RECEP ERÇİN

Türkiye'nin son dönemde izlediği siyasi duruşa karşı, ekonomisinin kırılganlığından da istifade ederek, yabancı finans kuruluşları vasıtasıyla zaman zaman ülke yönetimini masaya çekmeye çalışan hamleler yapılıyor. Siyasi ve askeri alanda ABD ile çıkar çatışması yaşayan Türkiye, ekonomi cephesinde de müzakerenin sertleşeceği koşullara girdi. Rahip Brunson olayı ile başlayan süreçte özellikle kısa vadeli sermaye akımlarının, olumsuz haber akışı ve siyasi gerginliklerin etkisiyle, aldığı yön ülkenin finansal istikrarını tehdit etmeye başladı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın hafta içerisinde Sabah Gazetesi'ne yaptığı açıklamada da vurguladığı üzere, "Sıcak para girerken de çıkarken de finansal istikrarsızlık yaratıyor."

ADIMLAR ATILDI MESAJ VERİLDİ

Perşembe günü açıklanan son verilere göre 2020 yılında Türkiye'den toplam portföy çıkışı (5.5 milyar dolar tahvilden ve 2.9 milyar dolar hisseden olmak üzere) 8.4 milyar doları buldu. 2020 yılında gelişen ülkeler açısından tahvilden 32.5 milyar dolar ve hisseden 29 milyar dolar çıkış yaşandı. Türkiye'nin de aralarında yer aldığı gelişen pazarlardan ciddi bir sermaye çıkışı söz konusu. Bu gerek ülke kağıtlarına yatırım yapan yatırımcıların risk iştahının azalmasıyla kaçmasından gerekse bankalar ve şirketlerin net dış borç öder konuma gelmesinden kaynaklanıyor. Böylesine bir sermaye kaçışının olduğu dönemde, dün yayınlanan haberimizde de vurguladığımız üzere, Türk lirası üzerinde sert spekülatif hareketlere neden olacak bir takım alım satımlara yurt dışı bankalar yelteniyorlar. Bu tür spekülatif alım-satımlar yapılmasın diye Türkiye, denetleyici ve düzenleyici kurumlarının aldığı bir dizi tedbiri Brunson döneminden beri hayata geçirdi. 

TÜRKİYE İLE İNATLAŞIYORLAR

Liberal görüşe göre, "Londra'daki SWAP köprüsü yıkıldı." Kamucu görüşe göre ise, "Spekülatif pazarın ümüğü sıkıldı." İçeride TL likiditeye ihtiyaç varken bankaların Londra piyasasına TL satmaları sınırlandırıldı. Ancak Londra'daki üç banka, BNP Paribas, Citibank ve UBS, açığa TL satışı yapmayı sürdürdüler. En nihayetinde BDDK'nın pazartesi günü aldığı kararın da etkisiyle üç bankanın yükümlülüklerini yerine getiremediği ortaya çıktı. Bu yüzden Merkez Bankası'nın EFT'lerini normal kapanış saatinde kapatamadığı yansıyan haberlerde bildirildi. BDDK TL yükümlülüklerini yerine getiremeyerek Türk döviz pazarında istikrarsızlık yaratan işlemler yapan üç bankaya döviz-TL takası (SWAP) yasağı getirdi. Türkiye ekonomi yönetiminin öteden beri bu yönde verdiği mesajlara rağmen neden bir takım finans kuruluşları bu hamlelere girişiyorlar?

SİYASİ BİR ZORLAMA VAR

Bu bankalardan birinin bünyesinde çalışmış eski bir bankacı ile konuştuğumuzda şunları söyledi: Bu bankalar devletler kadar büyük kuruluşlar. Her biri uluslararası sistemdeki para akışında önemli yelere sahipler. Ben takip edebildiğim kadarıyla bu hamlelerin tamamen siyasi olduğu görüşündeyim. Yani bunun arkasında mutlaka siyasi bir zorlama da vardır. Emperyalizmin bir tezahürü olarak bu piyasalara böyle yansır. Dövizde de kaygan bir zemin var. İnsanlar tedirgin oluyorlar. Dış borç ödeme takvimi, Merkez Bankası'nın rezervlerine ilişkin haber akışı, CDS'lerin (kredi risk primi) durumu da görünümü bozuyor. Kuru artıran esas olay ise bunlar. 

