Türkiye’nin milli kuvvetleri, miras aldığı karakter sayesinde her zaman ABD ve NATO’ya karşı dimdik ayakta durmuştur.

Türkiye'nin NATO Devrini Kapatma Vakti Geldi
Serkan Çetinkaya 
Serkan Çetinkaya

Ülkemizin coğrafi konum itibariyle ne kadar avantajlı olduğunun hepimiz farkındayız. Yüzyıllarca farklı medeniyetlerin hüküm sürmesi, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlaması, üç tarafının denizlerle çevrili olması ve yeraltı kaynaklarına olan yakınlığı ülkemizi bir ticaret ve enerji limanı haline getiriyor. Orta Asya’dan göçüp 1071 yılında bu limanın kapılarını aralayan Türkler, yüzyıllardır bu topraklarda hüküm sürüyor. Coğrafi konumunu daha o günlerde yani feodal dönemde kurdukları ticaret merkezleri ve verimli tarım alanlarıyla iyi değerlendiren atalarımız, Mustafa Kemal’in kurduğu genç Cumhuriyet’le de kısa sürede akılcı bir dış politika izleyerek coğrafi konumunu iyi kullanmış ve güçlendirmiştir. Özellikle Sovyet Rusya ile savaş esnasında ve sonrasında iyi ilişkiler kuran genç cumhuriyet, ulu önderin ölümüne kadar stratejik hamleler yapıp, bölgesel paktlar kurmuş Türkiye’nin geleceğini Batı Emperyalizmine karşı güvence altına almışlardır. Genç Türkiye, Mustafa Kemal’in ölümünden sonra yaşadığı siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar, İkinci Dünya Savaşının ve Soğuk Savaşın başlaması gibi iç ve dış çelişkiler yüzünden çözümü yanlış yerlerde arayacak, kısa süre içinde NATO’ya üye olacak ve CHP’li Bayındırlık Bakanı Nihat Erim’in de söylediği gibi “Küçük Amerika” sürecini başlatacaktır. 

Türk-Amerikan İlişkileri Nasıl Gelişti

İkinci Dünya Savaşının bitmesiyle birlikte emperyalist batı kampının başına ABD geçti. Özellikle İngiltere’nin gücünün zayıflamasını kendisine fırsat bilen Amerika, dünya pazarlarına açılma planını uygulamaya başladı. Savaşın bitmesi beraberinde Sovyetler Birliğinin dağılmasına kadar sürecek olan Soğuk Savaş dönemini de getiriyordu. Türkiye’nin Rusya’ya karşı tampon olabilecek, doğal kaynaklara yakın, ulaşım ve ticaretin göbeğinde bir ülke olması tabi ki ABD’nin ağzını sulandırıyordu. ABD için Türkiye, Sovyetler tarafından yayılan “Komünizm tehdidine” karşı bir üs olacaktı.

Sovyet Rusya’nın yaydığı “komünizm tehditine” karşı psikolojik kampanyaların yürütülmesine içeride başlanmıştı bile. İki Gürcü profesörün 1945’te yazdığı makaleler kullanılarak Kars’ın ve Ardahan’ın Ruslar tarafından istendiğine dair asparagas haberler yayılmıştı. Bu propaganda Türkiye’de çok büyük etkiler uyandırmıştı. Türkiye’nin “Acımasız Stalin’in güçlü ordusuna” karşı sığınacağı bir limana, ittifak yapacak kuvvetlere ihtiyaç duyuluyordu. Aynı zamanda Sovyet Rusya’nın da o dönemlerde hem TKP eliyle Türkiye’ye siyasal müdahale girişimleri hem de yayılmacı politikaları Türkiye’nin karar sürecini etkiledi. Böylece Türkiye-Sovyet Rusya ilişkileri zaafa uğradı ve Türkiye 1946 yılında oluşan dünya kamplaşmasında Atlantik sistemine yöneldi.

Bunların yanı sıra iç siyasette de Türkiye’nin Atlantik kampında yer almasını sağlayacak faaliyetler yürütüldü. Devrimci Cumhuriyetin kurduğu Köy Enstitüleri kapatıldı. Kurtuluş savaşında bizi arkadan vuran azınlık sermayedarların ceza bileti olan Varlık Vergisi Kanunu kaldırıldı. 1946’da hazırlanan, sanayileşmeye öncelik veren ve bütünsel bir kalkınma öngören beş yıllık plan iptal edildi. Toprak reformundan vazgeçildi. 1935 yılında Mustafa Kemal tarafından kapatılan Mason Locaları tekrardan açıldı. Amerikan gemisi Missouri adeta bir kurtarıcı gibi Dolmabahçe’de yapılan büyük hazırlıklarla karşılandı. Karşılama esnasında endazeyi kaçıran hükümet Dolmabahçe Camii’nin mahyasına ve Kız Kulesine “Welcome” yazdırdı. 1947 yılında askeri üniformalar Amerikan askerinin üniformasına benzer bir görünüme ve formata dönüştürüldü. İkinci Dünya Savaşının baş göstermesiyle birlikte Türkiye silah ve teçhizat için ABD’ye başvurdu ve Truman Doktorini 1947 yılında imzalandı. Marshall Yardımlarıyla birlikte kendini cici gösteren ABD, Türkiye’nin bağımsızlığına adeta adım adım zincir vuruyordu. 

