Belgelik
2019-08-07 04:45:57 ( 1087 izlenme )

Odatv, Bartu Soral'ı savunan yazarının yazısını yayınlamadı!

Tarihçi Mustafa Solak, belgeleriyle bir analiz yazmış... Yazarı olduğu ve en son bu konuda yalan dolu bir yazıyı basmaktan imtina etmeyen site ise bu analizi basmayı reddetmiş...


İŞTE ODATV'DE YAYINLANMAYAN O YAZI:

Cumhuriyet Gazetesi’nde Bartu Soral’ın kovulmasındaki olayın özü antiemperyalizmi kavramamaktır.
Açıklayacağım ama önce Soral’ın vermek istediği mesajın ana temasını anlamak lazım.
Soral, gazetenin Kavala ve Demirtaş hakkındaki yayınlarının “yargıdaki sıkıntıları ve mağduriyetleri vurgulamaktan öte bir hale” geldiğini belirtiyordu. 25 Kasım tarihli “Çizgi nedir?” yazısında şu ifadeleriyle gazeteyi, “çizgi”sini netleştirmeye davet ediyordu:
“Basılı gazetenin bir yerlerinde, internet sayfasında, sık sık; ya Kavala, ya ‘Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz’ diyen Selahattin Demirtaş, ya üst perdeden bir HDP haberi/röportajı, ya bir köşe yazısına rastlıyorum. Gazetenin bu konudaki genel yayın tutumu ve kimi yazarların köşelerinde yargı kararları ile Demirtaş, Kavala, HDP’yi bir arada, sürekli işlemeleri beni düşündürdü…Olay yargıdaki sıkıntıları ve mağduriyetleri vurgulamaktan öte bir hale geçer, bunun üstünden terörle ilişkili olanları masum gösterme lobisine dönüşürse soru işaretleri oluşur, bunun üstünden terörle ilişkili olanları masum gösterme lobisine dönüşürse soru işaretleri oluşur. Hukukun üstünlüğünü savunmak, temel hak ve özgürlükleri korumak, evrensel değerlere sahip çıkmak ile emperyalizmin aparatı olduğunu 40 senedir Türk halkının kalbine sokanları savunur duruma düşmek arasında kalın bir çizgi var. Geçen hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir karar verdi; HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın başvurusunu kabul ederek; ‘makul sürede yargılanmadığını’ belirtti ve serbest bırakılmasını istedi. Peki…Ama aynı AİHM, ‘FETÖ tarafından tezgâhlanan, delillerin sahteliği defalarca kanıtlanmış, tutukluluk süreleri 3-5 yıl süren Balyoz davası’ için, o davada yaşadıkları yüzünden hayatını kaybeden Cem Aziz Çakmak’ın yaptığı başvuruyu ret ederek; ‘darbe için ikna edici delillerin bulunduğuna’ hükmetmiş ve ‘Tutuklama süresi normal, tutuklamalar da keyfi değil’ kararını vermişti. Bunu nereye koyacağız?.. O halde soralım; yargının kutsalı AİHM midir? Her kararı hukuki midir? Yoksa her kararın içinde siyaset de var mıdır?”[1]
Özetlersek iddiaları şöyleydi;
1) Gazete Kavala ve Demirtaş hakkında, hukukun üstünlüğü, makul sürede yargılanma taleplerinin ötesine geçerek “emperyalizmin aparatı” bu unsurları savunur konuma düşüyor. Buna gazetede “ya üst perdeden bir HDP haberi/röportajı, ya bir köşe yazısına rastlıyorum” şeklinde örnek de veriyor. Gazete çizgisine dönmelidir.
2) AİHM, Ergenekon davası konusunda Türkiye’nin selametine aykırı kararları siyasi gerekçeyle alabiliyor. Tarafsız bir mahkeme gibi düşünülmemelidir.
Gerçekten de gazete Demirtaş’ın, HDP içinde muhalif kanadı temsil ettiğine yönelik bir haber yaptı. İçimden “Demirtaş, muhalif kanadı temsil edince daha mı Türkiye’nin birliğinden yana oldu” dedim. HDP’ye nasıl bir muhalifliği varmış, haberde aradım. “Demirtaş; “Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” sözünden pişman mı olmuş? Özerklik talebinden vazgeçti de HDP’yi bu yönden mi eleştiriyor?” diye düşündüm ama bu soruların yanıtı yok. “Neyse” deyip pek önemsemedim. Sonraki günlerde Cumhuriyet’te Demirtaş’ın hapiste hangi kitapları okuduğu ve önerdiğine yönelik “haber” yapıldı. Demirtaş, önemli bir yazardı da ben mi bilmiyorum ki kitap önerisi haber değerinde!
Bu haber “soğuk duş” etkisi yapmıştı. AİHM de siyasi kararlar veriyor. AİHM kararlarına karşı ülkemizin esenliği neyi gerektiriyorsa gerekli hukuki itirazlarımızı yapalım. Bunun yanında AİHM kararını hukukumuzun bir parçası saymışsak, itirazlarımıza rağmen AİHM’in son kararını beğenmesek de uygulamak durumundayız. “Uygulamam” diye efelenmekle olmaz. Daha tutarlısı AB ile aday üyelik sürecini sonlandırmaktır. Böylece hukuki bağınız da kopmaya başlar.
Ona itiraz edenler gazetenin Demirtaş ile ilgili bu haberlerinin “haber” olup olmadığına ve AİHM ile ilgili bu söylediklerine itiraz edip etmediklerini belirtmeleri gerekirdi. Belirtmediler. Önemli olan Demirtaş’ın “hukuk mağduru” olmasıydı.
Kavala ve Demirtaş için “emperyalizmin aparatı” ifadelerine mi canları sıkılıyor?
PKK’nin yasal temsilcileri olduğunu inkar ediyor mu Demirtaş? Öcalan pankartının arkasında mitingler yapmadı mı? PKK’nin Suriye kolu PYD için ABD “kara gücüm” demiyor mu?
ABD, PYD’ye 20 bine yakın tır silah yollamadı mı? O silahlar ve Suriye’de eğitilen PKK militanları Güneydoğu bölgemizde açtıkları hendeklerde adına mücadele ettikleri Kürt yurttaşlarımızı günlerce evlerinde mahsur bırakmadı ve öldürmedi mi?

