Prof. Dr. Özer Ozankaya

ADD Kurucu Üyesi, 4. Gnl. Bşk.

İLK KURŞUN
 

O "fidanlar"a, sağlı-sollu emperyal güçlerin “uluslararası real politikası” ortamında, dönemin siyaset, düşün ve bilim önderleri   yeterli   kılavuzluk yapabildiler mi?


"Alt yapı - üst yapı" soyut çözümlemelerini siyasal düzenleme ve uygulamalara somut program imiş gibi sunmak ve "sosyoloji bilmezdi" karalamasıyla Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğini ve demokratik devrimini önemsiz göstermek yerine, O'nun aşağıdaki  temel saptamaları  ve sorumlu önderlik ilkeleri  anlatılabilseydi, o fidanlar ulusumuz ve insanlık için gerçekten verimli olmazlar mıydı?

  

Orta öğretim kurumlarından “YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER”deki gibi gerçek demokrasi kültürü   kazandıran öğretim-eğitim programları yok edilmek yerine daha da genişletilseydi, 12 Mart’lar, 12 Eylül’ler yaşanır mıydı?

 

Bugün bile “cumhuriyet”, Yunanca “demokrasi” kavramının Arapçası  olduğu halde, “Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak” gibi  “2. Cumuriyetçi tuzağı”nın   saptırıcı sloganıyla, Atatürk’ün “En değerli kaynağımız (hazinemiz)”  olarak emanet bıraktığı “Türkiye cumhuriyeti”ni  önemsiz göstermek yanılgısı sergilenmiyor mu?

 

Atatürk’ün, bugün  eksiğini   acı acı yaşadığımız şu demokrasi stratejisine bakalım:

 

".. aziz yurdumuzun ve bahtsız ulusumuzun kurtuluşu .. konusunda türlü zamanlardaki derin düşüncelerimin özeti ve sonucu (olarak) diyebilirim ki, ben en iyi siyasetin, her türlü anlamıyla en çok güçlü olmakta bulunduğunu kabul ederim.

 

En çok güçlü olmak deyiminden anladığım, yalnız silâh gücü olduğunu sanmayınız. Tersine, bu bence güç toplamını oluşturan etkinliklerin sonuncusudur.

 

Bence en çok güçlü olmak, bilim bakımından, teknik bakımından ve ahlâk bakımından güçlü olmaktır.

 

Çünkü bu saydığım değerlerden yoksun bir ulusun bütün bireylerinin en son silâhlarla donatıldığını tasarlasak bile, güçlü olduğunu kabul etmek doğru olmaz.

 

Bugünkü insanlık toplumunda insan olarak yer alabilmek için, ELİNE SİLAH ALMIŞ OLMAK YETMEZ ...

 

Ülkemi ve ulusumu, pek iyi tanıdığım ve yoksunu bulunduğumuz ilerlemeye eriştirebilmek için, huzur ve sükûn ile, ama her halde özgürlük ve bağımsızlığı kurarak, çok sürekli çalışmak gerektiğine inanmış bulunuyorum." (1918, MİNBER)

 

 

"Bir kararım varken neden onu hemen uygulamıyorum?

 

Hemen söyleyeyim ki, ciddi ve ağır bir karar bir kez uygulanmaya başlandıktan sonra, 'Ah, keşke şu yanını da düşünmüş olsaydım! Belki başka bir çözüm bulunurdu; yeniden bunca kan dökmeye gerek kalmazdı !' gibi duraksamalara yer kalmamalıdır.

 

Böyle bir duraksama, karar sahibinin vicdanında sürekli kanayan bir yara olur ve onu yaptığının doğruluğundan da kuşkuya düşürür...

 

Ayrıca birlikte çalışacak olanların da (=ulusal kurtuluşu düşünen başka insanların da, Ö.O.) yapılandan başka bir şey yapma olasılığı kalmadığına inanmaları gerekirdi.

 

Düşünce hazırlıklarında alçak gönüllü davranmak, kendini silmek ve karşındakinde içtenlikli bir inanma duygusu uyandırmak şarttır.

 

İşte benim silah bırakışması sırasında 4-5 ay süreyle İstanbul'da kalışımın tek nedeni budur!"

 

SONUÇ:


Yöntem, bilimin de, siyasal önderliğin de en önemli bölümüdür.

 

Hiçbir bilimsel bulgu, hiçbir siyasal başarı, onu elde etmeği sağlayan yöntemden daha değerli değildir.

 

 

Bknz.: YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER – ATATÜRK’ÜN DEMOKRASİ DERSLERİ, (Yay. Haz. Ö. Ozankaya, ADD                           Yayını)  

 

Ö. Ozankaya, CUMHURİYET ÇINARI - MUSTAFA KEMAL'İ "ATATÜRK" YAPAN UYGARLIK TASARIMI, (CEM Yay.)