE ORTAK

Örneğin 68 gençlik hareketi; dünyanın birçok yerinde yaşandı: Fransa, ABD, Polonya, Pakistan, Batı Almanya, İskandinavya, Meksika, Çekoslovakya, İspanya, İtalya, İngiltere, İrlanda, Brezilya, Türkiye… Ancak her yerde Türkiye’deki kadar uzun soluklu olmadı. Birçoğu emperyalist veya işbirlikçi karaktere sahip ülkelerde, bu ilerici atılımlar da bir süre sonra toplumsal mücadeleden kimlik mücadelesine dönüştü; bireysel haklar çerçevesine ve uyuşturucu-seks-alkol “özgürlüğüne” indirgendi; hippilik ve “çiçek çocukluk” yükseltildi, mücadele halktan ve emekçi sınıftan koparıldı.

Türkiye’de ise gençlik, tekil örnekler dışında bu hatalara düşmedi. Toplumsal mücadeleyi, 71 ve 80 darbelerine, çeşitli engellere ve türlü tuzaklara rağmen devam ettirebildi. Elbette bu süreçte bugünkü tecrübelerimizi oluşturan hatalar yapıldı. Emperyalizm, gençliği mücadeleden kısa sürede sonuç almak isteyen maceracı bir çizgiye çekmeye çalıştı. Birçok genç bu tuzağa düşerek hem kendisini, hem örgütünü, hem de toplumsal mücadeleyi zora soktu, meşruiyetini yitirdi. Ama her şeye rağmen Anadolu topraklarının ve Türk gençliğinin mayasındaki olgunluk galip geldi. Sabır ve ısrarla mücadeleye sarılan Türk gençliği, aceleciliği ve erken sonuç almayı körükleyen emperyalizmin ve kapitalizmin karşısına büyüyerek ve kuvvetlenerek çıktı.

MİLLİ KİMLİĞİNDEN KOPARILAMAYAN TÜRK GENÇLİĞİ

Özellikle 12 Eylül’den sonra, ordu NATO’ya daha bağımlı hale getirildi, devletin ekonomideki payı küçültüldü. Bilim-din çatışması körüklendi. Emperyalizmin saldırıları için elverişli zemin oluşturuldu. Özel okulların artışı, dershaneler ve denetimsiz kurslar, işsizlik, sinema ve dergiler aracılığıyla müstehcenlik-hippilik-lümpenlik propagandası, Avrupa ve Amerika özendirmesi, toplumsal mücadeleye karşı yaratılan korku ortamı ve pasifleştirme… Hepsi, bu zeminde gerçekleşen, Türk gençliğini hedef alan sistematik saldırılardı. Avrupa Birliği Türkiye temsilcisi Karen Fogg emperyalizmin bu müdahalesini, ele geçirilen e-postalarında şöyle ifade ediyordu: Türkiye gençliğini milli kimliğinden koparmak.

EMPERYALİZMİN KORKUSU GENÇLİK

Atatürk, boyun eğdirilmesi zor, gücü yüksek, zihni açık olduğu için “Türk istiklalini ve Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etme” görevini gençliğe vermiştir. Gençlik, milletin diğer kesimlerine göre daha ileri seviyede barındırdığı bu özellikler sebebiyle devrimlerin yılmaz savunucusudur. Yukarıda bahsettiğimiz Karen Fogg’un e-postaları da bu gerçekliğin itirafıdır. Emperyalizm Türkiye’yi bölmek, çökertmek, teslim almak için öncelikle gençliğe ve onun milli kimliğine saldırmayı taktik olarak belirlemiştir. Gençliğin milli bilinci ve mücadele azmi, emperyalizmin en büyük düşmanları arasındadır.

Şimdilerde ise Z kuşağı, farklı açılardan yaklaşılarak benzer tehditlerle karşı karşıya bırakılıyor. Kuşağın bireyci, toplumdan kopuk, özellikleri övülerek toplumsal mücadelenin esasından koparılmak isteniyor. Oysaki diğer nesillerin özellikleri yekpare olmadığı gibi Z kuşağının da öyle değil. Siyasi eğilimleri, yaşam tarzları, sınıfsal kökenleri çeşitlilik gösteriyor. Hatta belki de diğer nesillerden en çok ayrılan özelliği bu çeşitliliklerin daha fazla olması.

Henüz hayatın diğer çelişkileriyle çok karşılaşmadıkları için özellikle üniversite sınavları gibi doğrudan kendilerini ilgilendiren meselelerde daha hızlı refleks gösteriyorlar. Bununla beraber toplumsal olaylara tepkisiz değiller. Vatansever, milliyetçi veya Atatürkçü fikirlere sahip olanlar nesil içinde ana eğilimleri oluşturuyor. Tepkilerini sosyal medya gibi “konforlu” alanlarda göstermeye alışıklar. Tepkilerinde, sertlik yerine mizahi dil kullanmaları da yaygın özelliklerinden. Bu yüzden “trollemek” denilen hukuken zararsız tuzak yöntemlere başvuruyorlar. Businness Insider’ın araştırmasından çıkan kuşağın büyük bir kısmının kendisini muhafazakar veya liberal olarak tanımlaması ise Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği kodlarla uyuşmuyor. Parti politikalarında konuya ağırlık vermelerine rağmen anketler Ak Parti’nin de yıllardır gençlik kitleleri içerisinde kabul görme oranlarının diğer yaş gruplarına göre daha düşük olduğunu gösteriyor.

KÜÇÜKLERİ KORUMAK

Bu kuşağı kazanmak isteyenlerin politikalarında hızlı ve esnek olması mecburiyeti doğuyor. Ancak hali hazırda karşı karşıya bulundukları toplumsal tehditlere karşı da tedbirli yaklaşmak ve onları korumak mecburiyeti de doğuyor. Aksi halde üzerlerindeki ilgi diğer nesillere göre fazla olan bu neslin şımartılması söz konusudur. Dünya ile bütünleşmelerinin yüksek oluşu milli değerlerden kopuş ve emperyalist sisteme uyum tehlikelerini beraberinde getirmektedir. Bu tehlikeler daha bireyci, daha kariyerist bir nesil gelişmesine dolayısıyla toplumsal meselelerde hareketsizliğe gebedir. Bir diğer hareketsizlik noktası bu neslin günlük yaşamıyla ilgilidir. Hareketsizliğe ve sağlıksız beslenmeye bağlı aşırı kilo ve beraberindeki sağlık sorunları Z kuşağını tehdit etmekte, ülkeler açısından gıda ve sağlık güvenliği sorunları oluşturmaktadır. En önemli tehlikelerden biri ise teknolojik-maddi-kimyasal bağımlılık alanında gözükmektedir.

Diğer kuşaklar gibi Z kuşağı da tek başına bir kurtarıcı değildir, kusursuz bir kuşak da değildir. Toplumsal mücadelede başarı farklı kuşakların birlikte hareket edebilmeleriyle mümkündür. Emperyalizmi alt etmek için Z kuşağının katkısı ihmal edilemez, saf dışı bırakılamaz. Sistem saldırılarını “güncelliyorsa”, nesiller de mücadelelerini güncellemek zorundadır. O yüzden Z kuşağının olumlu özelliklerini yüceltmek ve onlara güvenmek de emperyalizmin zaaflarından yararlanmaya çalıştığı bu kuşağı korumak da tüm emperyalizme karşı mücadele eden Türk milletinin görevidir. Ancak bu şekilde kötülüğü ve geriliği ışık hızında boğabilir, karanlığın üstüne güneş gibi doğabiliriz.