Deprem sonrasında olayları klavye başında provoke etmek yerine herkesin aynı sorumluluk bilinciyle milletimiz için harekete geçmesi gerekmektedir.

Vicdanları Yıkan Deprem
Serkan Çetinkaya 
Serkan Çetinkaya

Elazığ’da 24 Ocak günü 6.8 büyüklüğünde yaşanılan deprem tüm Türkiye’yi derinden etkiledi. Öyle ki Türkiye’nin kalbi 6 gündür Elazığ ile birlikte çarpıyor. Depremin yaralarını hep birlikte sarmak için seferber olduk, ülkemizin dört bir yanından depremzedelere yardımlar ulaşıyor. Kızılay, UMKE, AFAD, AKUT gibi ekiplerimiz canla başla daha fazla insanı kurtarmak için çırpınıyor. Deprem bölgesinden gelen kötü haberler canımızı sıkıyor olsa da güzel haberler biraz olsun gönlümüzü ferahlatıyor. Kaybettiğimiz insanlarımızın yakınlarına baş sağlığı diliyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Tüm bu yaşananların yanında bir de depremden farklı tahribatlar yaratmaya çalışanlara da şahit oluyoruz. İnsanların canlarını yitirdiği bu olayı kendilerine siyasi malzeme haline getiren bu kişilerin, sıcacık evlerinde oturup yazdığı satırlarla depremzedelerin dertlerini paylaştıkları bizlere tabii ki samimi gelmiyor.

Farklı Tahribatların Peşinde Koşmak

Bildiğiniz gibi Türkiye’de ne zaman bir olay yaşansa, ne zaman toplumun hassasiyetinin yükseleceği olaylar baş gösterse belli kişiler veya tüzel kişilikler bu durumları kendilerine fırsat olarak görürler. Ardından hemen Türkiye’nin birliğine zarar vermek ve devlete karşı güvensizlik ortamı yaratmak için geçerler klavyelerinin başına… Like ve RT almak amacıyla türlü safsatalarla çıkarlar meydana… Toplumun hassas olduğu konular kullanılmaya çok açıktır, bu provokatörler tarafından. Bol bol "adalet", "özgürlük", "demokrasi" gibi içi boşaltılmış kelimeler çıkabilir klavyelerinden.

Örnek vermek gerekirse Türkiye’de kadın sorunu önemli bir mesele ve daha geçtiğimiz haftalarda Las Tesis eylemleri gerçekleşti. Kadının özgürleşmesini ve toplumsal statü içerisinde yerini alması için sadece devlet ve erkek düşmanlığını pompalayan içi boş söylemlere hep beraber şahit olduk. Türkiye, bağımsızlığı yolunda Suriye’ye operasyonlar düzenlerken siyasiler tarafından devlete ve Mehmetçiğe karşı yapılan açıklamaları duyduk. ODTÜ’deki kavaklar için yaygara kopartan ve bozgunculuk yaratan PKK sevicilerinin, PKK’nın ormanları yakmasına sessiz kaldığını gördük. Türk yargısı FETÖ’nün üzerine giderken yargıya karşı güvensizlik yaratacak açıklamalara şahit olduk. Her toplumsal olayda halkı devlete karşı kin ve nefrete tahrik eden, olayları saptıran, olgulara göre değil saplantılara göre siyaset yapan siyasilerin toplumun zaaflarını nasıl malzeme haline getirdikleri açıktır.

