Türkiye’nin Trakya’da Yunanistan sınırından başlayan, Ege denizini içine alarak Girit adasına, oradan, Kıbrıs üzerinden Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyine, İran sınırına kadar uzanan geniş  bir hatta çevrelendiğini ifade etmiştim.

Evet, NATO üyesi Türkiye, NATO üyesi ülkeler tarafından Ege denizinde, Doğu Akdeniz’de, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde çevrelenmektedir.

Yakın geçmişi hatırlayalım. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Türkiye’nin ABD ve AB ile yeni bir sayfa açacağını ifade etmişti. Bu haber Türkiye’de çok kişiyi sevindirdi. Ne de olsa ABD, NATO’nun lider ülkesi, Türkiye ise bu ittifakın üyesi idi.

Evet, ne de olsa AB’nin Türkiye’yi bölünmeden üye yapma niyeti olmasa da böyle bir üyelik hayalimiz vardı. (AB’nin Türkiye’yi üye yapma şartını anlamak için kağıt bir avro üzerindeki Avrupa haritasına bakmanız yeterli olacaktır; o haritada Türkiye’nin batısı vardır, doğusu yoktur. Türkiye’nin AB üyeliğinin şartı budur. Her açılım hikayesi Türkiye’yi bu haritaya ve AB üyeliğine yaklaştırır.)

Biz ABD ve AB ile yeni bir sayfa açmaya hazırdık. Ancak, bu girişim tek taraflı bir irade beyanından ibaret olamazdı. ABD’nin ve AB’nin de Türkiye ile yeni sayfalar açmak için irade oluşturması gerekirdi. İşte o kritik soruyu sormanın şimdi tam da zamanıdır;

ABD ve AB’nin Türkiye ile yeni bir sayfa açma iradesini oluşturmasının Türkiye’ye maliyeti nedir?

ABD’de artık dizginler Biden’in ellerinde olduğuna ve hem AB ve hem de NATO Biden’la uyumlu hareket edeceğine göre, acaba bizden;   

-Doğu Akdeniz’de daha sakin,

- Ege denizinde Yunanistan’a karşı daha saygılı,

-Suriye’de PKK’nın koronavirüs gibi transformasyona uğramış şekli PYD’ye karşı daha anlayışlı,

-Kıbrıs’ta çözüme yakın,

-Rusya’ya ve İran’a karşı daha soğuk,

-Karadeniz’de Rusya’nın karşısında NATO görevlerine istekli,

-Gerektiğinde İran meselesinde katkı sağlamaya hazır,

-Kürt sorunu (!) için yeniden gönüllü olmamız mı istenecektir?

Yeni bir sayfa açmanın maliyeti bu ise bu maliyet kabul edilebilir mi?

Aklıma başka sorular da gelmeye başladı;

- Biz Doğu Akdeniz’de, Oruç Reis ile hak iddia ettiğimiz her yerde arama yapabiliyorken şimdi neden sadece Antalya körfezinde arama yapıyoruz?

-Neden Yunanistan ve Almanya Oruç Reis’in sadece Antalya körfezinde arama yapmasını memnuniyetle karşıladı?

-Neden Oruç Reis’in sadece Antalya körfezinde arama yapmasına memnun olduğunu açıklayan Yunanistan, Ege denizinde gayri askeri statüde olması gereken adalar dahil olmak üzere, bize karşı büyük çaplı askeri tatbikat başlattı?

-Neden kendisini mareşal sanan Hafter Libya’da bize meydan okumaya başladı?

-Neden sürekli transformasyondan geçerek isim değiştiren PKK, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde hareketlendi?

-Neden biz ABD ile ilişkilerde yeni bir sayfa açmaya hazırlanırken, ABD istihbarat kurumları ile irtibatlı olan ve bu ülkenin derin yapısını temsil eden Atlantik Konseyi, ‘’2020 İçin On Risk On Fırsat’’ başlıklı  raporunda, Türkiye’yi  küresel bir tehdit, yayılmacı bir haydut devlet olarak tanımladı?

-Yoksa, hazinesinde sorunlar yaşayan Türkiye, stratejik baskının etkisi altına mı girdi?

Trakya’da Yunanistan sınırından başlayan, Ege denizi ürerinden Girit’e, Kıbrıs’a, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinden İran sınırına kadar uzanan geniş bir yayda, Atlantik yapısı tarafından çevrelenen ve sürekli sıcak paraya ihtiyaç duyan Türkiye’nin ABD ve AB  ile yeni sayfalar açmasının maliyeti büyük olacak gibi…

SON SÖZ;
Tarih boyunca, çoğu zaman devletlerin zayıflaması ve çöküşü,  dış dinamikler nedeni ile değil, içerde sistemin ve siyasetin yozlaşması, iç cephenin zayıflaması nedeni ile gerçekleşmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk işte bu nedenle aslolan iç cephedir demiştir.

Türkiye’nin güvenlik önceliği, kutuplaşmayı sona erdirmek, siyasette yozlaşmayı önlemek, hazineyi ve iç cepheyi güçlendirmektir.

Türkiye’nin güvenlik önceliği, Misak-ı Milli sınırları ile tanımlanmış olan Anavatan’ı ve Mavi Vatan’ı her türlü tehdide ve hıyanete karşı savunmaktır.

Nokta.