Anasayfa
01 Ağustos 2020 ( 7 izlenme )
Reklamlar

Osmanlı dedikleri İhvan aslında

Müslüman Kardeşler veya Arapçasıyla İhvan-ı Müslimin. 
1928'de Mısır'ın başkenti Kahire'de kuruldu. 
Ne üzerine kuruldu bilir misiniz? 
Atatürk'ün hilafeti kaldırması üzerine kuruldu. 
Yani hedefleri tüm İslam Alemi'ni kendi halifelikleri altında birleştirme olarak belirlendi. 
Değerli Araştırmacı Yazar Cengiz Özakıncı'nın geçenlerde Lozan ile ilgili yazısından da öğrendiğimiz gibi, Türkiye'deki devrimci hareketten memnun olmayan ve Lozan'da Şer-i Osmanlı hukuk sistemi ve hilafetin kaldırılmasına karşı çıkan İngiltere kurdurdu. 
Hani bu dinci yobazlar hep Atatürk'ü İngiliz ajanı olmakla suçluyor ya. 
Asıl İngiliz maşası bu İhvancılar idi. 

İHVAN'IN KISA TARİHİ 

Amerikalı araştırmacı yazar F. William Engdahl, bu İhvan olayını en iyi açıklayan tarihçilerden.
Son yazısında, İhvan'ın masonik yapıda gizli bir örgüt olarak kurulurken, tek ve asıl amacının İslam dünyasına halifeliği yeniden getirmek olduğunu anlatıyor. 
Bizdeki Ayasofya ve Halifelik tartışmalarını da akla getiren bir arka plan değil mi? 
Engdahl, İhvan'ın kurucusu Mısırlı medrese muallimi Hasan El Benna'nın örgütü dışarıdan iyilik meleği, masonik bir yapıda, içeriden ise Hasan Sabbah'ın Haşhaşileri gibi acımasız ve terörist tarzda tasarladığını yazıyor. 
Eğitim sistemleri de koyu Katolik Cizvitlerden alınma, koyu dogmacı doktriner katı bir ölüm kültü. 
El Benna, Ölümü bir sanat (fann el mevt) olarak ele alıyor ve dava yolunda ölecek olanların süper şanslı olduklarına müritleri ikna ediyor. 
Halifelik projesi de lidere koşulsuz biat, dava yolunda ölümü kutsayan, sözde İslami bir ideoloji. Cumhuriyet ve demokrasi şeytan işi onlara göre. Çünkü gücün halka verilmesi kabul edilemez. "Hakimiyet Allah'ındır". Bunun icracısı da bizzat halife olacaktır. 
Kullanılmak için ideal bir yapı. Tıpkı Fetö gibi değil mi? Zaten onların da çıkış noktası benzer. 
Engdahl'a göre şiddet, "kutsal dava" yolunda bir araç iken, İngiliz kullanıcıların elinde amaca da dönüşüyor. 
Kullanıcı da zaman içinde değişebiliyor. 
Engdahl, 1930'larda İngilizlerin İsrail projesine tepki olarak örgütün Nazi yanlısı olduğunu ve Avrupa'da Müslüman Nazi Hançer birlikleri dahi kurduklarını söylüyor. 
1970'lerde şiddetten vazgeçtiklerini açıklasalar da, Afganistan'da El Kaide'nin kurucusu Usama Bin Ladin'in de onların sıkı bir takipçisi olduğu biliniyor. Aynı şekilde İsrail'i yararına, Sosyalist Filistin Kurtuluş Örgütü'nü bölecek şekilde Sünni Hamas'ı kuran da İhvancılardı. 
Sünnilik üzerine kurulu bir doktrin olsa da mesela İran devrimi öncesi Humeyni'ye de destek verdikleri biliniyor. 
Anglo Amerikan finans sermayesinin adamları Kissinger ve Brzezinski'nin 1973 petro dolar operasyonu sonrası Şah Rıza Pehlevi'nin petrolü dolar ile satmaya karşı çıkması ile hedefe koyduğu İran'daki operasyonda İhvan'ın devreye girdiğini biliyoruz. 
