1492’den beri çekmediği kalmadı Amerikalıların bu Avrupalı istilacılardan.

Gerçek Amerikalılar, önce İspanyol, ardından İngiliz Fransız ve bilumum istilacı Avrupalılar tarafından katledilen, İnka, Çeroki, Siyu, Aztek, Seminol, Komançi ve yüzlerce diğer “kızılderili” halklardı.

İspanyollar, Güney Amerika’da çiçek mikroplu, hummalı, vebalı battaniye dağıtarak, dünyanın ilk biyolojik savaş örneğini vererek milyonlarca yerliyi katletti.

İspanyol Papaz Bartolomeo de Las Casas, Güney Amerika’da yerli halkın katledilmesini anlattığı eserinde (Yerlilerin Gözyaşları/1552Türkiye’de basımı İmge Kitabevi 2009) şunları anlatıyordu: “Sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip kopardıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarlandığını kendi gözlerimle gördüm. Memeden kesilmemiş bebekleri, annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar...”

Amerikan kovboyları hükümetten vurdukları bizon başına para alıp, Kuzey Amerikalı kabileleri açlığa mahkum etti.

Amerikan hükümeti bir kızılderili kafa derisi getiren herkese 5 dolar veriyordu.

Amerikalı Komutan Pershing, “En iyi kızılderili, ölü kızılderilidir” diyordu.

Savaşlarda kadın çocuk demeden toplu kıyımlara uğradılar.

Kesin sayı hiç birzaman bilinemese de, tahminlere göre, 1492 – 1886 arasında İspanyol ve İngilizler başta olmak üzere, 20 ila 70 milyon insan soykırıma uğradı.

Ve bu soykırım, 1886’dan sonra da farklı biçimlerde devam etti.

BOLİVAR’IN VENEZUELASI

Sömürgecilere karşı Latin Amerika’da ilk başkaldıran Simon Bolivar adında bir sömürgeci kökenli soyluydu.

Soylu ve kolonyalist kökenli olsa da Bolivar bir cumhuriyetçi ve devrimci idi.

Venezuela’da halkın önderi oldu ve İspanyol sömürgecileri kovdu.

Lakabı El Libertador, yani kurtarıcı idi.

24 Temmuz 1783’te Venezuela’nın başkenti Karakas’ta aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Aile serveti bakır ve altın madenlerinden geliyordu. Sonrasında bu serveti devrim için harcadı.

Locke, Hobbes, Humboldt gibi solcu düşünürlerden etkilendi.

İspanyollara karşı ilk başkaldırısı 1810 Miranda isyanıyla oldu.

İsyanın lideri Francisco Miranda başarısız olup teslim olsa da Bolivar Cartagena’ya kaçmayı başardı.

1812 Cartagena Bildirisi ile devrim ateşini yaktı.

Çıplak ayaklı, ak mintanlı gerillalarıyla, İspanyol askerlerine karşı 6 küçük savaşı kazandı.

İspanyol ordusuna İngiliz ve İrlanda ordusu da destek olurken, Bolivar ordusuyla And Dağları’nı aştı ve 7 Ağustos 1819’da Boyaca’da İspanyol ordusunu bozguna uğrattı.

En büyük savaş ise 24 Haziran 1821’de Bolivar yönetimindeki özgürlük ordusuyla, Miguel de la Torre yönetimindeki sömürge ordusu arasında oldu. Britanya adalarından 600’den fazla gönüllü de bu savaşta Bolivar’ın yanında savaştı ve Bolivar deyim yerindeyse destan yazdı.

Bolivarcılar, teçhizat açısından zayıf olmalarına rağmen en stratejik tepeleri canları pahasına savundular ve savaşı özgürlük ordusu lehine sonuçlanmasını sağladılar.

1823’teki Maracaibo gölü zaferiyle İspanya Venezuela’nın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.

Bolivar, sadece Venezuela’yı kurtarmadı.

9 Aralık 1824’te Bolivar’ın sağ kolu José de Sucre komutasındaki PeruKolombiya ordusu, İspanyol vali La Serna’yı kesin yenilgiye uğratarak, Güney Amerika’daki İspanyol egemenliğine son darbeyi indirdi.

Tüm bu savaşlardan sonra, Venezuela’nın yanı sıra, Kolombiya, Ekvador, Peru ve Bolivya da, İspanyol sömürgecilerden kurtarıldı.