FİNANSMAN KAYNAĞI SOROSMUŞ AMA BAĞIMSIZMIŞ!

Kavala, Soral’ın yazdıkları için yolladığı tekzipte “Benim Açık Toplum Vakfı üyeliği yaptığım doğrudur. Çeşitli ülkelerde kurulmuş olan Açık Toplum Vakıfları’nın ana finansman kaynağı George Soros’un vakfı olsa da her kuruluş bağımsızdır”[2] diyerek Sorosçuluğunu itiraf ediyor ama aklınca bizi de saf sanıyor. Neymiş finansman kaynağı Soroşmuş ama bağımsızmış! O Soros; Kadife, Turuncu, Gül diye renk renk, çiçek çiçek, bizim “darbe” dediğimiz, kendilerinin “devrim” dediklerini yaptırmadı mı?
Bu Soros neden Türkiye’nin birliği için mücadele eden -kabul etmezler o ayrı – ADD, CKD gibi kurumlara finans sağlamıyor da Açık Toplum Vakfı’na sağlıyor?
Acaba Soros’u memnun edecek işler yaptıkları için olmasın!
Bartu Soral, AİHM kararlarına uymayalım demiyor. AİHM’in emperyalist yönde kararlar alabildiğini vurguluyordu. Ona itiraz eden yazarlar AİHM’in bu yönünü neden görmüyorlar? Yoksa AİHM kararlarının hepsinin “hukukun üstünlüğünü” mü esas aldığını düşünüyorlar?

SORAL’IN SÖZLERİNDE HUKUK KARŞITLIĞI NEREDE VAR?

Peki Soral Kavala ve Demirtaş’ın tutukluluğuna “hukuka uygun” mu dedi de itiraz ediliyor? Yazısında şunları belirtmişti:
“Osman Kavala; iddianamesi henüz yazılmayan on binlerce mağdurdan birisi. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 100. maddesi, terör dahil belli başlı suçlarda, kuvvetli suç şüphesinin var olması halinde tutuklama kararı verilebileceğini öngörüyor. Bu durumda suç şüphesinin oluşması ile tutuklama bir adli kontrol olarak uygulanıyor; yapılacak soruşturma neticesinde savcılık tarafından toplanan deliller ile iddianame hazırlanarak dava açılıyor. Bu düzenleme içerisinde esas hak ihlalleri, soruşturma aşamasının ağır aksak işletilmesinden ve delillerin eksik ve taraflı toplanmasından kaynaklanıyor. Esasen bir tedbir mahiyetinde olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanması ile şüpheliler açıkça hüküm giymeden cezalandırılıyor. Ve en temel anayasal haklarımız ihlal ediliyor. Bu kesinlikle kabul edemeyeceğimiz bir uygulama. Herkes için süratle düzeltilmeli.”[3]
Görüldüğü gibi Soral, “esas hak ihlalleri, soruşturma aşamasının ağır aksak işletilmesinden ve delillerin eksik ve taraflı toplanmasından kaynaklanıyor” diyerek hukukun acele uygulanması çağrısı da yapıyor. Bunu neden görmüyorlar?

SORAL’IN HANGİ SÖZÜNE İTİRAZ EDİYORLAR?

Ali Sirmen “Selahattin Demirtaş ile Osman Kavalı’nın haklarını savunmak, onların görüşlerini paylaşmak demek değildir. Bu, demokrasiyi savunmaktır” diyor.[4]
Mustafa K. Erdemol “iktidarlaşmış dil ihbarcı bir dildir… Söylediğim çok basit, biri adil yargılansın, birinin de hakkındaki serbest bırakılma tavsiyesine uyulsun” diyor.[5]
Soral’ın söylediği de basit; “Hukukun üstünlüğünü savunmak, temel hak ve özgürlükleri korumak, evrensel değerlere sahip çıkmak ile emperyalizmin aparatı olduğunu 40 senedir Türk halkının kalbine sokanları savunur duruma düşmek arasında kalın bir çizgi var.”
Emre Kongar, ad vermeden ama “yurtdışında bu konularda özel eğitim görmüş” ifadesiyle ve yazısının bütününden anlaşılacağı üzere Soral’ı ima ederek şunları belirtmişti:
“Türkiye Cumhuriyeti…
Cumhuriyet Halk Partisi…
Cumhuriyet Gazetesi…
‘Ağacın kurdu içindedir’ sözü, her üçü de Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan bu üç Çınarın hepsi için birden söylenmiş gibidir adeta!..Ama her ağacın kurdu içindedir…Başta ifade, medya ve muhalefet özgürlüğü olmak üzere ‘Temel Hak ve Özgürlükleri sadece kendileri için isteyenler’ her üç Cumhuriyet içine de sızmışlardır.
‘Sadece kendine demokrat olmak’, farklı düşüncelere tahammülsüzlük, her üç Cumhuriyet içinde de neredeyse egemen akımlardan biri haline gelmek üzeredir…Ama bu yorum ya da yönetim farklarından dolayı, bu dört ilkeyi savunanlara, içerden saldıran, onları ‘ihanetle’ suçlayanlar, ancak ilkel bir kibir içinde olan ve bu her üç Cumhuriyet’in de önemini, anlamını, değerini hazmedememiş kişilerdir… İşin en üzücü tarafı ise kendi varlıklarını borçlu oldukları bu üç Çınara ve onların kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yaptıkları nankörlüktür: Sanıyorum bu kadar ilkellik, kibir ve nankörlük, ancak yurtiçinde veya yurtdışında bu konularda özel eğitim görmüş olmakla kazanılmış özelliklerdir!”[6]
Orhan Bursalı da şunu yazdı:
“Kavala’yı sevmeyebilirsiniz, ama ona tıpkı iktidar ve yandaş medyasının diliyle, aslı astarı olmayan birtakım iddialarla saldırırsanız, hele kendisini savunamayacak bir durumdayken, iktidarın uygulamalarına destek çıkmış olursunuz…
Bir insanın haksız yere içeride tutulduğu konusunda bir sürü şeyler söyleyeceksiniz, ama hukuki ve dava konusu olamayacak iddiaları iktidar ile paylaşacak ve ‘evet haksızlık var, ama bu adam böyle bir kişi, nesini savunuyorsunuz, bırakın içeride kalsın’ demeye getireceksiniz. Buna sadece ortak olmak denir.
Sizi bilmiyorum ama ben öncelikle herkese adalet diyorum. Hele haksızlığa uğramış insanlar içerideyken saldırmak utanç vericidir.”[7]
Kongar ve Bursalı, bir zamanlar aynı gazetede yazdıkları Ahmet İnsel, Nuray Mert, Aydın Engin gibi liberallere “içerden saldırıyorsunuz”, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e nankörlük ediyorsunuz”, “Ergenekon’da içeride yatanlara iktidar ve yandaş medyasının diliyle saldırıyorsunuz, onlar kendini savunamayacak durumda, bu yaptığınızla iktidarın uygulamalarına destek çıkmış oluyorsunuz” dediler mi?
Hayır. Bu yazımda bazı Cumhuriyet yazarları ile solun bir kesiminin, Soral gibi düşünenlere, fikirlerini belki onaylamasa da Ahmet İnsel, Nuray Mert gibilere gösterdikleri tahammülü neden göstermediklerini ele alacağım.
Özlem Yüzak, Soral’ın “Osman Kavala hakkında hem de ‘kendini savunamayacak’ bir durumda iken sert üslupla eleştirel bir yazı yazdı” dedi.[8] Kavala, birkaç gün sonra Cumhuriyet’e tekzip yolladı. Kendini ne güzel savundu!
Kavala çok mu matah da “kendini savunamayacak” diyerek savunuluyor?
Kavala hakkında sert olan ne?
Soral, Kavala’nın başında olduğu vakıf ile yaşadıklarını anlatıyor, emperyalizmle içli dışlı olduğunu belirtiyor. Yüzak “habercilik” diyor ya, bu iddiaların haber değeri yok mu?
Soral’ın Kavala’ya yönelik getirdiği iddiaları; “kişisel husumet mi yoksa ülkesine kurulan bir kumpasın ortaya çıkarılmasına yönelik antemperyalist bir aydın tavrı mı” diye sorgulaması gerekmez mi?