Counterintelligence dergisinin 20 Şubat 1979 tarihli sayısında detayları okuyoruz. 
Şahın arası ABD ile iyi olsa da İngiltere'deki finans merkezi City, Pehlevi'nin 1973 OPEC süreci sonrası millici sanayileşme yöneliminden rahatsızdır. 
İngilizler ayrıca ABD'nin 1953'ten (dönemin ABD Başkanı Eisenhower'in başlattığı "Atoms for Peace" programı. Arjantin, Brezilya, Hindistan, Pakistan ve İran'a barışçıl nükleer enerji desteği. 1969'a kadar sürmüştür) itibaren İran'a nükleer enerji konusunda verdiği destekten de şikayetçidir. 
İşte bunun için Humeyni desteklenir. 
Bu desteğin 4 ayağı vardır. 
Birincisi, önderliğini Bertrand Russell Barış Vakfı ile Institute for Political Studies kuruluşlarının yaptığı Avrupa'daki anti Sovyetik sol örgütler. Bunlar faşist Şah ve zionist uşağı Savak'ın suçlarını kamuoyuna ifşa ediyorlar ve Humeyni'ye sol bir misyon atfediyorlardı. 
İkinci ayak Paris ve Ali Şeriati bağlantısı idi. Paris'teki Claude Levi Strauss, Jacques Soustelle gibi siyonistler, 1958-68 arası Sorbonne üniversitesinde çalışan Ali Şeriari'ye destek veriyordu. Şiddet yanlısı anti Sovyet düşünürler Sartre ve Fannon da Humeyni ve Şeriati destekçileri arasındaydı. Humeyni'ye danışmanlık yapan Michel Foucault, Rene Doumont, Jean Piere Vigier ve Harun Tayziyef gibi isimler ile daha sonra bakanlık yapan Hasan Benisadr da Paris'teki İngiliz istihbaratına bağlıydı. Bu kadar "aydın" da, Humeyni'nin sol bir devrim yapacağına inanacak kadar "saf"tı. 
Üçüncü destekçi ise ünlü Köstebek romanından hatırladığımız Kim Phillby Şebekesi idi. Bunlar da sol görünümlü çok taraflı çalışan ajanları. Tabii asıl çalıştıkları taraf her zaman Londra idi. 
Dördüncü ayak ise Londra merkezli Müslüman Kardeşler idi. Makalenin yazarı Robert Dreyfus, İhvan'ın bu dört destek odağı arasında en güçlüsü olduğunu yazmış. İhvan'ın o dönemki finansörleri arasında, Glubb Pasha, Abdulrahman Azzam Pasha, Avrupa İslam Vakfı, İsviçre Vakıf ve Bankaları, Münih'teki Hans Seidel Vakfı, Batı Almanya'daki Bilal Camii çevresi olduğu sıralanıyor. Otto Von Habsburg da operasyonun idaresinde bulunuyordu. 
Her ne kadar Humeyni bir Şii olarak Müslüman Kardeşler üyesi olmasa da, Pakistan, Suudi Arabistan ve Libya'daki İhvancılarla yakındı. Hatta İhvan'ın İran'da fedaiyun İslam adında bir tedhiş örgütü de aktifti destek için. 
İhvan'ın bir önemli ismi de Afganistan'da ABD hesabına önemli işler yapan Gülbeddin Hikmetyar'dır.
1960'larda Afgan Kralı'nın laik reformlarına karşı Kabil'de Müslüman Kardeşler şubesi kuran Hikmetyar, 1970 ve 80'lerde Cemaati İslami partisi kurdu ve Sovyet işgaline karşı desteklendi. Hikmetyar daha sonra CIA ile ortak eroin işlerine girdi. Amerikancı darbeci general Ziya Ül Hak döneminde Pakistan gizli servisi ISI ile ortak laboratuvarlar kurdu. Eroin gönderip stinger füzeleri edindi. Tabii çokça da dolar. 