Venezuela, Kolombiya ve Ekvador, Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’ni kurdular.

Ama rahat bırakıldılar mı?

Asla.

Simon Bolivar’ın hayali bir Güney Amerika Birliği idi.

Fakat emperyalist sömürgeciler, Bolivar’ın altını oymak için elinden geleni yaptı.

Tatlı vaatler ve rüşvetlerle generallerinden bazılarını ona karşı ayaklandırdı.

Anayasa hazırlanırken, Avrupa yanlısı liberaller bozgunculuk yaptı.

Her devrimci gibi o da suikast girişiminin hedefi oldu.

Sarayına gizlice giren katiller onu öldürmeyi başaramadı.

Ancak emperyalist uşağı hainler, onların başlattığı ayaklanmalar onu vatanından ayırdı.

1830’da yeniden Güney Amerika Birliği için mücadele etkem üzere Venezuela’ya dönüş yolunda veremden öldü.

İSPANYOLLARIN YERİNİ ALAN ABD

1800’lerin sonundan itibaren ABD’nin dünyada yeni sömürgeci güç haline gelmesi Latin Amerika’nın kanayan damarlarını kanatmaya devam etti.

Latin Amerika’da sömürgecilik artık Amerikan raconunda sürdü.

Sömürgeci ticaret, baskıcı yönetimler, aç ve hasta kızılderililer, darbeler, iç savaşlar, uyuşturucu ve terörizm, yeni araçlardı.

Ama Bolivar’ın ruhu, bedeninin aksine hiç ölmedi. Tıpkı Mustafa Kemal’in ruhunun da hala bu topraklarda yaşadığı gibi Bolivar da, önce 1910’da Meksika Devrimi, ardından 1959 Küba Devrimleri’ne öncülük etti.

1789’daki Fransız Devrimi ile başlayan halk idaresi dönemi yani Cumhuriyet, Latin Amerika’da Simon Bolivar ile vücut buldu.

Ve Simon Bolivar da 1998’de Hugo Chavez’in bedeninde yeniden dünyaya damgasını vurdu.

Chavez, Bolivar’ın aksine bir aristokrat değil, yerli kökenli askerdi.

Sosyalistti, ama Bolivar’a sevgi ve saygısı sonsuzdu.

Özellikle 1990’lıyıllarda Amerikan merkezli neoliberal sömürgecilik Güney Amerika halklarını mahvediyordu.

Venezuela’da Bolivarist devrim 2.0, Chavez ile geldi.

Amerikancı sağ iktidarları ve sömürü ekonomisini bitirdi.

Sosyalist bir anlayışla fakir ve aç halka çalıştı.

Dünyanın en zengin petrol kaynaklarını millileştirince ABD’nin hedef tahtasına kondu.

Petrol sektörüne, ilk defa 2001'de el atan Chavez, gene bildik bir reçete ile Venezuela'daki bütün rezerv arama, petrol üretim, satış vb. işlerini hükümete bağladı.

Bu, Venezuela'nın bilhassa tetkiki ve çıkarılması çok zor Orinoco Kemeri'ndeki ağır petrol rezervlerinde çalışan BP, Chevron, CNPC, Conoco, Exxon, Petronas, Repsol, Statoil, Total gibi büyük uluslararası firmaların yaptıkları yatırımların hesaplarını altüst eden ilk adım oldu.

Hal böyle olunca, 2002’de Amerikancı bir askeri darbeyle devrilmek istendi, esir alındı, ama halk ayaklandı ve Chavez bu darbeyi püskürterek daha kuvvetli biçimde iktidarını korudu.

Küba’ya petrol verip, doktor ithal ediyordu.

En fakir mahallelerde poliklnikler, okullar ve aş evleri açıyordu.

Her seçimi yüzde 70’lere varan oy oranlarıyla kazandı.

En sonunda 2013’te şüpheli biçimde kanserden yaşamını yitirdi.

Bolivar veremden, Chavez kanserden ölmüştü.

Latin Amerika’nın makus talihi bununla da bitmedi.

Chavez’in yerine geçen yardımcısı Maduro’yu ekonomik ambargolar bekliyordu.