AYNI GAZETENİN YAZARLARININ BİRBİRİNE ÜSLUBU MU ÇAPSIZ, MÜPTEZEL Mİ OLMALI!

Zafer Arapkirli, “ ‘Bak, o zaman kulağını kirden pastan temizle, iyice dinle. Öyle anlatayım. Tane tane. ‘o siyasi parti PKK ile neredeyse aynı şeydir’ demeye getiriyor, ağır Belki bu sefer, biraz kafan basar bir hukuk ihlali yapıyorsun.
Aynı şeyi, Osman Kavala için de yapıyorsun, (mealen) ‘Geçmişine bakın. O da muteber değil ki. Bizden değil ki? Onun da niye hukuktan yararlanma hakkı olsun ki?..’ ”[9]
Soral’a acil şifalar dilemeyi de unutmamış. Başka bir yazısında da Soral için “ ‘benden değilse, hukuk ona lazım değildir’ci, çapsız müptezellerin bir türlü kafalarının basmadığı da bu zaten” diyor.[10]
HDP, PKK ile bağını inkar etmiyor. Parti sözcüleri “HDP, Öcalan’ın projesidir” diyorlar. “PKK sizi tükürüğünde boğar” diye demeç veriyorlar. Öcalan pankartıyla miting yapıyorlar. Madem o parti, “PKK ile nerdeyse aynı şey değil”, Arapkirli anlatsın bize farkını?
Soral, “benden değilse, hukuk ona lazım değildir’ mi diyor? Yoksa “tutuklamanın ölçüsüz uygulanması ile şüpheliler açıkça hüküm giymeden cezalandırılıyor. Ve en temel anayasal haklarımız ihlal ediliyor. Bu kesinlikle kabul edemeyeceğimiz bir uygulama. Herkes için süratle düzeltilmeli” mi diyor!
Okuduğunu anlamazlıktan gelmek değil de nedir bu!

ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM, İTİRAZLAR NEYE?