Türkiye’nin elbette kadına şiddet, eğitim sisteminde bozukluk, ekonomik kriz, terör gibi birçok sorunu var. Biz sorunlarımız yokmuş algısı yaratma derdinde değiliz fakat sorunların çözümünün doğru yerlerde, doğru zamanda ve doğru eylemlerle aranmasını sağlamak hepimizin görevidir. Emperyalizm gerçeğini yok sayarak ya da kör muhalefet yaparak bu sorunların üstesinden gelemeyiz. Çözüm tıpkı Cumhuriyet döneminde olduğu gibi emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı vermekten geçiyor. Emperyalizme karşı kazandığımız zafer Türkiye’nin bütün alanlarda önünü açacak biricik çözümdür. İçeride bozgunculuk yaparak, sınırda PKK ile çarpışan Mehmetçiği katil ilan ederek, Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri geliştirmek adına attığı adımları hor görerek sürekli muhalefet etme yükümlülüğünü üstlenen bu kişiler neyi hedeflemektedir? Her yaşanılan olayın ardından devleti ‘katil’ olarak göstermeye çalışan bu zatı muhteremlerin derdi gerçekten Türkiye’nin geleceği midir?

Kendilerini "aydın" olarak tanımlayan bu zatı muhteremler, Elazığ’da yaşanan deprem sonrasında da milletimizin acılarını kendilerine fırsat bilerek, devlet düşmanlığını sistematik bir şekilde pompalamaya çalışıp belli provokasyonlarla halkımızı kışkırtmaya ve bölmeye çalıştılar. Korku salmak için başka depremin fotoğrafını mı kullanmadılar, devletin Elazığ’a yardım eli uzatmadığını mı yazmadılar, ‘Alevi köylerine yardım gitmiyor’ yaygaralarını mı koparmadılar, Kızılay bağışları ve deprem vergisi tartışmalarını açıp güvensizlik ortamı mı yaratmadılar, Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık’ı mı hedef göstermediler… Bu örnekleri arttırabiliriz fakat devlete karşı düşmanlık tohumları ekmeye çalışanları görmemiz ve kullanılan hassasiyetlerimizi anlamamız için bu örnekler yeterlidir bence.

Esas Sorumluluk Nedir?

Depremden saatler sonra vergileri tartışmaya açmak sizlere nasıl bir statü kazandırıyor? Depremde canla başla çalışan ekiplere moral vermek yerine onlara karşı güvensizlik yaratmak ne işinize yarıyor? Depremzedelere yardım götüreceğiniz yere oturduğunuz yerden sahte fotoğraflarla beğeni toplamaya çalışmak hangi vicdana sığıyor? Toplumu birleştirip depremin yaralarını hemen sarmak yerine Alevi-Sünni kışkırtması yapmayı mideleriniz nasıl kaldırıyor? Kendi kültürüne ve insanlığa yabancılaşan, bireysel çıkarlar için devletin başarısızlığının pususunda bekleyen, her toplumsal olaydan sonra devleti hedef gösteren bu kişiler gerçekten bağımsız Türkiye mücadelesine katkı sunabilir mi?

Cumhuriyet bizlere belli görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Siyasetçiler ve aydınlar ise önce kendi halkına karşı sorumludurlar. Topluma önderlik etmek, toplumun önünü aldıkları tutarlı tavır ve siyasetlerle açmak, bireysel çıkarlar yerine milletin çıkarlarını hesap etmek halkına karşı sorumluluk alan aydının önceliğidir.

Elazığ depreminde milletimiz tek yürek halde seferber olmuşken emperyalizme karşı savaşan devlete türlü provokasyonlarla saldıran bu odaklar isteyerek ya da istemeden emperyalizmin borazanlığına soyunmuşlardır. Bugünün ilericileri, devleti ve Mehmetçiği hedef alanların karşısında bulunur. Bütün olaylara muhalefet etme heyecanıyla değil Türkiye’ye ve milletimize nasıl fayda getireceğini düşünerek yaklaşırlar. Olayları klavye başında provoke etmek yerine aynı TGB Deprem Komitesinin yaptığı gibi milletin yararına harekete geçerler. Milletimiz bu bozgunculara gerekli cevabı verecek ve bu zorlu zamanlardan elbette birleşerek çıkacaktır.

Serkan Çetinkaya

TGB İzmir İl Başkan Yardımcısı

tgb.gen.tr