Anasayfa
17 Aralık 2019 ( 14 izlenme )

Önce HDP eylemlerine Sonra Kandil’e gitti

Bu hafta Fatma Bingöl’ün evindeyiz. Onu kadın haklarını savunan Mor Çatılar, Birleşmiş Milletler Kadın Hakları örgütleri, Avrupa Birliği insan hakları kuruluşları falan tanımaz, bilmez. Fatma’nın hakkını ne kocası yemiş ne de devlet. Onun hakkını PKK yemiş, HDP yemiş, yoksulluk yemiş.


FÜSUN İKİKARDEŞ

Fatma Bingöl’ü Diyarbakır’da HDP il binası önündeki merdivenlerde tanıdık ilk olarak. Oğullarını, kızlarını PKK’ya teslim edenlerden hesap sormaya gelen annelerden biriydi. Haberini yaptık, eyleme katıldığını duyurduk, oğlunun adı Tuncay, kendisi Fatma, eşi Şevket Bingöl, dört çocukları daha var. Aslen Erzurumlular. İşe gidiyorum diye evden çıkan 14 yaşındaki Tuncay, 2014 Aralık ayından beri yok, dağda. O kadarını biliyorduk... Peki, nasıl oldu da bu yola girdi Tuncay? Bu insanlar ne yapar, ne yer ne içerler? Erzurum’dan İstanbul’a göç hikayesinde neler yaşandı? Tuncay ellerinden nasıl kayıp gitti? Duymak, duyurmak istedik. Evlerine konuk, dertlerine ortak olduk. Zaman zaman boğazı düğümlendi Fatma’nın, anlatmayı sürdürdü.

15 YAŞINDA GELİN OLDU

Diyarbakır’da HDP önünde eylem yapan 58 aileden biri olan Bingöllerin evine vardık, Fatma Bingöl bizi karşıladı, kucağında 3 aylık torunu Tuncay Asaf ile. Önce Fatma’yı tanıyalım istedik...

Okuma yazması yok. Hiç okula gitmemiş. İstanbul’a geleli 25 sene olmuş, “Bir torba elbise koydum çuvalın içine, sırtıma aldım geldi. Eşim geldi beni getirdi zaten...” diye anlatıyor. Önce Murat, 1,5 yıl sonra Tuncay burada doğmuş. Aslen Tekman’ın Kırıkhan köyünden, Erzurum’da bir Kürt köyü. Eşi Şevket, Sultan Çiftliği’nde demir dökümde işçisiymiş, iyi de para kazanıyorken işleri ters gitmiş, yoksul kalmışlar. Bir lokma ekmeğe muhtaç günleri geçmiş. “Hayatımız çok zor geçti, çok fakirlik gördük. Çok yoksulluk çektik. Bu İstanbul’a ben geldim geleli annemden emdiğim süt burnumdan geldi.” diyor.

BU ORTAMDA HER TÜRLÜ PİSLİK VAR

Tuncay’ı sorduk sonra... Nasıl gitti, niye gitti? Okulu kendi mi bıraktı?

Okula gidiyordu, ortaokulu bitirmeye bir senesi kalmıştı. Okulu 13 yaşında bıraktı, tekstile girdi.

Korkudan işe koydum. Çünkü burası çok kötü bir yer, bu ortamda her türlü pislik var. Sokakta dolaşmasın, pis insanlarla arkadaş edinmesin diye eniştesinin yanına koydumü orada çalışsın dedim.

Dersleri de pek iyi değildi. Çocuğu bırakmıyorlardı ki okusun! Çocuğu daha 9 yaşındayken beynini yıkamışlar, orayı yerleştirmişler.”

Fatma Bingöl, Tuncay’ın gittiği günü dün gibi hatırlıyor, hiç unutmamış: 2014’ün sonuydu, böyle bir Aralık ayıydı, yılbaşına bir hafta vardı, Pazartesi günüydü, diyor.

Biz yine soruyoruz...

-9 yaşında bu işe bulaştığını nasıl anladınız?

