ERCAN DOLAPÇI

Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 47. yılını yaşıyoruz. 15 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’ta Nikos Sampson’un darbe yaparak Makarios’u devirmesi ve ardından Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama gayreti, 5 gün sonra Türkiye’nin sert müdahalesiyle son buldu. 20 Temmuz 1974 günü başlayan askeri harekât 14-18 Ağustos’taki ikinci harekâttan sonra zaferle sonuçlandı. Kıbrıs Türkleri bugünkü sınırlarına kavuştu. KKTC’yi kurarak huzur ve barış içinde yaşıyor. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in deyimiyle “Harekât Rumlara da barış getirdi.”

Kıbrıs Barış Harekâtı 20 Temmuz 1974 sabahı çıkarma gemilerimizin Girne sahiline kapak atmasıyla başladı. Dar bir alan olmasına rağmen birliklerimiz tutunmasını bildi. Başkent Lefkoşa’ya doğru ilerlemek için burada yığınak yapmaya başladı. Bir yandan da Lefkoşa’ya ulaşmak üzere havadan birliklerimizi Beşparmakların ötesine indirdi… Ertesi günü Yunanistan’ın girişimiyle ateşkes ilan edildi. Buna rağmen bölgede çatışmalar sürdü. Bir süre sonra da Cenevre’de diplomatik temaslar başladı.

İşte bugünlerde önemli bir mücadele de Ada’nın Güneydoğusunda Mağusa şehrinde başlamıştı. Rumlar asıl çıkarmayı 20 kilometre uzunluğunda sahile sahip Mağusa’da bekliyordu. Göstermelik gemi harekâtına rağmen buraya çıkarma yapmadık. Rumlar buraya tam donanımlı zırhlı araçlardan oluşan 8 bin 500 kişilik bir askeri birlik yığınağı yaptı. Bu yığınak burada yaşayan Türkler için büyük bir tehditti. Mağusa’da bulunan Türk Mukavemet Teşkilatı da buna karşı direniş pozisyonu aldı. Türk direnişçilerinin sayısı ise 250 idi. Rumların amacı çıkarmayla birlikte Türkleri bölgede katlederek Türkiye’ye cevap vermekti. Türk Mukavemeti Mağusa Kalesi’ne yerleşerek şehirde bulunan 5 bine yakın Türk’ü de buraya bir koridor açarak getirdi. İşte o günden itibaren şanlı Mağusa direnişi başladı. Destansı direnişi yöneten ise bölgeye öğretmen kimliği ile 1973 yılında atanan Üsteğmen Oğuz Kalelioğlu idi. Gazi E. Kurmay Kd. Albay Kalelioğlu, Mağusa Mücahit Tabur Komutanı olarak 27 gün süren direnişi 47 yıl sonra Aydınlık’a anlattı:

RAUF DENKTAŞ, OĞUZ KALELİOĞLU

‘TESLİM OLMAYA GELMEDİM’

“Rumlar çıkarma buradan yapılacak diye bölgeye kuvvet yığmıştı. Biz de hemen elimizdeki kuvvetlerle Kale’ye yerleştik. Toplam 250 mevcudumuz vardı. Karşı tarafta ise yaklaşık 10 bin kişilik bir kuvvet vardı. Ellerinde ağır silahlar vardı. Tanklar ve zırhlı araçlar da… Direnişimizin başladığı gün Birleşmiş Milletler Barış Gücü İrtibat Subayı İsveçli Yarbay Feliks bana geldi. Rum komutanın teslim ol teklifini getirdi ve şunları söyledi: 'Sizden en az 30 kat güçlü ve ağır silahlarla donatılmış Rumlar karşısında hiç bir şansınız yok. Silahlarınızı ve kaleyi teslim edin, boşuna kan dökülmesin. Bunlar sizi katleder. Gelin bundan vazgeçin. Hatta sizi buradan alıp Adana’ya nakledelim.'

Ben de kararlı bir şekilde, 'Bizi buraya Türk Devleti, düşmanı çok görünce teslim ol diye göndermedi. Gerekirse çarpışarak ölmemizi emretti. Ben aldığım emri uygulayacağım' dedim ve teklifi reddettim. Ayrıca sizin göreviniz bizi korumak değil mi, diye sordum. Ellerindeki kuvvetle bizleri koruyamayacaklarını söyledi. Komutan şaşkınlık içinde gitmek zorunda kaldı. Giderken de sinirinden mavi beresini yere attı. Saçlarını yoluyordu. Son sözleri ise şöyle oldu: 'Türkleri tanıyorum. Kahramansınız ama çılgınsınız da…' Türkoloji mezunuydu. Türkçe biliyordu. Son sözlerini unutmam. Gerçekten yaptığımız iş oydu.

İsveçli subayın dediği gibi amaçları bizi katletmekti. Bu konuda 'Yanardağ' isimli askeri bir planları vardı. Bunu biliyorduk… Bunların Akritas Planı siyasi genel bir plandı. Yanardağ ise askeri… Ben elimizdeki mevcut kuvveti en iyi şekilde kalede gerekli yerlerde tertibat aldırdım. Çatışmalar şiddetli başladı. Onların elinde çok güçlü silahlar vardı. Bizde yoktu ama sonuna kadar direndik. Daha sonra bir koridor açarak dışarıda bulunan vatandaşlarımızı da kaleye aldık. Mevcudumuz 10 bini buldu. Asker sayımız ise 800 oldu. Silahımız ise kısıtlıydı. Yeri geldi benzinden Molotov kokteyl yapıp düşmana attık. Çatışmalar sırasında kalede bulunan hamile kadınlar düşük yapmaya başladı. Emzikli kadınların da sütü kesildi. Çok zor anlar yaşadık. İki günde yiyecek sıkıntısı başladı. Çıkış yolu olarak Mağusa Limanı'na baskın yaparak, burada bulunan depolardan yiyecek ve malzemelere el koymayı gördük. Bunu da yanıma beş kişiyi alarak 22/23 Temmuz gecesi başardım. Kuleyi ele geçirdik. Bayrağımızı diktik ve ardından da bir baskınla depoları ele geçirdik. Çok kıymetli malzemeyi kaleye taşıdık. Bununla sıkıntıyı bir süre aştık. Çok zor anlar da yaşadık. Asla ümidimizi kaybetmedik. Günlerce süren çatışmalarda Rumları kaleye sokmadık. Rumlar direnişimizin karşısında daha da hınçlandılar. Daha sonra bölgedeki köylere baskın yaparak Türk soydaşlarımızı katlettiler. Ama bizi asla teslim alamadılar. 27 gün süren direnişimizin sonunda 15 Ağustos günü Mağusa’ya giren Fazıl Osman Polat Paşa’nın komutasındaki 28. Tümenimiz Rum birlikleriyle çatışarak kaleye girdi ve o tarihi zaferi birlikte kutladık. O günü asla unutmam. Herkes sevinç içindeydi. 36 şehit, 264 yaralı verdik. Onlar ise 750 ölü, 2 bin yaralı verdiler. Bu bilgi onların resmi kayıtlarında var…”

KIBRIS DAVASININ YILMAZ SAVUNUCUSU

Kalelioğlu, o günler için şunları da ekliyor: “Kıbrıs’ta tıpkı İstiklâl Harbi'nde olduğu gibi kapitalizme ve emperyalizme karşı savaştık. Nispetsiz güçle bizden kat be kat büyük olan düşmanı yendik. Siyonizm ve Helenizm, ulusal devletlerin düşmanı bir ideolojidir. Kıbrıs Türkü, Anavatan'daki gibi şahlanarak bunu başardı. Helenizm’i ezdi. Allah'a şükür, ulusal devlet bilinci ve Atatürk’ten aldığımız güçle bunu kazandık.”

E. Topçu Kurmay Albay Kalelioğlu, 'görevimizi yaptık, artık bir kenara çekilelim' diyenlerden değil. 1997 yılında emekli olduktan sonra, bugüne kadar her ortamda Kıbrıs davasının savunucusu oldu. Annan Planı'nın ortalıkta dolaştığı ve Kıbrıs davasının kahramanı Rauf Denktaş’ın etkisiz hale getirilerek Kıbrıs’ın tekrar istikrarsızlaştırılmaya çalışıldığı günlerde 2003 yılında Kıbrıs Adalet Partisi’ni kurarak bunlara karşı siyasi mücadele veren bir isim. Denktaş’ın yılmaz savunucusu. Mağusa başarısından sonra şehrin merkezine heykelini diktiler. Bunun için de şunları söylüyor: “Mağusa Belediye Başkanı, kahraman bir mücahit olan Merhum Bora Atun, Mağusa’daki mücadeleyi sembolize eden 42 parçalık 'Özgürlük Anıtı'nı yaptırdı. 'Tabur Komutanımız olarak, Harekâtı planlayan, sevk ve idare eden komutanımız olarak sizin bir heykelinizi anıta koyacağız' dedi. Ben, 'Görevimi yaptım, gerek yok' dedim. Ancak heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem’e, komutanı razı edersek bu anıt yapılır, demiş. Heykeltıraş, peşimi bırakmadı. Razı oldum. Anıt, Gazi Mağusa direnişini temsil etmektedir. Yanımda şehit annesi Zeynep Nine ve mevzilere su ve cephane taşıyan Ergun’un heykeli ile 7’den 70’e herkesin kurtuluşunu simgelemektedir. Benim şahsımda TSK temsil edilmektedir.”

Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan sonra Kıbrıs Türk Federe Devleti Bakanlar Kurulunca 9 Mart 1976 tarihinde Mağusa’ya 'Gazi' unvanı verildi. Kentin adı Gazi Mağusa olarak yerini aldı.

KIBRIS DEVLET OLARAK TANINMALI

Albay Kalelioğlu, başarılarından dolayı TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Üstün Hizmet Madalyası, Eser Yazma Rozetleri ve Kıbrıs Savaş Madalyası aldı. Kıbrıs’ın bugün geldiği yerden ise çok memnun... KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınması hakkında şunları söylüyor: “Kıbrıs’ın bağımsız devlet olarak tanınması konusunda ilk girişimde Pakistan bulunmuştu. Ardından başka devletler de tanıyacaktı. Bu konuda biz de Genelkurmay’da iken temaslarda bulunmuştuk… Siyaseten buna engel olundu. Ama bugün çok müsait bir durum var. Türkiye bağımsız hareket ediyor ve dünya koşulları da değişti. Tekrar kardeş Pakistan’ın öncülük etmesi takdire şayandır. Bu konuda kararlı tutum takınırsak Türk Cumhuriyetleri ve birçok ülke tanır. Avrupa ülkelerinden bile tanıyan olur.

Şunu da belirtmem gerekir: Türkiye ve Kıbrıs Türkü için Kıbrıs meselesi yoktur. Kıbrıs Türkü senelerdir İngiliz ve Rum tahakkümü altında zulüm gördü, şehit oldu, yaralandı. Kıbrıs Türkü'nün sorunu yaşamak idi. Hür, bağımsız ve katliamdan kurtulmak için. Barış Harekâtı'yla buna kavuştu. Sorun bitmiştir. Onun için Kıbrıs sorunu yoktur. Rum’un sorunu bitmedi. Hedefleri Enosis yapmaktı. Onun için Kıbrıs sorunu var diyorlar. Bugüne kadar Rum’un isteği üzerine 82 plan yaptılar. Biz onlara plan yapın demedik. Çözüm: Kıbrıs meselesinin bundan sonra Rum tarafından da kurtulması için KKTC’nin tanınması şarttır. Buna çalışmalıyız. Bu konuda atılan adımlar umut verici. Ersin Tatar’ı ve Erdoğan hükümetini kutluyorum. İnşallah devamı gelir.”

Ufuk Üniversitesi'nde “Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi” derslerini veren Albay Kalelioğlu, Mağusa direnişini kitaplaştırdı. Kalelioğlu yakın zamanda kalp rahatsızlığı geçirdi ve memleketi Artvin’de dinlenmeye çekildi. Telefonla görüşmemizi bu sırada yaptık. Kendisine sağlık diliyoruz…

28 ŞUBAT DAVASINDAN 18 AY HAPİS YATTI

Mağusa kahramanı Kalelioğlu, Kıbrıs davasında gösterdiği kararlılık nedeniyle hedefe konuldu. FETÖ’cüler tarafından açılan 28 Şubat Davası’nda tutuklandı ve 18 ay hapis yattı. Geçen günlerde sonuçlanan davada Kalelioğlu ile birlikte 62 kişi beraat ederken, 13 üst düzey komutan ise ceza aldı. Komutanların ceza almasına ise üzüldüğünü belirtiyor: “Rahmetli Erbakan bile 'darbe' demediği halde bizi 'darbeden' yargıladılar. 18 ay mahkemeye çıkmadan demir parmaklıklar ardında yattık. Tabi kahroldum. Bunu nasıl reva görüler diye… Ben 28 Şubat döneminde bir ay Kıbrıs’ta tatbikattaydım. 16 yıl sonra dava açıyorlar… Bu iş tamamen FETÖ işiydi. Bizi yargılayan hâkim Mustafa Bilgili ise şu an içerde ömür boyu hapisle yatıyor. O süreci Abdullah Gül 'delillendirin' diyerek başlattı… Ama ne olursa olsun bizi yıldıramazlar. Ne yaptıksa vatanımız için yaptık.”