BOP VE İHVAN 

Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi ile başlatılan Arap Baharları operasyonlarının da başrolünde İhvan vardı. Mursi ile Mısır, El Beşir ile Sudan, Erdoğan ile Türkiye, başat aktörlerdi. Tunus, Katar ve Cezayir de sayılabilir. Hedefte ise Afganistan ve Irak sonrası Suriye vardı. Suriye'de laik baasçı Beşar Esad devrilecek ve İhvan iktidarı gelecekti. 
Irak ve Suriye üzerinden bir Kukla Kürt Devleti kurulacak ve Akdeniz'e çıkışı olacaktı. 
Malum nedenlerden ötürü, yani ABD ve Avrupa'nın fetret devri yaşaması, Rusya'nın eylemli olarak bölgeye yerleşmesi, İran'ın kurduğu direniş ekseninin dişli çıkması ve Türkiye'de fetö - AKP bölünmesi buna engel oldu. 
İktidar Suriye'de kilitlenen mücadeleyi akıllıca biçimde Libya'ya taşıdı. 
Doğu Akdeniz'deki "Mavi Vatan" davası, ihvancı gündemle birleşti. 
Libya'daki BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti hem İhvan yanlısı hem de Türk kökenlere sahipti. Başbakan Sarrac ile içişleri bakanı Başoğlu Osmanlı Türk kökenli idi. 
Ancak burada da Rusya'nın enerji çıkarları devreye girdi. 
Moskova'nın, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri üzerinden kıtaya sattıkları Doğal gaza alternatif bulunacağı endişesi bunda önemli rol oynadı. ABD, Fransa ve İsrail de bölgedeki çıkarları için sorunun sürmesini istiyordu. 
Türkiye ise Osmanlı kaftanı giydirilmiş İhvan gündemiyle olaya bodoslama girdi. Ordu gönderme noktasına dahi gelindi. 
En son Fransa ile denizde yaşanan NATO krizi, az daha çatışmaya yol açacaktı.
İddiaya göre, Yunan helikopterinin NATO misyonu adına, Misrata'ya giden Çirkin isimli Tanzanya bandıralı Türk nakliye gemisinde arama yapmasına izin vermeyen Türk firkateyni, Yunan helikopteri koruyan Fransız savaş gemisine hedef radar kilitlenmesi yaptı. 
Hal böyle olunca arama yapılamadı ama vaveyla koptu. 
Türkiye ise MSB Hulusi Akar'ın diplomatik manevralarıyla bu olaydan sonra daha bir NATO dostu görünümüne girdi. 
Öte yandan AKP yönetimi İhvancıların iktidara geldiği Cezayir ile Mısır'a karşı ittifak arayışında. 
Engdahl'in son yazısına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cezayir'in yeni seçilen Cumhurbaşkanı Abdülmecit Tebbune bir görüşme yaptı. Engdahl'a göre Erdoğan, bu görüşmede Cezayir'in Sarrac hükümeti ile askeri anlaşma yaparak Watiye üssünü güvence altına almasını istedi. Yine Engdahl'a göre 18 Temmuz'da da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Katar Emiri Tamim bin Hamad el Tani ile Sirte operasyonunu görüştü. Suriye ve Somali'den savaşçı transferinin de gündemde olduğu iddiaları var. 
Hükümet Doğu Akdeniz'de KKTC ve Navtex konularında nisbi geri adımlar atarken, İhvan gündeminden taviz vermiyor. 
Kıbrıs'a bir donanma üssü kurulması elzem iken, arabulucu veya diplomatik adımların atılabileceği Libya'da Şahin siyaseti izleniyor.
Oysa Türkiye, cumhuriyet tarihinde görülmemiş iç ve dış tehditler altında. 
Komşuları, Suriye, Rusya, Ermenistan, Yunanistan ve Irak (Pkk üzerinden) ile sıcak çatışma eşiğine her an gelebilir. 
Ekonomi ise kriz ve pandemiyle son derece yıkıcı bir gündem maddesi. 
Lanetli ve kılıçlı Ayasofya ile hilafet gündemleri ise Osmanlı özleminden çok İhvancı tabanı bir arada tutmak, Osmanlı'nın çok uluslu hilafet modelinden önce, lidere sorgulanamaz ve süresiz bir otorite sağlamak üzere orta yere getirilmiş gibi gözüküyor. 
Bunların zaten ekonomik sıkıntılarla cinnet halindeki toplumu bölmekten başka kimseye bir yarar getirmez. 
Baştan beri tüm parametreler, Batı karşıtı ve İslamcı gibi gözükse de aslında İhvan'ın onlar için "çok yarayışlı bir düşman" olduğunu gösteriyor. 
Kaynaklar:
Politics of Heroin - Alfred W. McCoy
Lawrence Hill Books 2003

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Koronavirüs için ilk aşı ne zaman hazır olacak? 12 dev firmaya soruşturma! İşte o firmalar Son dakika: Bakan Hulusi Akar'dan flaş F-35 açıklaması. Son dakika: Terör örgütü YPG/PKK'dan Ceylanpınar'a havan saldırısı! Yine sivilleri hedef aldılar.