Kavala Soros’un vakfını yönettiğini itiraf ediyor, Demirtaş, Öcalan pankartının arkasında “Öcalan’ın heykeli dikeceğiz” sözünü yalanlamıyor veya pişman değiller. “emperyalizmin aparatı” sözüne mi canları sıkılıyor?
Hukukun üstünlüğü, adaletse Soral bunu da dile getiriyor. Daha sıkıntı nedir?
Soral’ın “Hukukun üstünlüğünü savunmak ve mağduriyetleri herkes için dile getirmek başka, Osman Kavala gibi bir profili yargı hatasından ötürü sürekli gündeme taşıyarak masum göstermek başka!..” sözünün son ifadelerini sert bulmuşlarsa, bu sertliğini eleştirirler ama “özünde biz de senin gibi düşünüyoruz” demeleri gerekmez miydi!
Sonuçta Soral kişisel bir hesapla yazmadı. Türkiye’nin birliğinden, antiemperyalizmdan yana bir kaygısı var. Bu kaygıyı anlayarak yanıt verebilirlerdi. Böğürüp kusmalarına, acil şifalar dilemelerine, kafan basmıyor, nankör, ilkel demelerine gerek yoktu. Soral “hakaret ediyor” dendi ya, peki bunlar hakaretten sayılmaz mı ki yazılmalarına izin verildi?
Tartışmanın da bir üslubu var. Hele ki kendi gazetelerinin yazarıysa…
Soral, ortada pek kimsenin bilmediği bir şey konusunda iktidara malzeme mi verdi? Neyi iktidara ihbar etti?
Soral, “iktidar ve yandaş medyasının diliyle, aslı astarı olmayan” ne yazmıştı?
“Hukuki ve dava konusu olamayacak iddialar” nelerdir?
Soral, Demirtaş’ın “Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” sözünü dile getirdi. Bu mudur “hukuki ve dava konusu olamayacak iddia”?
Soral, hangi cümlesiyle “evet haksızlık var, ama bu adam böyle bir kişi, nesini savunuyorsunuz, bırakın içeride kalsın” demeye getirmiş?
Aksine Soral, “en temel anayasal haklarımız ihlal ediliyor. Bu kesinlikle kabul edemeyeceğimiz bir uygulama. Herkes için süratle düzeltilmeli” diye yazarak Demirtaş’ın makul sürede yargılanmasına itiraz etmemiş mi!” demedi mi?
Niye bunları okumamazlıktan geliyorlar?
İşte bu yazarların, Soral’ın yazdıklarına ve sorduğum sorulara yanıt vermeyip, konuyu başka (kendi) açılarından tartışmaya çalışmalarının, hakaret etmelerinin, hırçınlaşmalarının nedeni ideolojik bakış açılarındaki farklılıkla ilgili. Yoksa “hukukun üstünlüğünü kabul etmiyorsun” tartışması değil.
Soral, hukukun üstünlüğü bahanesiyle terörle ilişkili olanları masum göstermeyelim, reklamlarını yapmayalım demeye çalıştı. Nerede reklam yapılmıştır denebilir?
Cumhuriyet gazetesi 1 Aralık’ta “Ergenekon davası bugün de olsa müdahil olurdum” diyen Prof. Dr. Şebnem Konur Fincancı ile röportaj yaptı. PKK’nın yayın organı Özgür Gündem’in nöbetçi yayın yönetmenliğini yapan bu kişi ile tam sayfa röportaj yapılması habercilik midir?
Üstelik de “Ergenekon diye örgüt yok” diye mütalaanın açıklandığı haftada bu röportajın yapılması, biraz da “Fincancı, Ergenekon davasında hukuk mücadelesi verdi” şeklinde bir algı yaratmak, Fincancı’nın ne mağduriyetler yaşadığını anlatması yoluyla reklamını yapmak mıdır?
Neden hukuk mücadelesi veren başkası değil de “Ermeni Soykırımı yapılmış” diyen kongrelerde, “Devlet Kürt halkına katliam yaptı” denen gazete ve kuruluşlarda boy gösteren Fincancı?
Cumhuriyet yazarları Fincancı’nın Türkiye’nin birliğine karşıt, emperyalizme verdiği malzemeyi önemsemiyorlar mı?
Röportaj yapılması için mağdur olması yeterli midir?

ULUSALCILIĞIN ÖZGÜRLÜKÇÜ ÇİZGİSİ İLE SAĞ MİLLİYETÇİ ÇİZGİSİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Orhan Bursalı bu ideolojik farklılığı 1 Aralık 2018 tarihinde attığı tweette önemli ölçüde ortaya koydu. Yazımın ana konusu da bu aslında. Şöyle yazmıştı:
“Yanıt: Kimseyi kahraman yaptığımız yok, bu amaçla yazılmış yazı da yok. Uydur uydur adaleti savunan Cumhuriyet yazarlarına saldır. O utanç yazısı olmasaydı, durup dururken Cumhuriyet yazarları yazmazdı. Ulusalcılığın özgürlükçü çizgisi ile sağ milliyetçi çizgisi çatıştı.”
Bursalı; ulusalcılığın özgürlükçü çizgisi ile sağ milliyetçi çizgisi arasındaki çatışmadan neyi kastediyor?
Bursalı, “Ergenekon resmen çökerken geriye bakış” başlıklı yazısında “ulus devlet”, “ulusal yarar” kavramlarını kullanarak antiemperyalist bir yazı yazdı:
“Dışarıdan güdümlü ve iç yardakçılarla destekli ‘ulus devlet’ düşmanlığı, ‘ulusal yarar’ı savunmanın büyük bir suç olarak sunulması, Türkiye’ye çözmektedir.. sanırım zaten istenen de böyle bir ‘Büyük Çözülme’dir…Ulus devlet mi? Ancak Amerikan ve Avrupa güdümünde! Demokrasi ve insan hakları mı? Sadece ABD’nin öngördüğü biçim ve içerikte! Kafalardaki şablonda milim değişme yok! Dünkü ‘askeri dayatma’ ve Türkiye’ye uygun ‘don biçme’ politikası, bugün ‘militarizm karşıtı’ aydın kılığında karşımıza çıkıyor!”[11]
Bunlara katılıyorum. Soral bundan farklı bir şey demiyor. O zaman Soral’a itiraz ettiği husus nedir?
Yukarıdaki antiemperyalist ifadeleri yazan Bursalı; eleştirilerinin özünde antiemperyalizm olan Soral’a hangi noktada itiraz ediyor? Yetmiyor, “iktidar diliyle konuşuyorsun”, “iktidarın uygulamalarına destek çıkmış oluyorsun” diyor ve “utanç verici” buluyor?
Demek ki antiemperyalizmden anladıkları şey farklı. Bu farklılığa dair aslında ipucu da veriyor. “Sağ milliyetçi” dediğine göre Soral’ı sol bulmuyor. Soralım;
Soros Vakfı’nın yöneticisi olduğunu söyleyen Kavala’ya neden eleştiri getirmiyor ve üstelik “kendini savunamayacak durumda” diyerek onu savunmaya geçiyorsunuz? Demirtaş’ın ve temsil ettiği siyasi çizginin emperyalist devletleri ülkemize müdahaleye etmeye davet etmesini, Öcalan övgüsünü neden gündeme getirmezsiniz?
Bu, sol ve antiemperyalist bir tavır mıdır?
Peki Atatürk’ün ilkelerinden olan milliyetçilik; antiemperyalizm değil midir?
Bunların yanıtını vermeden önce “ulusalcılık nedir?” sorusunu yanıtını vereyim.