Anlatmıyordu. Bunlarla alakasını bilmiyorduk. Çocuk gittikten 2 ay sonra resimlerini internete attılar. Yayın yaptılar. Çocuğun beyaz bir kazağı var üstünde, daha o sıralar daha 9 yaşında. Çocuğu Taksim’e götürmüşler eyleme. Çocuğu Beyoğlu’na götürmüşler eyleme. Çocuğu burada HDP ilçe başkanlığı önünde eylem yaptırmışlar. Çocuğun resmini internete attıkları aman benim beynim gitti artık, hiçbir şey yapamadım. Elim kolum soğudu, düştüm burada.

-Size hiçbir şey anlatmaz mıydı?

Yok yok, hiç! Bizim yanımızda ne Kürtlükten bahsediyor, ne onları tutuyor. Ben o zaman da onları hiç sevmiyordum, nefret ediyordum. Benim çocuklarımın hiçbiri de sevmiyor, o gidişatı, onlarla muhattap olmayı sevmiyorlar... Tuncay da onları bir gün gelip onları iyidir demiyordu. Sonra çocuğun fotoğrafları çıktı.

n Gündüz ne yaptığını bilmiyor muydun?

Ben Tuncay’ı okulun içine sokuyordum, arkamı dönüp öbür çocukları alıp eve geliyordum. Ben öyle sorumsuz bir anne değilim. Nasıl o eylemlere götürüyordular? Aklım almıyor. Halen de düşünüyorum, kafam beynim duruyor.

Reklamdan sonra devam ediyor 

UYUŞTURUCUDAN ŞÜPHELENDİK

-Ama bir tuhaflık gördün de okuldan aldın değil mi?

Biz neden şüpheleniyorduk? Biz bu çocuk uyuşturucu falan kullanıyor, diyorduk. Bazen geliyordu çok sinirliydi, bazen çok içine kapalı... Çok da merhametliydi. Bir karıncayı incitmeyen bir çocuktu. Bir akrabayı görse, ya da yabanlığımız olan bir insan görseydi sormadan o insanı geçmezdi. Öyle bir insandı.

-Sizinle arası nasıldı?

Bazen üstüne gidiyorduk. Bazen gece 11’e kadar gelmediği oluyordu, arkasından dolaşıyordum. Parklara gidiyordum, internetlere gidiyordum, sokakları arıyordum. Sürekli telefonla arıyordum, nerdesin, kimle takılıyorsun sen, diye. Anne ben burdayım, şu kafeteryadayım diyordu. Gidip bakıyordum, yok orda! Gelince eve biz de kızıyorduk, kızmıyorduk değil. Çocuk daha 14 yaşında yalan söylüyor, beş dakka geç kalsa ödüm patlıyordu. Siz benim üstüme gelliyorsunuz, deyince „oğlum burada çevre kötü, burdaki arkadaşlar iyi değil’ diyorduk. Sen bana onunla arkadaşlık etme, bununla yapma diyorsun. Ben kiminle arkadaşlık yapayım? Etrafımda bunlar var, diyordu, biz de kötü olduklarını biliyorduk.

-İşe başlayınca ne oldu?

Tekstile verdim, sonra iş olmayınca ara verdiler. Bizim arka tarafta bir işyeri vardı, ‚Anne ben oraya gideceğim, hem de yakın’ dedi. Bir ay çalıştı, ama günden güne değişiyor. Neyin var? Hiçbir şeyim yok diyor, ama ordan da çıkartmak zorunda kaldım, getirdim eve. En son bir sabah‚ “Ben iş aramaya gideceğim’ dedi.

GÖZLERİ DOLU DOLU GİTTİ

-Arada kimse var mı?

Babasına “Senin bir arkadaşın bana iş bulmuş, dedi. Latif diye biri. Adamın suratını görmüşüm, eskiden bizim komşumuzmuş, ama isim olarak bilmiyorum. Babası da kızdı, ‚Latif benim yaşımda, sana ne iş bulmuş! Gitme o adamın yanına’ dedi. Meğer babası biliyormuş. O adam partide çalışıyormuş, çocukları kandırıyormuş. Bu sefer Tuncay karşı çıktı, ‚ben onun yanına gitmeyim, bunun yanına gitmeyim, kimin yanına gidip çalışayım?’ dedi, ağzımızı bağladı. Yine bir şey diyemedik.

