Filmin gösterime girmesini üç kişilik komisyonun inisiyatifine bırakacak sansür yasası TBMM Kültür Komisyonundan geçti.

Yasa Meclis Genel Kurulunda da onaylanırsa, General Louis Franchet d’Esperey’in şapka çıkartacağı kaskatı bir sansür yasamız olacak

Türk sinemasında sansüre uğrayan ilk filmin, 1919’da Ahmet Fehim’in çektiği “Mürebbiye” olduğu bilinir. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı adlı eserinden hareketle senaryosu da Ahmet Fehim tarafından yazılan filmin yapımcısı, sinemamızın başlangıç noktası kabul edilen “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı”nın ardındaki isim Fuat Uzkınay’dır.

Sinema tarihimizdeki ilk öpüşme sahnesini barındıran “Mürebbiye”nin sansürlenmesinin gerekçesi ise “öpüşmek” değil, İstanbul’a büyük çalımla beyaz bir at üzerinde giren işgalci Fransız general Louis Franchet d’Esperey’in duyduğu rahatsızlıktır. Romanın ve filmin kadın karakteri, Paris’te ahlaksız bir yaşam sürerken İstanbul’a gelip mürebbiyelik yapmaya başlayarak çevresindeki erkekleri baştan çıkartan şuh ve sinsi Anjel, Fransız generale göre Fransa’nın milli onurunu incitecek özelliklere sahiptir.

MÜREBBİYE’DEN 100 YIL SONRA

“Mürebbiye”den tastamam 100 yıl sonra, geçen çarşamba günü TBMM Kültür Komisyonu’nun kabul ettiği şekliyle, Meclis Genel Kurulunda da onaylanırsa, General Louis Franchet d’Esperey’in şapka çıkartacağı kaskatı bir sansür yasamız olacak.

Son iki haftadır yoğun biçimde süren yapımcıişletmeci savaşının sonlandırılması için “umutla” beklenen komisyon toplantısı, “Sinema Filmlerinin Desteklenmesi ve Sınıflandırılmasıyla İlgili 5224 Sayılı Yasanın Güncellenmesi” için gerçekleşti. Ama en belirgin sonuç, sansürün, daha doğrusu aslında sansürün de değil, “film yasaklama”nın pekiştirilmesi oldu.

Komisyon toplantısının iki üç gün öncesinde, aralarında Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Çağan Irmak, Ezel Akay, Pelin Esmer gibi isimlerin de bulunduğu 76 yönetmenin imzasıyla yayımlanan bildiride, özellikle şu hükmün tekliften çıkarılması talep edilmişti: “Değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulunmayan filmler, ticari dolaşıma veya gösterime sunulamaz.”

Herhangi bir filmin (festivaller dışında) seyirci karşısına çıkıp çıkmayacağına karar verecek olanlar kim mi? Üç kişilik bir kurul.

PAZARLIK YOK!

Yani, Türk sinemasının en yaratıcı temsilcilerinin talebi görmezden duymazdan gelindi, o cümle aynen korundu, üstelik de yasadan “gerekli düzenlemelerin yapılması...” ibaresi çıkarıldı. Anlayacağınız, pazarlık da yok! Örneğin bir yapımcı ya da yönetmen “Tamam kardeşim, sakıncalı bulduğunuz o sahneyi filmden çıkarayım” dese bile kurul bunu değerlendirmeye almayacak.

Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filminin bu kurulun önüne geldiğini düşünün... “Bir Türk öğretmeni kumar oynamaz” ya da “Bir Türk polisi telefonda da olsa küfürlü konuşmaz” denilmeyeceğinin ve onay verilmeyeceğinin garantisi var mı?

Haftanın beş mesai günü içinde ortalama 15, yıl boyunca 750800 film seyrederek karar vermesi beklenen böylesi bir kurulun, hem de iktidar baskısı altında ne kadar sağlıklı çalışabileceğine varın siz karar verin.

Açık söyleyeyim, bu kafayla “Bişri Hafi / Bir Zamanlar Sarhoştu” (Yücel Çakmaklı, 1992) filmi bile çekilemez, çekilse de ticari dolaşıma sokulamaz. Ünlü İslam evliyasının yaşamında, Allah yoluna girmeden önce bolca içki ve işret sahnesi vardır çünkü!

Yerli yapımcılar ile Mars Grubu arasındaki çekişmenin, yani sinema salonlarında gösterilecek reklamların süresinin 10 dakikaya indirilmesi ve promosyonlu bilet (mısır meselesi) vb. konusunda gidilecek düzenlemenin “işi tatlıya bağlamaktan” ibaret kalacağı da anlaşılmış durumda. Pek yakında sinema biletlerine zam gelecek ve korsan film piyasası ellerini ovuşturmaya başlayacak.

Türk sineması tek kelimeyle sahipsiz ve önünde çok zor günler, büyük krizler var. Kim bilir, belki bazı filmler de Fransız generalin gadrine uğrayan “Mürebbiye” gibi gizlice Anadolu’ya kaçırılır!


Aydınlık