ULUSALCILIK MİLLİYETÇİLİKTEN FARKLI DEĞİL

Ulusalcılık; antiemperyalist, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” ifadesindeki millet tanımını esas alan, laik nitelikte milliyetçiliktir.
Kendini “ulusalcı” olarak tanımlayanların genel olarak tarif ettiği tanım budur. Dolayısıyla bu tanım üzerinden gidersek; ulusalcılık özgürlükçü değil de bir de “ulusalcılığın özgürlükçü çizgisi” var demek. Bursalı bunu açıklamalı.

MİLLİYETÇİLİK ANTİEMPERYALİZMDİR

Dikkat edilirse Bursalı “ulusalcılığın özgürlükçü çizgisi ile ulusalcılığın sağ milliyetçi çizgisi çatıştı” veya “milliyetçiliğin özgürlükçü çizgisi ile sağ milliyetçi çizgisi çatıştı” ya da “ulusalcılığın sol özgürlükçü çizgisi ile sağ milliyetçi çizgisi çatıştı” demiyor. Demek ki ulusalcılıkla milliyetçilik arasında fark görüyor. Ulusalcılığı sahipleniyor ama milliyetçiliğe veya sağ milliyetçiliğe karşı.
Oysa Cumhuriyet gazetesinin yazarlarından Uğur Mumcu milliyetçiliğin yadsınamayacağını şöyle açıklamıştı:
“Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği yadsıyarak solculuk yapma gafletine düşen bir sol, Türkiye’de hiçbir zaman başarılı olamadı, olamaz da… Türk milliyetçiliği Türk halkının alın terini yabancı çıkarlara karşı korumak demektir…”
Dahası; “Milliyetçilik, sömürücülerin değil; Mustafa Kemal devrimcilerinin bayrağıdır” demişti.
Görüldüğü gibi Mumcu milliyetçiliğin yabancı çıkarına karşı Türk Milleti’nin haklarını savunmak olduğunu söylüyor ki bu antiemperyalizmdir.
Ben “ulusalcıyım ama milliyetçiliği inkar ediyorum” diyen ulusalcıya rastlamadım. Sadece milliyetçi olanlar arasında laikliğe bakış noktasında farklılık var. Kimi milliyetçiler de kendini “muhafazakar milliyetçi” olarak görür. Ülkücü kesim böyledir. Kimisi de kendini “laik milliyetçi” olarak tanımlıyor. Ulusalcılar genelde kendini “laik milliyetçi” olarak görürler. Ama ister laik ister muhafazakar olarak ayrım yapılsın özünde milliyetçilik bağımsızlıkçılıktır; yani antiemperyalizm.
Ulusalcılıktan kastı “laik milliyetçilik” ise buna “ulusalcılık” yerine “sol milliyetçi çizgi” diyebilirdi. Demiyor. Ulusalcılık içinde de “özgürlükçü çizgi”, “sağ milliyetçi çizgi” diye ayrıma gidiyor. Soral yazılarında laiklikle ilgili bir eleştiri getirmediğine göre Bursalı’nın itirazı da laiklikten değil. Soral, Demirtaş ve Kavala üzerinden gazeteye, antiemperyalist çizgiye dönme çağrısı yapıyordu.
Demek ki Bursalı’nın “özgürlükçü” diye bahsettiği şey laiklik değil; emperyalizmin aparatı olan unsurların da fikirlerinin, mağduriyetlerinin “demokrasi, insan hakları, özgürlük, hukukun üstünlüğü” adına kendilerini ifade edebilmesi, bunun haberinin, reklamının yapılabilmesinin “normal” görülmesidir.
Bursalı’nın “Demokrasi ve insan hakları mı? Sadece ABD’nin öngördüğü biçim ve içerikte!” şeklindeki antiemperyalist ifadesi; gösterdiğim üzere “özgürlükçü ulusal çizgi” ifadesiyle çelişmektedir. Dahası Bursalı milliyetçiliği antiemperyalizmden farklı görmektedir. Oysa milliyetçilik, Atatürk’ün ilkelerinden biridir.
Bursalı’nın görüşleri aslında sosyalist ve Kemalist kesimin bir kısmında olan demokrasi anlayışını göstermesi yönüyle önemli. Buraya kadar yazdıklarımla Bursalı’nın bakışını ele aldım ama ortada daha genel bir bakış var. Bu noktadan sonra sosyalist ve Kemalist kesimin bir kısmında olan genel bakışı ele alacağım.

