ERCAN DOLAPÇI

Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Arı ile söyleşimize dünden kalan yerden devam ediyoruz.

  • Atatürk’ün kurtuluş/zafer formülünü nasıl özetleyebiliriz? Neye güvenerek yola çıktı ve başardı?

Atatürk, ulusal bağımsızlık savaşında Türk Ulusuna önderlik etti. Bir Bozkurtu andırıyordu onun duruşu, hani Ergenekon destanından bildiğimiz, Türk Ulusunu demir dağların arasından çıkarıp aydınlığa ve düze ulaştıran Bozkurtu… Bu efsanede Atatürk’ün yeri ne? Kurtuluş Savaşı başlarken, Türk Ulusunun durumu farklı değildi ki! Emperyalizm dört yandan sarmıştı Türkleri… Yüzyıllar boyunca süren savaşlarda hep geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Ve son bir nefesle kendilerini son ata yurduna, Anadolu’ya atmışlardı. Avrupa’nın içlerinden ve Balkanlar’dan çekiliyorsun; Kafkaslar’dan, Ortadoğu’dan, Arap eyaletlerinden, Kuzey Afrika’dan ve Akdeniz’den… Çekile çekile geliyorsun, elinde bir Anadolu kalmış. Ve Anadolu’da da kalmana izin vermiyor güçlüler. 30 Ekim 1918’de Mondros Bırakışması imzalanmış; tamam, koşulları çok ağır bir antlaşma… Ama buna bile uymuyor, yeterli görmüyor emperyalizm… Daha çoğunu, daha ölçüsüz olanını istiyor. Ve bir de 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr’i atacak önüne, imzala bunu diyecek ve seni temsil edenler, yani saray ve onun seçtiği temsilcileri, imzalayacaklar bunu. Ne bu? Bir ölüm fermanı? Kimin? Türk Ulusu’nun…

Evet, onlar imzalayacaklar ama darağacına giden Türk’ün, Türk Milletinin boynu. Böylesine karamsar, karanlık bir tablo… Kim ya da kimler yol gösterecek ona?

Sivil, belki bir kısım asker ve bürokratların savunduğu ne? Amerikan mandacılığı… Yani Amerika gelsin, bizi, bizim adımıza yönetsin. Niçin istiyorlar aydınlar bunu? Çocukça nedeni var; güya İngilizler bizi dünya savaşında çok hırpaladı, onlara söz geçiremeyiz. Ama onlar dinlese dinlese bir tek Amerika’nın sözünü dinlerler. Amerika, yani Tom Amca bizi İngilizlere karşı korur. Ve bir gün bıkarlar bizi yönetmekten ve çekip giderler, biz de o zaman başımızın çaresine bakarız, diyoruz. Bu da Osmanlı’dan geriye kalan aydın tipinin safdilliğini gösterir, ne yazık ki. Bir de bölgesel direniş hareketleri vardı bu dönemde.

'KURTULUŞ İÇİN YETERLİ GÖRMEZ'

Bunu niçin anlattım? Şundan: Atatürk, ünlü eseri Büyük Nutuk’ta kendi kurtuluş yolu önerisini ortaya koyarken, bunlara değinir önce. Çıkmıştır millete karşı, o tarihe kadar yapılan büyük işlerin hesabını vermiştir. İşte Büyük Nutuk’a; “19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıktım” diye başlar ve uzun uzadıya Mütareke dönemini anlatır. Ve bunların hiçbirini gerçek anlamda kurtuluş için yeterli görmez.

Ona göre bu düşüncelerin dayandığı temeller sağlam değildir, çürüktür. Peki kurtuluş yolu ne? Yanıtı hazırdır: Hâkimiyet-i milliyeye müstenid, bilakaydüşart müstakil, yeni bir Türk devleti tesis etmek… Yani ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız, yeni bir Türk devleti kurmak… Amacını bu biçimde ortaya koyuyor. Bir devlet kuracaktır her şeyden önce ve bu bir Türk devleti olacaktır. Üstelik bu devlet tam bağımsız olacaktır ve ulusal egemenlik ilkesine, yani cumhuriyete dayanacaktır. Bu büyük bir projedir tabi ki…

'MİLLİ SIR'

Bunu yapacaktır, amacı budur ama nasıl? Neresinden bakılırsa bakılsın, son derece güç bir şeydir bu. Ama hedefini koymuştur ortaya, bunu çok net biliyoruz. Peki, nasıl yapacak? Bunu da şöyle anlatıyor: Yapmak istediklerimi milli bir sır olarak sakladım. Yeri ve zamanı geldikçe bir bir uygulama aşamasına koydum.

Sayın Dolapçı, bu sözler üzerinde çok durulması gereken, değişik yönlerden irdelenmesi ve olayların oluşu, gerçekleşme süreçleri içinde çok kereler değerlendirilmesi gereken şeylerdir. Bir devlet kurmak, bunu tam bağımsız kılmak ve üstelik cumhuriyet yönetimini bunda gerçekleştirmek… Hiçbir akıl, hiçbir ölçü bunun olabileceğine hüküm veremez. Pekâlâ, sonunda olmadı mı? Oldu… Onun izlediği yolda ne denli zorlu adımlar attığını, ne büyük işler başardığını daha yakından görüyoruz.

