Yazarlar
2018-12-10 09:02:18 ( 81 izlenme )

Suay Karaman: ERGENEKON

Ülkemizde hukuk adına unutulmayacak davalardan olan 237 sanıklı Ergenekon davası, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden görülmeye başlandı ve savcılık, Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) yönünden beraat görüşü açıkladı. Bu beraat görüşü açıklanınca Ergenekon kumpası çöktü yönünde haberler yapılmaya başladı. Savcılığın beraat görüşü açıklaması üzerine sadece sonuca odaklanıldı, basında da beraat boyutu öne çıkarıldı ve böylece savcılığın tutumu gözlerden kaçtı.

 

Savcılık, bu davada beraat isterken üzerine düşeni yapmamıştır. Savcılık, “ETÖ’nün varlığı bu dava kapsamındaki yargılamada kanıtlanmamış, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmamıştır” diyerek, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesine göre beraat istemiştir. Yani bu davada “kanıt yetersizliğine” göre beraat istemiştir. Böyle olunca ETÖ için açıkça bir kurgu ve kumpas nitelemesinde de bulunulmamıştır. Böyle bir nitelemede bulunulmayınca da, bu kurgu veya kumpası yapanlar hakkında mahkemeden beraat kararıyla birlikte suç duyurusunda bulunması yolunda bir görüş açıklanmamıştır.

 

Savcılığın, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediği sabit olmuştur diyerek, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-b maddesine göre beraat kararı vermesi gerekirdi. Savcılık, “ETÖ diye bir örgüt yoktur, dolayısıyla suçlananlar bu örgütle ilgili kesin olarak böyle bir suç işlememiştir” dememiştir. “ETÖ bir kurgudur, kumpastır” dememiştir. Savcılık bu maddeye göre beraat isteseydi, bir kurgu ve kumpasın varlığı kabul edilmiş olacaktı. Dolayısıyla bu kurgu ve kumpası yaratanlar hakkında suç duyurusunda bulunulması da gerekecekti.

 

Doğal olarak savcılığın görüşü mahkemeyi bağlamaz. Mahkeme, savcılığın farklı maddeden beraat istemesine ve suç duyurusu isteğinde bulunmamasına karşın, aksi yönde karar verebilir. Yani mahkeme, Ergenekon davasında kanıt yetersizliğinden değil de, “Ergenekon bir kumpastır, böyle bir suç işlenmemiştir” diyerek beraat kararı verebilir. Böyle bir beraat kararı vermesi durumunda, bu kumpas ve kurguda bulunanlar hakkında suç duyurusu da yapabilir.

 

Bugün ETÖ kurgusu ve kumpası tamamen ortaya çıkarılmıştır. Siyasi iktidar ile Fethullah Gülen arasındaki ilişkiyi gündeme getirmemek için ETÖ’ye kurgu denilmemektedir. Bu yüzden savcılığın beraat istemi, farklı bir maddeden yapılmıştır. Fethullah Gülen terör örgütü ile gerçekten mücadele ediliyorsa, mahkeme, savcılığın istediği beraat kararı hakkında tekrar düşünmeli ve gereğini yerine getirmelidir.

 

Zamanında “ben Ergenekon davasının savcısıyım” diyenler, davanın asıl savcısına zırhlı aracını verenler, bugün “kandırıldım” diyerek sorumluluktan kaçamazlar. Bugün savcılığın beraat kararı istemesi konusunda neler düşündükleri merak konusudur. Çünkü Ergenekon davasıyla başlayan süreçte birçok insanımızı yitirdik. Ergenekon davasında yapılan tutuklamalar emperyalist güçlerin Türkiye’de yapmaya çalıştıkları oyunun yeni bir parçasıydı. Ergenekon davasıyla Türkiye’nin değiştirilmesi, dönüştürülmesi yönünde büyük bir adım atılmış ve telafisi mümkün olmayan olaylar yaşanmıştır. Bu kumpası kuran, sürdüren, onun bir parçası haline gelen insanlar gerçek anlamda adaletle yüzleşmediler. Bu davanın esas sorumluları olanlar yurtdışına kaçmış ya da kaçırılmıştır. Bu kumpas ve benzerlerinin asıl nedeni olan siyasi uzantılarla ilgili bugüne kadar hiçbir şey yapılmamıştır. Bunlar ortadayken savcılığın istediği beraat kararıyla ‘adalet yerini buldu’ demek mümkün değildir.

 

Fethullah Gülen yapılanması bir cemaattir, bir tarikattır ve benzerleri gibi çağdışı bir örgütlenmedir. Tüm cemaatlerin, tarikatların müritleri yurttaş kişiliğini yitirerek, birey olmaktan çıkar ve bir şeyhin iki dudağından dökülen söze bakarlar. Bunların devlet için çok zararlı oldukları yaşanan olaylarla kanıtlanmıştır. Bağımsız yargı, bunları ve benzerlerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı örgütlü bir kumpas ve tuzak kurmak suçundan yargılamadan Türkiye’de adalet yerini buldu denemez.

 

 

İlk Kurşun Gazetesi, 10 Aralık 2018.

 

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir