Anasayfa
08 Temmuz 2019 ( 14 izlenme )

Maharet 100 savaşta 100 zafer kazanmak değil!

EMEKLİ TUĞAMİRAL İLKER GÜVEN

Ulusal çıkarlar refah ve beka sağlayan unsurlardan oluşur. Bu husus, devletimizin Anayasası'nın başlangıç bölümü ile özellikle değişmesi söz konusu bile olmayan maddelerinde yer almıştır. Ulusal çıkar sağlayan ulusal hedeflere ulaşıma engel ve tehditlerin tespit edilmesi sonucu politik ve askeri stratejiler tayin edilir. Milli hedeflere ulaşımda milli güç unsuları da koordineli ve uyumlu olarak yönlendirilir. Politik hedeflere ulaşmada en büyük destek askeri güç unsurudur. Ünlü Stratejist Sun Tzu’nun (M.Ö. 6’ncı yüzyıl) Savaş Sanatı eserinde “Maharet 100 savaşta 100 zafer kazanmak değildir, düşmanı savaşmadan mağlup etmektir” sözünde vurguladığı gibi, maharet yumuşak güç ile yani politik güç ile başarı kazanmaktadır.

Şimdi, ülkemizin çok önemli ve temel çıkarlarını barındıran Doğu Akdeniz’de Mavi Vatanımızı, Türkiye ve KKTC’nin hak ve çıkarlarını, uluslararası hukuka uygun şekilde kollayıp korumaya dönük politik ve askeri güç unsurlarımızı kullanmada, acaba ne kadar etkili olabiliyoruz?

‘EBEDİ DOST VE DÜŞMANLARIMIZ YOK DEĞİŞMEZ ÇIKARLARIMIZ VAR’

Ünlü İngiliz Başbakanı, Lord Palmerston (1784-1865), ülkesinin diplomasi karakterini belirleyen önemli kişidir. Politikasını “İngiltere’nin ebedi dost ve düşmanları yoktur. Değişmez çıkarları vardır” veciz cümlesi ile özetlemiştir. Yalnız, İngiltere bu kuralı acımasızca ve bir sömürgecilik zihniyeti ile yorumlayarak uygulamıştır.

Lord Palmerson’un görüşlerinin aksine, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu döneminin politikalarının, ülke çıkarlarında dostlukları esas almasına karşı yapılan eleştirilere, Yeni Şafak gazete yazarı Ali Nur Kutlu 27 Ekim 2013 tarihli yazısında, şöyle diyordu: “Suriye’de kimyasal silahlarla bebekler ölürken, Mısır’da Esma gibi masum genç kızlar vurulurken ne yapmamızı istiyorsunuz? Susalım ve bu katliamlara seyirci mi kalalım? Peki, dostluk, kardeşlik, insanlık, ahlak ve vicdan ne olacak? Türkiye uluslararası ilişkilere yeni bir vizyon getiriyor. Diplomaside sadece çıkarlar söz konusu olamaz. Bu insani ve ahlaki değerlerden yoksun kural, dünyayı mahvetti. Şimdi ahlak, vicdan ve kadim dostluklar da önemli. Parametreler olarak diplomasiye dahil oluyor. Bu uluslararası ilişkilerde Lord Palmerston kuralına karşı vicdanlı Erdoğan ilkesini savunanlardanız.”

Oysa Lord Palmerston, İngiltere’nin çıkarları için Fransa potansiyel tehlike ve tehdit yarattığından, görünürde Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü 1878’e kadar koruma politikası uygulamıştır. Ancak bu arada Yunan isyanında, kendi kontrolünde bir Yunanistan yaratmak amacı ile Osmanlı karşısında bir politika uygulamıştır. Bugün Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik Politikası sayesinde, aklın yerine duygu ve ideolojik takıntılar esas alındığı için sonuçlarının ne olduğunu hep beraber görüyor ve yaşıyoruz.

Yukarıda özetlenen politikanın vardırdığı, komşu ülkelerle, Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerle hali hazırdaki durumumuz:

SURİYE

Arap Baharı dalgası Suriye’ye geldiğinde duygusal ve İslami ideolojik saplantılar ile “Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür” jeopolitik gerçeği yerine emperyalist ABD’nin çıkarları doğrultusunda yakın ilişkide olduğumuz Suriye’de bölücü vekâlet savaşına dahil olduk. Bu politika Yeni Şafak yazarının belirttiği gibi “vicdanlı Erdoğan politikasının” uygulamasıydı. İdlib’de Astana mutabakat sonunda terör unsurlarının bölgeyi terk edeceği yönünde verdiğimiz garanti süresi oldukça uzadığı için ve terör unsurlarının da aksine daha geniş bir bölgeye yayılması sonucu, Suriye Devlet Güçleri, vatan topraklarını korumak için terör unsurlarını etkisizleştirmeye başladı. Ancak Rusya destekli bu etkisizleştirmede maalesef bizim Mehmetçiklerimiz de şehit oluyor. Yani bir anlamda, bu bölgede Suriye ve Rusya ile düşman durumundayız. Fırat’ın doğusunda ise PKK/PYD/SDG güçlerini Türkiye’ye karşı silahlandırıp koruyan ABD ile düşman durumundayız. Buna ilaveten ABD ile anlamsız bir şekilde güvenli bölge görüşmeleri de sürdürülmektedir.

LİBYA

Reklamdan sonra devam ediyor 

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda maddi ve manevi olarak Türkiye’nin yanında yer almıştır. Bilahare Fransa’nın öncülüğünde ve ABD’nin NATO’yu da devreye sokarak Libya’nın parçalanmasında Türkiye önce sadece lafla karşı durmuştur. NATO’da Libya için veto hakkımızı bile maalesef kullanmadık. Hatta tam aksine beş suüstü gemi ve bir denizaltı ile bölgede NATO güçleri ile beraber harekât yaptık. İzmir’de de NATO Harekât Merkezi’nde evsahipliği bile yaptık. Oysa Kaddafi ile münhasır ekonomik anlaşma imzalama aşamasındaydık. Maalesef katledilmesine de yardımcı olduk. Şimdi de Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile beraber General Hafter kuvvetlerine karşı yapılan savaşta yer alıyoruz.

MISIR

Mısır ile ilişkilerimiz, maalesef duygusal, Müslüman Kardeşler ideolojisinin etkisinde kalarak ve Mursi yakınlığı/dostluğunu esas alan bir politika sonucu tamamen bozulmuştur. Abdülfettah es-Sisi, askeri eğitimini ABD’de almış, 5 yıl içinde Tuğgeneral olmuş ve Mareşal rütbesindeyken Mursi tarafından Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’na getirilmiştir. Türkiye bugün Sisi’ye karşı tamamen duygusal ve ideolojik saplantılar ile düşmanca tavır sergilemektedir.

POLİTİK ADIMLAR

Şimdi, yukarıda özet olarak açıkladığımız politik durum içerisinde Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin hak ve çıkarlarının korunmasında sadece Deniz Kuvvetlerimizin unsurları ile yürütülen askeri gücün mutlaka politik güç ile desteklenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde tek başına askeri güç ile sonuç alınması mümkün değildir. Zaten Türkiye, politik olarak proaktif bir yaklaşım gösterip MEB ilan ettiği takdirde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurlarının güç kullanmasına bile gerek kalmayacaktır.

Türkiye’nin hayati çıkarları esas alındığında politik olarak yapılması zorunlu mütalaa edilen hususlar şunlardır:

MEB İLANI ZORUNLUDUR

Doğu Akdeniz’ de MEB ilan edilmemiştir. GKKD (Güney Kıbrıs Korsan Devleti) 2003 ve 2004 yıllarında KKTC ve TC’nin haklarını yok sayarak sözde Kıbrıs Cumhuriyeti adına MEB ilan etmiştir. Ayrıca 2003’te Mısır, 2007’de Lübnan ve 2010’da İsrail ile MEB sınırlandırma antlaşmaları imzalamıştır. Bu haydut devlet ayrıca 2007 yılında 13 adet petrol arama ruhsat sahası ilan etmiştir. Oysa bu sahaların 5 adedi, Türkiye’nin kıta sahanlığı ve muhtemel MEB’i ile kısmen örtüşmektedir. GKKD bunlara ilaveten 4 Mayıs 2019’da Kıbrıs’ın kuzey ve kuzeybatısındaki sözde sınırını da BM’ye bildirmiştir.

Türk Dışişleri Bakanlığı sadece, GKKD’nin uygulamalarının uluslararası hukuka aykırılığını dile getirmiştir. Bütün bunlar olurken, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Doğu Akdeniz’de MEB ilan edilmesi gerektiği yönünde ısrarlı teklifler yapmasına rağmen Dışişleri Bakanlığı anlamsız bir şekilde karşı çıkarak ilan etmemektedir. Oysa Dışişleri Bakanlığı’nın, bu ikazlara ihtiyaç duymadan, derhal ve kendiliğinden harekete geçerek MEB ilan etmesi gerekmektedir. 15 yıldan beri MEB ilan etmekten anlaşılmaz bir şekilde hâlâ niçin kaçınılmaktadır? Bu durumda artık bir ayırım yapılmaksızın, bütün siyasi partilerin, konuyu TBMM’de acilen gündeme alarak ortak bir karar ile MEB’imizi dünyaya ilan etmesi zorunlu hale gelmiştir.

ŞAM’DA TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ

Reklamdan sonra devam ediyor 

Suriye ile en kısa zamanda devlet başkanlığı seviyesinde bir mesaj verilerek Şam’da Türkiye Büyükelçiliği kısa zamanda açılmalıdır. Bilahare Adana Mutabakatı çerçevesinde anlaşmalar yapılarak terör ile müşterek mücadele ve mültecilerin ülkelerine dönmeleri için çalışmalar yürütülmelidir. Ayrıca, MEB sınırlandırma anlaşmaları için KKTC ile birlikte, Şam veya Ankara’da toplantı tertiplenmelidir.

RUSYA İLE BİRLİKTE ARABULUCULUK YAPILSIN

Libya, şu anda iki parçalı durumda bulunmaktadır. Buradaki Milli Mutabakat Hükümeti ve Hafter güçleri arasında, Rusya ile birlikte arabuluculuk girişimleri yapılmalıdır. Ayrıca Libya’nın resmi hükümeti MMH ile MEB sınırlandırma antlaşması çalışmalarına da gecikmeksizin başlanmalıdır. Zira bu antlaşma ile Türkiye, Kıbrıs adası büyüklüğünde (9 bin 251 kilometrekare) MEB alanı kazanmış olacaktır. Ayrıca Yunanistan ve GKKD sınırlarına da bu anlaşma ile kalkan gibi girilmiş olunacaktır.

BOZULAN İLİŞKİLER TEKRAR KURULMALIDIR

Mısır ile tamamen duygusal ve ideolojik takıntı ile bozulan ilişkiler, Rusya’nın da arabuluculuğu ile tekrar kurulmalıdır. Akabinde MEB’imize uygun ve KKTC’nin de gözlemci olarak bulunacağı sınırlandırma antlaşması yapılması, Mısır ve Türkiye’ye kazan kazan prensibine uygun alanlar sağlanmış olacaktır.

Bu önemli kıyıdaş üç ülkenin dışında yine proaktif politik atak ile Lübnan ve Filistin ile KKTC’nin de dahil olacağı MEB sınırlandırma antlaşmalarının yapılması da önemli görülmektedir.

Ayrıca, İsrail ile yürütülen ticari ilişkilere ilave olarak diplomatik ilişkilerin de düzeltilmesi son derece önemli mütalaa edilmektedir. Böylece ABD ve AB’nin oluşturduğu karşı cephenin politik avantajları da büyük oranda yok edilmiş olacaktır. Zira İsrail’ in üreteceği doğalgazın Türkiye üzerinden pazarlaması yolu da açılacaktır.

KIBRIS’TA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM

Kıbrıs’ta yürütülmüş ve sonuç alınamayacağı kesin olarak belli olan federasyon sistemi görüşmelerine son verilerek, bağımsız ve egemen iki devletli çözümün ilan edilmesi ve KKTC ile Türkiye’nin birlik ve bütünleşmesi yolunda atılacak adımların hızlandırılması da önemli olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak, uluslararası ilişkilerde duyguların, ideolojik takıntıların yerine ulusal çıkarların, gerçeklerinin savunulması için gayret sarf edilmesi büyük önem arz etmektedir.



Aydınlık

Bunlar da İlginizi Çekebilir