-Gidiş o gidiş mi yoksa?

Cumartesi bunlar oldu, pazartesi merkeze gidip iş arayacağım kendime, dedi. Pazartesi günü gitti, saat 5’di, küçük kardeşini okuldan almıştıkm, merdivenlerin başında rastladım ona. Baktım aceleyle ayakkabılarını bağlıyor. Meğer eve gelmiş, telefonunu şarja takmış, kimliğini evde bırakmış. Nereye gidiyorsun Tuncay? ‚Latif’in yanına. Bana tekstilde iş buldu. Sabahtan beri orada çalışıyorum, evine git haber ver, akşam 9’a kadar tekrar çalışacaksın, dedi. İlk günden nasıl mesai yapıyorsun? Bu nasıl iş? Hangi iş? Neyse çıktı kapının önüne, bana arkasını dönüp bir baktı... Gözleri doldu, “Anne sana bir şey söyleyebilir miyim?... Neyse akşam gelir sana söylerim’ dedi, sonra sırtını döndü gitti. Çocuk gitti ve daha çocuğu görmedim.

'ÇOCUĞUMU DAĞA GÖNDEREN KİŞİ HAPİSTE'

-Tuncay gittiği gün ne yaptınız?

Ah ablaam ahh. Anlatılmaz ki, kafayı yedim. Geldim eve baktım, telefonu, kimliği bırakmış. Babası da hastaydı, sobanın arkasında yatıyordu. Ben ona ‚Tuncay’ın gözleri doluydu, sen mi bir şey yaptın’ diye sordum. Söylemeden gitti, ama 9’a kadar gelecek dedim. Bekledim 9 oldu gelmedi, 9,5 yok, 10 oldu gelmedi. İşyerine bakalım dedik. Baktık ışıklar kapalı, kimse yok. Internetlere baktım, kahveyi araştırdım, yok. Her yere baktım yok. Sabah 5’e kadar aradık yok. Sabah kimliği alıp karakola başvuracağız. Başına bir şey mi geldi, dedik. Kimliği ararken bir kağıt buldum, kimliğin üstüne koymuş, cebinden çıktı. Cebinde kağıt çok, ama bu yeni bir kağıt. Murat’a verdim, okusun diye. ‚Anne Tuncay gitmiş’ dedi. “Ben gidiyorum, hakkınızı helal edin, beni aramayın” yazmış. Murat onu bana söyeyince ne yaptığımı hatırlamıyorum. Bağırdım çağırdım. Babası kağıdı alıp karakola gitti amcasıyla birlikte. Karakolda “Şimdi çözüm süreci var, bir şey yapamıyoruz. Bekleyin 25 saat geçsin sonra aramaya başlayacağız” demişler.

-Latif’i buldunuz mu?

Çocuk onun ismini verdiği için Latif’i bulmak için direk partiye gitmişler. Babası, “Benim oğlumu sen gönderdin, geri getir’ demiş. O da ‚Sen o kağıdı neden karakola götürdün, götürmeyecektin. Şimdi git evine, akşam saat 12’ye kadar oğlunu getireceğim’ demiş. Bekledik, gece yarısı oldu çocuk yok. Ben gidip Latif’in kapısında oturacağım, kalkmayacağım, dedim. Herkes bana karşı çıktı. Öbür çocuklarını da götürürler, zarar verirler, onların da başını yakarsın, dediler. Korkumdan gidemedim.

-Latif’e ne oldu?

O hapiste zaten. Bizim olayla da ilgili, başkalarını da götürmüş. Evine de terörstleri götürüyordu, silah falan da yakalanmış. Üç dört defadır yakalıyorlar sonra bırakıyorlardı. Sonunda bırakmadılar, hala hapistedir. Burdaki çocukları kandırıp teslim ediyordu, onlara hizmet ediyordu. Hapiste.

HDP'LİNİN KARDEŞİ DÖNDÜ

-Beş yıldır hiç haber aldınız mı?