VENEZUELA ABD’NİN İLK HEDEFİ

2014 yılında ABD, Venezuela hükümetinin protestoculara karşı şiddet kullandığı gerekçesiyle Venezuela’ya ekonomik ambargo başlattı.

Bir yandan ABD’nin ambargosu, bir yandan petrol fiyatlarındaki hızlı düşüş, ihracatının yüzde 95’e yakını petrol ihracatına dayanan Venezuela’nın ekonomik çöküşünü hızlandırdı.

Amerikan ambargosu altındaki ülke nefes alamaz hale geldi, enflasyon yüzde binleri geçti.

İlaç ithal edemeyen ülkede çocuk ölümlerinde korkutucu bir artış meydana geldi.

ABD ise ekonomik abbargolarla zayıflattığı Venezuela’da Maduro’ya suikast girişiminde de bulundu.

ABD kuklası Kolombiya ile Trump da saldırıya geçti.

Sarı perçemli faşist, 2018 Ağustos ayında "Venezuela için gerekmesi halinde askeri yollar dahil birçok seçeneğimiz var'" dedi.

Kolombiya’nın ardından komşu Brezilya’da faşist Bolsonaro’nun iktidara gelmesi ABD’yi hareketlendirdi.

İsrail’de vaftiz olacak kadar Neocon bir despot olan Jair Bolsonaro ile cesaretlenen Neocon faşist mafya, Suriye yerine daha kolay lokma gördüğü Venezuela’ya gözünü dikti.

Aynı Bolivar örneğinde olduğu gibi, Venezuela’yı yenemeyen ABD, içerideki işbirlikçileri eliyle bozguna başladı.

Maduro’nun 2025 yılına kadar iktidarda olmak üzere seçimleri kazanıp yemin etmesiyle birlikte Amerikan emperyalizminden cesaret alan Meclis Başkanı Juan Guaido yasa dışı olarak, “geçici devlet başkanı” ilan edildi.

Trump’ın Neocon yardımcısı Mike Pence, yemeyip içmeyip hemen Guaido’nun çakma başkanlığını tanıdıklarını duyurdu.

Guaido 13 Ocak’ta gözaltına alındı.

Neocon mafya ekibinden Trump’ın danışmanı faşist John Bolton, Guaido’nun diktatör yönetimce gözaltına alınmasını protesto etti ve kendisini ülkenin tek meşru lideri olarak ilan etti.

Ekonomik krizin pençesindeki ülke klasik taktiklerle bir iç savaşın eşiğine getirildi.

Venezuela Dışişleri Bakanı, BM’ye ülkesinin yeni bir Amerikan darbesiyle karşı karşıya kaldığını resmen bildirdi.

Latin Amerika'da Meksika, Bolivya, Küba, Nikaragua, El Salvador ve Uruguay Maduro hükümetini destekliyor.

Avrupa Birliği ABD’den, Rusya Maduro’dan yana.

Ancak Rusya ve Çin gereken desteği vermiyor, veremiyor.

Bunun jeopolitik sebepleri olsa bile bence çok yanlış yapıyorlar.

ABD’nin savaş planında en güçlüdenr değil en zayıftan başlamak var.

Çin, Rusya, Türkiye, Suriye’den önce liste başında hedefte Venezuela var.

Ancak formüle dikkat edin, önce ekonomik kriz ve yoksulluk, ardından iç savaş ve işgal.

Trump’ın Türkiye’yi mahvetme tehdidi, aslında Venezuela’dan başladı.

31 Mart’tan sonra aynı senaryolar ülkemizde de uygulanabilir.

Gerçi Ankara, Venezuela ile kader birliğinin farkında ve destek vermeye çalışıyor.

Ancak tüm dünyayı harekete geçirip, emperyalizme karşı küresel mücadeleyi Venezuela’dan başlatmak şart.

Çin ve Rusya’nın da acilen gereken tavrı alması gerekiyor.

Çünkü emperyalizmin sınırı yok, hainleri ve teröristleri var.

Bolivar, Atatürk, Mao ve Lenin, ortak bir insanlık idealinin öncüleridir.

Dünyanın kanını iliğini emen küresel sermayenin karşısına dikilmenin bedelini ödemiş ama kazanmışlardır.

Ve artık dünya yeni bir çağa giriyor.

Venezuela da yükselen Afro Avrasya’nın önemlibir cephesidir.

Kimse bunu unutmasın.


Aydınlık