ABD’deki başkanlık seçiminin sonucu tam olarak kesinleşmeden YCHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, alelacele Biden’ı kutlayıp başarılar diledi. Oysa hem Türkiye’yi yönetenlerden hem de dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun liderlerinden bu konuda ses çıkmadan bu kutlama yapıldı. Bu tavır, usuma “Mescit yapılmadan körler dizildi.” deyimini getirdi. Seçim sonucu belli oldu olmasına da Trump birçok eyalette sonuçlara itiraz etti. Buna karşın Kılıçdaroğlu’nun ön alma tavrı gözlerden kaçmadı.

YCHP’nin Genel Başkanı, Biden’ın seçilmesi karşısında bu kadar heyecanlanıp ivecenlik gösterir de yardımcısının büyük beklentisi olmaz mı Demokrat Partili Başkandan?

YCHP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, Biden döneminde Türk-ABD ilişkileriyle ilgili beklentilerini Amerikan-Alman Marshall Fonu adlı düşünce kuruluşuna açıklamış. Çeviköz: “Biden yönetiminden ilk beklentimizin şu olacağını düşünüyorum: Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, yargı sisteminin siyasetten arındırılmasına, güçler ayrılığına, demokratik reformlara, medya, ifade, toplanma özgürlüğü gibi tüm temel hak ve özgürlüklere çok güçlü bir vurgu yapması” olduğunu söyledi. Bu sözleri okuyunca “Türkiye, acaba ABD’nin eyaleti mi?” sorusu uslara takılıyor. Türkiye’nin olduğunu varsaydı tüm sorunların Biden tarafından çözümlenmesini istiyor. Bu kişi, ülkemizin ana muhalefet partisinin bir vekili. “Milletvekili” demiyorum; çünkü milletin vekili olan biri, ülkesinin sorunlarının çözümünü kendi milletinden bekler, okyanus ötesinden değil. Bu sözlere bakınca Biden’ın yaklaşık bir ay önce ülkemizin muhalefetiyle ilgili yaptığı açıklamalarla ne denli örtüştüğünü görüyoruz.

Demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler konusunda AB gibi CHP’nin de kaygı duyduğunu belirtmekte. Kendi halkından uzaklaşan bir siyasal çizginin emperyalizme bel bağlamış durumunu yansıtmakta Çeviköz. Bu bel bağlamayla Türkiye’nin ve CHP’nin kurucusu Atatürk’ün de kemiklerini sızlatmakta.

Türkiye, uluslararası topluma (Bununla anlatılmak istenen batılı emperyalist ülkelerdir.) temel hak ve özgürlüklerde güvence verirse ekonomisini toparlama fırsatını da yakalar, demekte. Ekonomide dışa bağımlılıktan başka bir şey düşünmemekte kapitülasyoncu kafa. 

Türkiye’nin Libya’da BM’nin kararı doğrultusundaki silah ambargosu kararına uymadığını söylemekte Çeviköz. Adama sorarlar: “Sen kimden yanasın?” diye. Evet, sizce Çeviköz kimden yana? 

Çeviköz’ün en büyük derdi, ABD’nin yalnızlaşması ve NATO’nun işlevini yitirerek dağılmanın eşiğine gelmesi. Bu nedenle Transatlantik birliğinin oluşmasını istemekte. Bu yolla NATO’dan uzaklaşmakta olan Türkiye’nin NATO’ya bağlanacağını öne sürmekte. Şu isteğe, şu kafaya bakın! Türkiye’nin tam bağımsızlığının sağlanması konusunda en küçük bir kaygısı bile yok! Transatlantik birliğini, Rusya ve Çin’in güçlenmesine karşı istemekte. 

Kendileri iktidar olduğunda S 400’leri etkinleştirmeyeceklerini duyurmakta Biden’a. S 400’lerin ülkemize yapılacak bir ABD-İsrail saldırısına karşı bir savunma silahı olduğunu bilmiyor Çeviköz. Bilse de ne fark eder? NATO’cu, Amerikancı birinin emperyalizme karşı savunmayı düşünmesi olası mı? Bu arada S 400’leri etkisizleştiren Türkiye’nin F 35 programına yeniden geri döneceğini vurgulamakta. 

Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü dayatan ve geçersizliği kanıtlanan Rum-Yunan tezi olan federatif sistemi düşünmekte çözüm olarak. Bu nedenle de Maraş’ın açılmasını yanlış bulmakta. 

Kürt sorununu çözmek için AKP’nin terk ettiği “açılım”ı çözüm olarak görmekte. Ülkemizde Kürt sorununu çoktan halledildiğini terör sorununun da halledilmekte olduğunun da farkında değil. Türkiye’de Kürt sorununun “açılım”la çözülmesini isteyen ABD ve AB. Yani batılı emperyalistler. Çeviköz de bu emperyalistlerin sözcüsü…

Türkiye’yi dış politikada “çatışmacılık”la suçlamakta ABD sever Çeviköz. Peki, Türkiye kimle çatışmakta? ABD ve AB ile… Niçin? Kendi çıkarlarını korumak için… Emperyalizmle çatışarak bağımsızlaşan Türkiye resmi Çeviköz’ü rahatsız etmekte. Varsa yoksa ABD’nin uslu çocuğu olmayı isteyen emperyalizme teslimiyetçi bir kafa. 

Çeviköz, birçok konuda görüş açıkladı. Bu görüşlerinden biri bile Türkiye’nin lehinde değil. Hiçbir şeye Ankara’dan bakmıyor, her şeye Atlantik’ten bakıyor. Söyleyin bakalım… Çeviköz’ün dünün Tanzimatçı teslimiyetçilerinden, Damat Feritlerinden, mandacılarından, ABD adına ülkemize saldıran PKK ve FETÖ’den ne farkı var? 

Adil Hacıömeroğlu