NEYİ PAZARLIK ETTİLER?

Yine eski bir bankacı olan yazarımız Hakan Topkurulu da, emperyalizmin politikalarına karşı siyasi direniş tavrına ekonomik direnişin de eşlik etmeye başladığını söyledi. Batı basınında Türkiye ekonomisi aleyhinde çıkan haberlere işaret eden Topkurulu, "EFT sistemini çok iyi bilirim. İşlemlerin en yoğun olduğu zaman bile diyelim ki akşam 8 dedi mi kapanır. EFT sistemini kilitlemişler. Bunu ihtimalen söylüyorum; Merkez Bankası ile pazarlık etmeye yönelik bir girişim olabilir. Merkez de 'siz misiniz bunu yapan' diyerek, kesmiş" diye konuştu.

Yine kurumu gereği ismini yazamayacağımız Londra'da finans piyasalarını takip eden eski bir 'banka trader'i de, "İnatlaşarak bir şeyleri yapıyorlarsa kafalarına vurmak lazım. Ama bunun iletişimi de doğru yapılmalı" ifadelerini kullandı. 

SERMAYE KONTROLÜ İMASI

Nitekim BDDK'nın yasak getirmesi sonrası işlem yasağı konulan üç bankadan bu konuda resmi bir açıklama gelmedi. Ancak ismini açıklamayan ve bu üç bankadan birinde çalışan bir yetkilinin Financial Times’a, "BDDK kararı gökten zembille indi, böyle bir şeyi hiç beklemiyorduk" dediği öne sürüldü. Yine Paraanaliz'in haberine göre, GAM Varlık Yönetim Şirketi Paul McNamara ise "Türkiye’ye sermaye kontrolleri koymayacağına dünyayı ikna etme konusunda başarılar dilerim" yorumu yaptı. Commerzbank’tan Gelişmekte Olan Piyasalar uzmanı Tatha Ghose ise "TL için mükemmel fırtına başladı" ifadesini kullanarak, "TL’nin değer kaybı sürekli hız kazanırken, otoriteler anlamlı bir karşı-politika geliştirmek için çırpınıyorlar" yorumunda bulundu. Yorumlar, Türkiye'nin yumuşak sermaye kontrolleri uygulandığı yönünde oluyor. Borç döndürme ihtiyacı olan Türkiye için bu çevrimi bozacak yönde haber akışı da dikkat çekiyor. 

SERBEST PİYASA SÖZÜ VERDİ

Bloomberg Aralık 2019'da geçtiği haberde Bakan Berat Albayrak'ın Türkiye'nin atacağı makro-ihtiyati adımlarla kısa vadeli sıcak para akımlarını caydıracağını öne sürmüştü. Bakan Albayrak'ın ifadeleri ise, Türkiye'nin kısa vadeli carry trade (başka ülkeden düşük faizden borçlanıp yüksek faiz veren ülkeye giden para) parasına değil uzun vadeli ve kaliteli kaynakları tercih edeceği yönünde bir irade beyanıydı. Nitekim içeride dolarizasyonu artırma pahasına izlenen faiz politikası da bunu destekledi. Bakan Albayrak, Ocak 2020'de ekonomist ve gazetecilerle Dolmabahçe'de yaptığı toplantıda ve son olarak bu hafta içinde Sabah gazetesine verdiği demeçte de "kısa vadeli spekülatif yatırımcıya çok sıcak bakmadıklarını belirterek, ve "sıcak paranın gerek girerken gerekse de çıkarken finansal istikrarsızlık yarattığını" vurguladı. Edindiğimiz bilgilere göre Albayrak'ın çarşamba günü yabancı yatırımcılarla yaptığı online konferans olumlu bir havada geçti. Katılımcıların çoğu memnun ayrıldı. AA'nın haberine göre Albayrak, "Türkiye, kriz zamanlarında bile serbest piyasa ilkesinden vazgeçmemiştir. Kesinlikle serbest piyasadan vazgeçmeyeceğiz, sermaye kontrolü yoktur, olmayacaktır. Merkez Bankamız serbest kur rejimine bağlıdır, kur seviyeleri bir politika aracı olarak kullanılmamaktadır. Merkez Bankasının nominal ya da reel kur hedefi yoktur" mesajı verdi. 