İKTİDARA MUHALİF HER UNSURA SAHİP ÇIKILMAZ

Bu kesimlerde demokrasiden; temelde antiemperyalist bir bakışın olup olmaması önemsenmeksizin iktidarı zayıflatacak ne varsa sahip çıkılması olarak anlaşılıyor. Demokrasi ile antiemperyalizm arasındaki bağ görülemiyor. Bu durum, kendini antiemperyalist olarak ifade eden çoğu insanda gözlemlenebilir.
İktidarı FETÖ mü zayıflatacak, o zaman kimi Atatürkçü milletvekillerinin, aydınların “Zaman Gazetesi kapatılamaz” eylemi yapması “fikir özgürlüğü, demokrasi” adına meşru görülebilir, görülmüştür de. Soros, diğer ülkelerde emperyalizmin amaçları doğrultusunda darbeler mi yaptırıyor, Kavala’nın vakfını Soros mu finanse ediyor, önemli değil. Önemli olan Kavala’ya uygulanan hukuksuzluk. Kavala’nın Öcalan’ın selam yolladığı ve akiller heyetinde olmasını isteyecek denli önemsenen bir aparat olması önemli değil. Önemli olan ona uygulanan hukuksuzluk. Merak etmesinler “hukuksuzsa hukuksuz, müstahaktır, hukuksuzluk devam etsin” demiyorum.
Dediğim basit; hukuka sahip çıkalım ama bir kişiye bakışımızı o kişinin iktidara muhalif olmasından önce emperyalizme muhalif olması belirlemelidir. Kime muhalif olursanız olun ama muhalifliğinize, etnikçilik, dincilik, emperyalizm işbirlikçiliği yapanlardan destek aramayın, onların reklamını yapmayın.
Pusulamız antiemperyalist bakıştır
Adalet, fikir özgürlüğü, hukuk, demokrasi gibi soyut ve hoşa giden kavramlarla bağımsız, milli tavır almamız engellenmemelidir. En temel bakışımız antiemperyalizm olmalıdır.
Dahası demokrasi Atatürk tarafından belirtildiği gibi milli egemenliği ve bu egemenliğin kaynağı Türk Milleti’nin birliğini geliştirmektir. Atatürk, Afet İnan’a yazdırdığı “Medeni Bilgiler” kitabında demokrasinin milli egemenlik olduğunu şu şekilde belirtir:
“Demokrasi temeline dayalı hükümetlerde, egemenlik, halka, halkın çoğunluğuna aittir. Demokrasi ilkesi egemenliğin millette olduğunu, başka yerde olmayacağını gerekli bulur. Bu bakımdan demokrasi ilkesi, siyasi kuvvetin, egemenliğin, kaynağına ve yasallığına değinmektedir.”[12]

“DEMOKRASİ, MEMLEKET AŞKIDIR”

Atatürk’e göre “demokrasi ilkesi egemenliği kullanan araç ne olursa olsun esas olarak milletin egemenliğe sahip olmasını ve sahip kılmasını gerektirir.”[13]
Hatta Atatürk “demokrasi, memleket aşkıdır”[14] demiştir. Çünkü; egemenliği, şeyhlere, dervişlere, müritlere, mensuplara, emperyalistlere değil de millete vermek milleti, yurdu sevmektir.