İMKÂNSIZI BAŞARMAK

  • Ya sonuç?

Sonuç ortada değil mi? Bunu başardı. Yani hedefine ulaştı ve üç buçuk yıldan fazla savaş sürdü. Birinci Dünya Savaşı’nın bittiğini düşünüyordu emperyalistler, Sevr’le birlikte barışın da geldiğini öngörüyorlardı. Bu dayatmaya barış diyorlar. Ancak ulus, Atatürk’ün önderlik ettiği o soylu ulus, emperyalizmin bu oyununu bozdu. Hem de nasıl? Bütün ezilen uluslara rehber olarak, öncü olarak yaptı bunu. İmkânsızı başararak, imkânsız olarak görülen işlerin başarılabileceğini kanıtlayarak yaptı. Emperyalizmin ordularını yendi attı.

SÜREKLİ DEVİNİM VE GELİŞME

  • Sizce Atatürk’ün tam manasıyla başaramadığı ve yarım kalan ya da başlanamayan bir siyaseti var mıydı?

Gerçekte hiçbir ülkenin ilerleme ve gelişme hedefine ulaşması mümkün değildir. Atatürk’ün devrimcilik ilkesi, zaten ucu açık bir sürece işaret eder. Sürekli devinim ve gelişmedir esas olan. Çağdaşlaşmak deyimi bu açıdan önemlidir. Atatürk’e göre Türk Devrimi’nin hedefi çağdaşlaşmaktır. Bunu asrileşmek olarak ifade ediyordu O, zamanında. Hatta asri, binaenaleyh garbi sözü de ona aittir. Çağdaşlaşmak, dolayısıyla Batılılaşmak…

Burada Batılılaşmaktan kastı aydınlanma değerleridir. Bu da bizi çağdaş demokratik bir toplum ve devlet yapısına götürüyor kuşkusuz. Bireyin de özgür olduğu ve çağdaş değerlerle donandığı bir toplum yapısı. Bu bir düş müdür? Evet, düştür; ama düşleri gerçekleştirmek için zaten devrimler vardır. Atatürk elli yedi yıl yaşadı. Elli yedi yıllık yaşamında birçok şey gerçekleştirdi. Gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremedikleri de elbette vardı.

Bunlardan biri, Türkiye’de çağdaş, demokratik bir rejim kurmak! Bunun için çabaladı, çok çabaladı. Önemli atılımlar yaptı. Siyasal partiler kurdurdu, denemeler yaptı. Ama bunda istediği hedefe ulaşamadı. O zaman oturdu, Medeni Bilgiler adıyla, demokrasinin ne olduğunu anlatan bir kitap yazdı. Genç beyinlere demokrasiyi ve öteki çağdaş kavramları ve değerleri öğretmekti amacı.

'AKIL VE BİLİM OLMADAN AYAKTA KALAMAYIZ'

  • Atatürk’ü tam olarak anlamak için neler yapmalıyız? Bu konuda bir eksiklik olduğunu düşünüyor musunuz?

Atatürk’ü yeterince anlayabilseydik, hiç bu durumda olabilir miydik? Ama burada bence şunu da yanıtlamak gerekiyor: Atatürk derken biz gerçekte bir maddi varlığı, bir insanı kast ediyoruz; ama onun temsil ettiği bir değerler dünyası var. Yani temel sorun şu: O’nun temsil ettiği değerler dünyası nedir? Ve biz bu değerler dünyasını kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Eğer ediyorsak bunun neresindeyiz? Bence bu soruların yanıtlarını vermek gerekiyor öncelikle.

Atatürk hiç şüphesiz akıl ve bilim ile aydınlanma dünyasının değerlerini temsil ediyor. Elbette kahramanlığı ve yurt sevgisini de… Bu değerler ve kavramlar ile sorununuz yoksa -ki aklı başında bir insanın olmamalı- o zaman siz zaten Atatürk ile çok şeyde aynı yerdesiniz demektir. Atatürk’ün burada görevi ne? Bir kere eski Türkiye, yani Cumhuriyet öncesi dönemde Osmanlı Türkiyesi, bu değerlerle buluşmuş ve bunları yaygın olarak gündelik yaşamın bir parçası haline getirebilmiş değildi.

Aklı ve bilimi temsil etmediğini nereden anlıyoruz biz? Örneğin sanayi devrimini kaçırmıştır. Modern bilimlerin okullara ders olarak girmesi ve pozitif bilimler üzerinde yeterince eğitim yapılmamış oluşu bunun en önemli kanıtıdır. Bugünkü dünyada akıl ve bilim dışı bir yaşayışla ayakta kalamazsınız, buna izin vermezler. Yutar atarlar sizi.

  • Yanıtlarınız için çok teşekkür ederiz.
  • Aydınlık