Leyla Düzel yazdı


Afrika Kıtası, yüzyıllardır sömürülerek fakir bırakılan ama Dünya'nın en zengin topraklarına sahiptir.


Türkiye niye orada? diye soranları biraz bilgilendirmekte fayda var.


Türkiye Sudan'dan 2014 yılında 99 yıllığına 780 bin 500 hektar tarım arazisi kiralamıştı. Bu arazilerde hem devlet hem özel sektör tarımsal üretim yapacak diye de duyurulmuştu. 2015 sonuna doğru bu resmi gazetede hatta yayımlandı. Türk (%80)Sudan (%20) Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Anonim Şirketi kuruldu.


Lakin vizyonsuzluk sebebi ile muhalefet kanadından yoğun eleştiri aldı. Daha sonra Türkiye Çözüm sürecini ve Hendek Operasyonlarını yaşadı. Ardından 2016 Darbe kalkışması da gerçekleşince Türkiye Afrika ile olan ilişkilerini geri plana attı.


2019 yılında Sudan'da darbe oldu. 2014'de anlaşma yaptığımız Devlet Başkanı Ömer el Beşir devrildi.


Geçtiğimiz yıllarda askıya alınan ikili ilişkiler tekrar canlandı. Önce 2020'de Nijerya ile sonra da bu yıl yine Sudan'ın yeni hükümeti ile anlaşma sağlandı. İlk etapta 100 bin hektar ve sonrası 1 milyon hektara kadar arttırılacak 7 anlaşma imzalandı. Buradan yem sanayisine katkı konulacak ve bir kuraklık halinde Türkiye’nin ihtiyaçları karşılanacak. Sudan ve üçüncü ülkelerin de gıda arzı buradan giderilecek. Ayrıca kiralanan topraklarda bulunan madenlerin işletilmesi Türk firmalarına verilecek.


Sudan ile ticaretimiz 2020 yılında toplam 480 milyon dolara ulaştı. 5 yıllık dönemde hedef 2 milyar dolarlık ticaret hacmi. Bu hedef doğrultusunda, Sudan ile ticari iş birliğimizde madencilik önemli bir alandır.


***


Peki niye Afrika?


Afrika Kıtası 30 milyon 370 bin km2. ABD, Çin ve Avrupa'nın 3 katı yüzölçümüne sahiptir. Lakin birçok haritada onların yanında daha küçük gibi resmedilir.


Afrika halklarının kendilerini ezik hissetmeleri, güçlerinin farkına varmamaları için taktiksel görseller, filmler yapılır. Afrika insanı; her daim kafası çalışmayan, yoksul ve vandal gösterilmiştir. Halbuki en vahşi ve barbar milletler kapitalist düzeni hakim kılmak için gittikleri her yerde soykırım yapan emperyalist vandallardır.


ABD, Çin ve Avrupa yüzyıllardır kendi halkının refahı için bu toprakları ve insanını sömürüyor. Köle olarak hem evlerine götürdüler hem de madenlerine adeta çökerek ölüm tehditi altında altın ve pırlanta çıkarma işleminde üç kuruşa çalıştırıldılar. Sesleri çıkmasın diye halkı açlık seviyesinde yoksul ve çaresiz bıraktılar. 1415'den başlayan MİSYONERLİK çalışmaları bu sömürü düzeninin kurulmasına tepki gösterilmemesini sağlamak içindi. Büyük ölçüde SAHİPKÖLE ilişkisi kliseler aracılığı ile resmileştirildi. BEYAZ ADAM yeryüzünün sahibi idi.


Peki Türkiye neden herkesin olduğu bir yerde arazi kiralayıp çalışanın hakkını ödeyerek bu verimli toprakları işlemesin?


Türklerin sömürme kültürü yok. Vicdan ve merhamete sahibiz. Belki de ülkemizde yürütülen muhalefetin sebebi Afrika bölgesine Türk'lerin getireceği hak ve adaletin kıtada uygulanan emperyalist düzene bir uyanış başlatacağı korkusudur. Ülkemizde küresel sermayenin yönettiği siyasi partiler var maalesef. Kendi milletinin savunuculuğunu yapacağına kapitalizmin ağzı görevini yerine getiriyorlar.


***


Afrika toprakları çok verimli ve organiktir. Yarıdan fazlası ekilebilir arazi statüsündedir.


Dünya hammadde rezervinin %90'ına, Altın rezervinin %40'ına, Elmas rezervinin %33'üne, Coltan rezervinin (telefon ve elektronik üretimi için mineral) %80'ine, Kobalt rezervinin %60'ına sahiptir (araba aküsü üretimi için mineral). Manganez, demir ve odun rezervi sınırsızdır.

Petrol ve doğal gaz zenginidir.


Dünya'nın en çok balık çeşidinin yaşadığı sulara sahiptir.


Afrika'nın 30 Milyon 370 bin km2'de 1,3 milyar nüfusu var. Kendinden üç kat küçük olan Çin'in 9,6 milyon km2'de 1,4 milyar nüfusu var. Yani arazinin bolluğunu varın siz hesap edin. Sadece Kongo bile tüm Afrika'yı beslemeye yeter. Yabancıların talan ettiği yerlerin harici kalan topraklar bakir durumdadır ve elverişli kullanılırsa tüm Dünya'yı doyuracak verimliliğe ve insan gücüne sahiptir.


Afrika, Batı'nın laboratuvarlarında değiştirdiği 30.000 tıbbi tarif ve bitki barındırır. 2050 yılına kadar 2,5 milyara ulaşması beklenen çalışabilir genç nüfusa sahiptir.


Afrika Türkiye'yi çağırıyor. Gelin ve bu verimli topraklarımızı işleyin, insanımıza ve ülkelerimize gelir sağlayın diyor.


Emperyalistlerin esaret, yoksulluk ve cehalet yetiştirdiği Afrika'da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.


Nil havzasının suladığı zirai ürünler hem açlıkla sınanan halkını refaha kavuşturacak, hem de teknoloji ve ilimle donanmış tarım usülleri, hayvancılık, balıkçılık ve madencilik ile Türk Milletine ekonomik katkı sağlayacak. Belki de Afrika ilk defa insan gibi yaşamanın onurunu Türk'lerin samimi dostluğu ve yol göstericiliği ile kavuşacak.


Türk Devleti ne kadar kudretli olursa mazlum milletler o kadar sömürü düzeninden uzak olur.


Belki gelecekte Türkiye Afrika'nın Kutup Yıldızı olur.


Devran döner, mazlumun ahı indirir Şahı.