Türk devriminin yavaş yavaş kireçlenmesi ve karşı devrimin inşası CHP tarafından 1946-1950 yılları arasında yürütüldü. Rota değiştiren, devrimci çizgisinden saptırılan Türkiye, 1950 yılında Atlantik sisteminin gerçek bekçilerini, Demokrat Partisini iktidara getirdi.

Kore Savaşı ve NATO’ya Resmi Üyelik

Soğuk savaşın ilk yıllarında Kuzey ve Güney Kore’nin iç hesaplaşması olarak sahneye çıkan Kore Savaşı; Çin, Rusya ve ABD’nin de katılmasıyla beraber uluslararası bir boyut kazandı. ABD’nin 1950 yıllındaki ihtiyaçlarından birisi de vesayeti altına aldığı Güney Kore’de askeri zafer kazanmak, küresel konumunu büyütmekti. Savaşın başlamasından iki gün sonra, henüz Amerikan tümenleri Kore’ye varmadan, Demokrat Parti’nin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü United Press’e “Türkiye, BM çerçevesi içinde kendi hissesine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirmekle sorumludur” açıklamasını yaptı. Türkiye’de başa geçen Demokrat Parti iktidarı sırf NATO’ya girebilmek adına 17 Eylül 1950 yılında yani savaş başladıktan yaklaşık 3 ay sonra Kore’ye asker gönderdi. 4500 kişilik Türk Tugayı, Tahsin Yazıcı’nın önderliğinde Kore’ye gönderildi.

Birkaç başarısız deneyimden sonra 18 Şubat 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya girebilmişti. Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle birlikte Türk ordusunun bütün kuvvetleri NATO’nun buyruğuna verildi. Böylece ulu önderin “tam bağımsızlık” anlayışı yerle bir edildi. Artık Türkiye Ortadoğu’da emperyalist Amerika’nın “müttefiki” ve ileri karakolu olacaktı.

NATO’nun Gerçek Yüzü

İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetlerin Berlin’i kuşatması, ABD’nin işine yaradı ve Batı’nın Sovyetlere karşı örgütlenmesini hızlandırdı. Görünürde komünist Rusya’ya karşı kapitalist batının oluşturduğu bir birlik gibi olsa da aslında NATO, ABD’nin NATO’ya bağlı olan ülkeleri denetleme ve kontrol etme aygıtıydı. Zaten amacını tamamladıktan yani Sovyet Rusya dağıldıktan sonra hala var olmasını başka bir sebeple açıklayamayız.

Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle birlikte ABD, Türkiye içerisindeki Gladyo örgütünü kurmuş, devlet içinde ABD’ye bağlı bir devlet yaratmıştır. 1980 Darbesini, Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu suikastlerini, Madımak Otelinin yakılmasını, Maraş katliamını, Ergenekon-Balyoz kumpaslarını örgütleyerek gerek suikastlarla gerek askeri darbelerle Türkiye’nin milli kuvvetlerine sürekli zarar vermiştir.

Türk Devletinin Karakteri

Türk Cumhuriyeti, NATO’ya üye kaldığı sürece tam bir bağımsızlık içerisinde olamayacaktır. Dünyanın en büyük terör örgütü NATO, 70 yıldır Türkiye’yi çeşitli yöntemlerle zayıflatmak, bölmek ve işgal etmek istemiştir. Bugün NATO bu amacından geri adım atmamıştır. 2000 yıllık devlet birikimine sahip olan Türk milleti ise hiçbir zaman işgale boyun eğmemiştir. Türk milletinin ve devletinin karakteri her zaman tam bağımsızlık olmuştur. Türkler için var olmanın birinci kuralı bağımsız yaşamak olmuştur.

Türkiye’nin milli dinamikleri, miras aldığı karakter sayesinde her zaman ABD ve NATO’ya karşı dimdik ayakta durmuştur. 1960 Devrimi, 1968 Gençlik Eylemleri, Kıbrıs Barış Harekatı, 28 Şubat’ta irtica ve bölücülüğe karşı ordumuzun refleksi, 15 Temmuz ordu ve milletin el ele verip Amerikancı-Fetullahçı yapıyı bertaraf etmesi bizlere Türk devletinin milli ve devrimci karakterini gösteriyor. Bugün yine o karakter Doğu Akdeniz’de ve Suriye’nin kuzeyinde kendisini gösteriyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin emperyalizmle mücadelesinin başarıya ulaşması için NATO’dan çıkması ve Asya’daki yerini alması gerekmektedir. Bugün emperyalizmin hedefindeki Asya’yla kurulacak ilişkiler, Türkiye’yi çürüyen Atlantik sisteminden daha hızlı kopartacaktır. Sahip olduğumuz tarihsel miras ve karakter tıpkı Mustafa Kemal’in söylediği gibi bir gün emperyalistleri mahv ve nabut edecektir.

Serkan Çetinkaya

TGB İzmir İl Başkan Yardımcısı

tgb.gen.tr