Amiral Mustafa Özbey, Genelkurmay Başkanlığı’nda ilk “YunanKıbrıs Daire Başkanlığı” yapmış, kalıpların dışına çıkabilen çok başarılı bir subaydır. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş’ın askeri danışmanlığını da yapmıştır. Sorunun doğasını bildiği için söyledikleri bugün için hazine değerindedir. 2’nci Kıbrıs Konferansı 13 Nisan 2019’da gerçekleştirilmiştir. Amiral Özbey’in gelecek kuşaklar için de ders niteliğinde olan sunumundan bazı kesitleri sizlerle de paylaşmak istiyorum. Ara başlıklar bana aittir:

EMPERYALİZM İÇİN ÜÇÜNCÜ HEZİMET

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı; Çanakkale Savunması ve Kutsal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, Türkiye’nin emperyalizme tattırdığı üçüncü yenilgidir. İçinde bulunduğumuz zaman; seyirci koltuğunda oturup, emperyalizmin bizim için yazdığı senaryoda bize verdiği figüran rolünü kabullenmek değildir. 21’inci yüzyılın tarihini yazanlar, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne giriş sürecini özel bir önemde ve kırılma anı olarak tarihe not düşeceklerdir.

AB TÜRKİYE’Yİ İSTİSMAR ETTİ!

AB, Türkiye’nin birliğe katılımını, asla stratejik bir vizyon ve öngörü olarak ele almadı. Bu süreci, Türkiye’yi “kontrol altında tutmak” ve daha da önemlisi, Kıbrıs’ı Türkiye’nin ses çıkaramayacağı bir yöntemle Birliğe almak için kullandı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2004 yılında tüm Kıbrıs’ı temsilen AB üyesi yapılırken, Türkiye’ye “AB giriş müzakerelerine başlıyoruz” havucu verildi. Bunu kabul etmek tarihi bir hata oldu! O gün yapılan stratejik hatanın bedelini bugün çok ağır şekilde ödüyoruz. AB’nin geliştirmeyi beceremediği küresel Avrasya vizyonunu Çin, “Bir Yol Bir Kuşak” projesi ile uygulamaya soktu. Jeopolitik yasa bir kere daha kendini tekrar etti: jeopolitik boşluk kaldırmaz. Çin Avrasya’daki bu boşluğu doldurdu.

DURUM TESPİTİ

Reklamdan sonra devam ediyor 

Emperyalizmin Yunan ve Rum tarafına sağladığı kayıtsız şartsız destek, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de kesintisiz sürecektir. Çünkü emperyalizm jeopolitik tercihini yapmıştır. Yunanistan ve Kıbrıs Rumları için konu ideolojiktir. O ideoloji de Helenizm’dir. Türk tarafının temel algı sorunu burada başlamaktadır. Helenizm genetik şartlanmışlığı içindeki Rum kesiminin Kıbrıs’ta çözüm için ortak bir paydaya yaklaşması imkânsızdır. Türk tarafı için tek seçenek, Kıbrıs Rum devleti içinde, kendilerine sunulacak “azınlık hakları” ile yetinmek olacaktır.

AB için KKTC’de yaşayan halkın hiçbir kıymeti yoktur. Yunanistan ve GKRY’nin, yaşadıkları ekonomik iflastan sonra aldıkları borçların karşılığı olan milli varlıkları yoktur. Türkiye ve KKTC’nin denizdeki mal varlığı üzerinden ödeme yapma peşindedir. Emperyalizm için bu teklif, “Türkiye’siz bölgesel tasarım” için ideal koşulları oluşturmaktadır. Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin süreci çok iyi yönettiğini söylemek, gerçekçi bir tespit olmayacaktır. Şunu asla unutmayalım: Türkiye için AB yok; KKTC için de federal çözüm artık çöp değerindedir.

NE YAPMALI?

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin deniz yetki alanlarını henüz ilan etmemiş olması, karşı taraf lehine tek yanlı bir teamül ve algı yaratmaktadır. İvedi ilan edilmelidir. Sismik araştırma ve delme işlemleri, mütekabiliyet ilkesi dikkate alınarak, ivedi olarak tartışmalı sahalara kaydırılmalıdır. BM gözetiminde yapılan toplumlar arası görüşmelere katılım olmayacağı resmen beyan edilmelidir. Gelecekte yapılacak görüşmelerin ancak eşit ve egemen iki tüzel kişilik arasında yapılabileceği kayıtlara geçirilmelidir.

KKTC ile yeni dönemi müşterek olarak değerlendirecek siyasi görüşmeler resmen başlamalı, ileri bütünleşmenin parametreleri belirlenmelidir. KKTC’deki askeri varlık gözden geçirilmeli ve caydırıcılığı artıracak şekilde güçlendirilmelidir. Deniz üssü kurulması öncelikle projelendirilmelidir.

KKTC’yi yönetenler; “Federasyon’dan başka çözüm yok” şeklinde özetlenebilecek “öğretilmiş çaresizlik modeli” psikolojik harekât yöntemini artık terk etmelidir. KKTC halkına kendi kaderlerini belirleyecekleri siyasi projelerini hazırlayıp sunmalıdır. Kıbrıs Türk’ü 140 yıldır bedel ödeyerek büyük bir mücadele verdi. Şimdi ise özgürlüğü, toprakları ve deniz alanları elinden alınmak isteniyor. Karşılığı ise zaten ellerinde var olan AB pasaportu! Bu ise Avrupa’da birkaç kuşak içinde eriyip tükenmek anlamına geliyor.


Aydınlık