“EŞİTLİĞİN DE, ÖZGÜRLÜĞÜN DE, ADALETİN DE DAYANAK NOKTASI ULUSAL EGEMENLİKTİR”

Demokrasi; eşitlik, özgürlük, adalet değil; bunların da dayandığı ulusal egemenliktir. Atatürk 1 Mart 1923’te TBMM’nin dördüncü toplanma yılını açarken şunu demiştir:
“Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüce eşitlik ve adaletin yerleştirilmesini ve korunmasını sağlamak ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla ulusal egemenliğin kurulmuş olmasıyla sürekli olur. Bundan dolayı özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir.”[15]
Demek ki ulusal egemenliğe aykırı her eşitlik, özgürlük, adalet talebi doğru değildir. Önemli olan emperyalizmin oyunlarına karşı milli birliği pekiştirmektir.
Emperyalizm milli egemenliğe dayanan; yani halifelik, padişahlık ilişkisinden soyutlanmış, etnik temele dayanmayan milli devletleri parçalamak istiyor. Bu bakımdan eşitlik, özgürlük, adalet, hukuk talebimiz milli devletin yaşamasına, milli birliğin, milli egemenliğin sürmesine hizmet etmelidir.

Tarihçi
Mustafa Solak

[1]Bartu Soral, “Çizgi nedir?”, Cumhuriyet, 25.11.2018, erişim tarihi 26.11.2018, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1150709/Cizgi_nedir_.html.
[2] Osman Kavala, “Cumhuriyet’in doğru bilgi verme hassasiyetine olan saygımdan”, Cumhuriyet, 30.11.2018, erişim tarihi 30.11.2018,http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1156792/Cumhuriyet_in_dogru_bilgi_verme_hassasiyetine_olan_saygimdan….htm.
[3] Bartu Soral, “Osman Kavala olayı”, Cumhuriyet, 27.11.2018, erişim tarihi 28.11.2018, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1152539/Osman_Kavala_olayi.htmlBartu Soral.
[4] Ali Sirmen, “Sadece kendine demokrat”, Cumhuriyet, 30.11.2018, erişim tarihi 30.11.2018, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1155774/Sadece_kendine_demokrat.html.
[5] Mustafa K. Erdemol “Maymuna ustura verilmez”, 30.11.2018, erişim tarihi 30.11.2018, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1155786/Maymuna_ustura_verilmez.html.
[6] Emre Kongar, “Cumhuriyet’i içinden kemirmek”, Cumhuriyet, 2.12.2018, erişim tarihi 2.12.2018,http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1157661/Cumhuriyet_i_icinden_kemirmek.html
[7] Orhan Bursalı, “Osman Kavala vakası, önce adaleti savunacağız”, Cumhuriyet, 29.11.2018, erişim tarihi 29.11.2018,http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1154708/Osman_Kavala_vakasi__once_adaleti_savunacagiz.html.
[8] Özlem Yüzak, “Tutunacak dal ‘hukuk’ olmazsa”, Cumhuriyet, 30.11.2018, erişim tarihi 30.11.2018, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1155779/Tutunacak_dal__hukuk__olmazsa….html.
[9] Zafer Arapkirli, “Anlamıyorsun değil mi, dedem?”, Cumhuriyet, 30.11.2018, erişim tarihi 30.11.2018, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1155777/Anlamiyorsun_degil_mi__dedem_.html.
[10] Zafer Arapkirli, “Tarihi ‘Ergenekon yalanı’ çökerken”, Cumhuriyet, 3.12.2018, erişim tarihi 4.12.2018,http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1158356/Tarihi__Ergenekon_yalani__cokerken.html.
[11] Orhan Bursalı, “Ergenekon resmen çökerken geriye bakış”, Cumhuriyet, 3.12.2018, erişim tarihi 4.12.2018,http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1158353/Ergenekon_resmen_cokerken_geriye_bakis….html.
[12] Mustafa Kemal Atatürk (Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Afet İnan), Medeni Bilgiler, 2. Basım, Toplumsal Dönüşüm Yayınlan, İstanbul, 2010, s.52.
[13] Age, s.27.
[14] Age, s.56.
[15] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.I, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1997, s.326.; Sami N. Özerdim, Atatürkçü’nün El Kitabı, 2. Baskı, ADD Yayınları, 2014, s.159.


    Bunlar da İlginizi Çekebilir