O gün bugündür de ne bir haber var ne bir telefon ne de bir videosu var. Sadece iki arkadaşı geldi dağdan. Önce Suriye’ye götürmüşler, Kobani’ye. Sonra Irak’a. ‚Orada benimle aynı ranzada yatıyordu. O alt katta ben üst kattaydık’ diye anlattı. Bu çocuğun demesine göre, onların sözde komutanının korumasıymış. Gece o, gündüz de ben korumalığını yapıyorum, dedi. O çocuk öyle dedi, ben de bir fotoğrafını getirseydin de sağ olduğunu görseydim, dedim. İzin vermiyorlardı çekmek için. Telefonumuz yoktu’ dedi.

-Bu çocuk nasıl gelmiş? Kaçmış mı?

Ağabeyi zaten bunları içindeydi, partide başkandı.

*Gidip geliyor muydu rahat rahat?

Dağda 3 sene kaldı, sonra vurulmuş, abisi gitti getirdi.

-Sonra serbestçe dolaştı mı?

Çocuğu iki sene almadılar hiç. Ortalıkta dolaşıyordu, ama sonra ne yaptıysa ne olduysa, içeri almışlar, şimdi o çocuk da hapiste, ablası da... Ablasını FETÖ’den dolayı almışlar.

DOKTORDAN UTANDIM SÖYLEYEMEDİM

“Bir hafta hastanedeydim. Serum veriyorlar, sakinleştirici yapıyorlar getiriyorlar eve beni. Öyle öyle günler geçti. Doktorlar eşime ‚Bu kadının derdi ne? Nasıl bu hale gelmiş’ diyor. İnsan söyleyemiyor da... İnsanın evladı dağa gitmiş, söyleyemedim, utandım. Benim çocuğum dağda ne işi var? Benim çocuğumun askerine silah sıkmakta ne işi var? En sonunda bir yıl falan geçti, kafayı yemişim, ortalığa saldırıyorum, fırlatıp atıyorum, sabaha kadar yatamıyorum. Sırtımı çek-yata dayıyorum, sabaha kadar durup düşünüyorum. Uyku falan yok!

En sonunda doktora gittim yine. Derdin ne, niye bu hale geldin? dedi. Bir bayandı. Anlattım ona, oğlumu dağa götürmüşler, dedim. Abla, senden önce bir anne içeri girdi, aynı senin gibiydi. Onun da oğlunu götürmüşler. Bunlar, insanların canını yakmak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Az önce çıktı’ dedi. Bana ilaç yazdı, sakinleştirici, anti depresan, uyku ilaçları. Evet unutmayacaksın ama sakinleşeceksin’ dedi. Onları içtim, ama aynı robot gibi donuyorum. Millet bana bir şey soruyor, hiçbir şey söyleyemiyorum. Beynim uyuşmuş. İlaçlar günden güne beni acaip yaptı. Çok yemek yiyorum, 85 kilo oldum, konuşamıyorum... 3-4 ay içtim bıraktım.

KİME DADANACAKLARINI BİLİRLER

Buradakiler hepsi Kürt olduğu için bunları tutuyor, yani oy veriyor. Onlar da lanet getirdi HDP’ye.

Biz sahipsiz olduğumuz için bize dadandılar. Onlar kime dadanacaklarını iyi biliyor. Arkası sağlamsa, parası varsa yaklaşmıyorlar. Bizde para olmadığı için bir şey yapamadık. İstemez miydim, param olsun gidip çocuğumu alıp geleyim. Yoktu işte. Çocukların çalışmasıyla kıt kanaat suyu, elektriği, kirayı ödüyorlar.

Bugüne kadar diğer çocuklarım için sustum. Yoksa burdaki HDP binasının önüne gidecektim. Onlara zarar gelmesin diye göz yummaya başladım. Onları korumak için. Hacire ana bize cesaret verdi. Allah ondan razı olsun. Televizyonda gördüm, önce tek duracak sandık. Sonra aileler beş oldu, on oldu. Ben gece kalkıp beni gönderin, yoksa kalkar giderim diyordum. Boş çıkar, dediler. Boş da çıksa gideceğim. Tuncay görürse anlasın, sahipsiz değil.


Aydınlık

Bunlar da İlginizi Çekebilir