BARTU SORAL: BÜTÜNLÜKLÜ BİR POLİTİKA OLMALI

Ekonomi yönetimi, sert sermaye kaçışının olduğu şu hassas dönemde, finansal istikrarı bozacak hareketleri, Berat Albayrak'ın 20 Ocak 2020'deki toplantıda beyan ettiği üzere, "Piyasa kuralları içerisinde kalarak" bertaraf etmeye çalışıyor. Albayrak'ın kaptanlığındaki ekonomi yönetimi kurumlarıyla "sıcak paraya dur ihtarı" çekiyor. Gelişmeleri Aydınlık'a değerlendiren Eski BM Kalkınma Programı Müdürü, kalkınma ekonomisti Bartu Soral, "sıcak paraya dur" diyen net bir politika görmediğini ancak o yönde adımların olduğunu ifade etti. 

AÇIĞI AZALTACAK YATIRIMLAR

Konuya kalkınmacı bir anlayışla açıklık getiren Bartu Soral, yaptığı geniş değerlendirmede, özetle hükümetin emperyalizm ile varlık yokluk mücadelesinde, ekonomi bacağının da gündeme geleceğini bildiği halde yıllardan beri bu zayıflığı giderecek adımları atmadığını söyledi. Bu konuda görüş dile getiren uzmanları, ekonomistlere de danışılmadığını vurgulayan Soral, "Bütünlüklü bir program ile bunlar yapılmalıdır. Senin her ay ödeyeceğin dış borcun var. Üretimin devamlılığı için ithalat yapman lazım. Bir örnek vereyim; plastik üreticisine İngiltere'den sipariş geliyor. Üretim yapıp ihraç edecek. Ancak gerekli hammaddeyi ithal edemiyor. Devlet durdurmuş çünkü döviz yok. Biz hesapladık beş petro-kimya tesisi gerekiyor. Bedeli 18 milyar dolar. Sen yedi yılda sadece kimya ürünleri ithalatına 250 milyar dolardan fazla ödemişsin. Tarımda Hollanda kadar bizim de aklımız, yeteneğimiz yok mu? Var. Bütünlüklü program lazım diye bunu söylüyorum" ifadelerini kullandı.

EKONOMİYE DE SİHA LAZIM

Yabancı basında çıkan haberlere dikkat çeken Bartu Soral, finansal sistemin özellikle son 15 yılda güvene dayalı hareket ettiğini, reel ekonomiden koptuğunu hatırlatarak, yapılan haberlerle finans piyasaları bünyesinde o güveni sarsarak zincirleme bir reaksiyon yaratılmak istendiğini anlattı. Türkiye'nin bu saldırıları öngörerek tenbir alması gerektiğini ama bunu yaptığını belirten Soral'a, "Yani Türkiye ekonomide yerli İHA'sını, SİHA'sını yapmalı mı diyorsunuz?" diye sorduğumuzda "Evet" yanıtını verdi. 

KUR SEVİYELERİ NORMAL

Kurun geldiği seviyelerin yüksek olmadığını ve bir dengeye oturduğunu, yıllarca TL'nin aşırı değerli tutularak Türkiye'nin ithalatçı konuma sokulduğunu özetleyen Soral, içeride kaynak için varlık vergisine işaret ederken, dış borçlar için ise "Ödemiyorum" seçeneğinin ülkeler için geçerli olduğunu ifade etti. 


Aydınlık