Kamikaze, 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın kullandığı, hedefe uçakla birlikte saldırı düzenlenmesine verilen ad olarak biliniyor. Bir intihar saldırısı. 1944 yılında ABD’nin karşısında gerileyen Japonya’nın, teknolojik bakımdan aleyhine olan durumu giderebilmek için, savaş aracı ve onu kullanan eğitimli subayın kaybı pahasına başvurduğu bir yöntem.

İşte buna benzetme yapılarak, seçimlere doğru bazı eylemlerin düzenlenmesi için hazırlık yapıldığına dikkat çekiliyor. Görüştüğümüz güvenlik yetkilisi, “‘Türkiye’de hukuk düzeni yok’ algısı yaratacaklar. Yargıya güvensizlik pompalanacak. Terör eylemlerinden daha etkili bir yöntemi deneyecekler. Kaosa hizmet edilecek. Bununla, amaç Türkiye’de devlet düzenini sarsmak” diyor.

poster
  

Yani kastedilen, PKK ya da diğer terör örgütlerinin canlı bomba türünden sansasyonel eylemleri değil. Tabii, Türkiye içinde Irak’ta ve Suriye’de köşeye sıkışan PKK’nın bu tür eylemlere yöneldiği biliniyor. Ama, FETÖ’nün güvenlik aygıtından büyük ölçüde temizlenmesiyle, bu yöndeki girişimlerin birçoğu kuvveden fiile geçmeden engelleniyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma, Emniyet ve MİT arasında uyumlu çalışmanın sonucunda, Türkiye içinde ve sınır ötesinde ABD’nin “kara gücü” PKK’ya ve içerideki en önemli aparatı olan FETÖ’ye karşı başarılı bir mücadele yürütülüyor. Zaten, Washington’un ve içerideki adamlarının karın ağrısı da, Türkiye’nin ABD aleyhine dış politik yönelimi ile birlikte en fazla bu mücadelede gösterilen başarıdan kaynaklanıyor.

BAŞROLDE “RENKLİ”LER

Peki ne gibi hazırlıklar var? Şöyle: “1725 Aralık operasyonlarına benzer işler yapacaklar. 1725 Aralık 2013’te FETÖ güçlüydü. Şimdi ise denecek ki, ‘bakın bunlar sizin getirdiğiniz adamlar, bunlar da aynı yolsuzluk vb. konularında soruşturmalar açıyor. Demek ki bu iddialar doğruymuş”.

7 Şubat 2012’de Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması ve 1725 Aralık 2013 operasyonları da darbe girişimi öncesinde kamikaze eylemleri olarak nitelenebilir.

Bu eylemlerde başrol alacaklar ise, FETÖ’nün 1725 Aralık öncesinde ve çok daha öncesinde çeşitli cemaat grupları, parti ve derneklerin içine yerleştirdiği ve örgütün jargonunda “renklendirilmiş” olarak ifade edilen unsurlar. Devletin çeşitli kurumları içine yerleştirilmiş  “renkli”ler, ölüm kalım mücadelesi olarak gördükleri seçime doğru pervasızca eylemler için hazırlık yapıyor.

TÜRKİYE’YE YÖNELİK ÇOK YÖNLÜ KUMPAS

Washington yönetimi, Türkiye’ye yönelik çok yönlü bir kumpas uyguluyor. Bir yandan Ege ve Kıbrıs’ta doğrudan Amerikan askeri yığınağı ile Yunanistanİsrail üzerinden tertip girişimleri, bir yandan da, Trump gibi açıkça söylenmese de, Rusya’ya yönelik yaptırımlar bahanesiyle  “ekonomiyi mahvetme” girişimleriyle Türkiye’nin boğazı sıkılmak isteniyor. ABD, bir yandan da Rusya’ya ve Çin’e karşı yaptığı gibi, Türkiye’yi uluslararası alanda tecrit etmek amaçlı bir kampanya için kolları sıvadı. Şebnem Korur Fincancı’nın “kimyasal silah” uydurmasına sarılması PKK yalanının basit bir tekrarı değil, bunun ötesinde bir amacın parçası. Fincancı’nın bağlı olduğu uluslararası örgütlerin, Avrupa Birliği kurumlarının devreye sokulması bir sonraki aşama olarak planlanıyor. Bunu, Atlantik basınında uzun süredir devam eden, “Türkiye, Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan ‘kahraman’ YPG’lileri, Kürtleri öldürüyor” propagandasıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Bunlarla bütünleşen son eylem ise, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “devlet uyuşturucu ticareti yapıyor” açıklamasıyla sahne alması oldu.

ABD için, seçim de elverişli bir fırsat. Biden’ın daha göreve gelmeden ilan ettiği, “Erdoğan’a karşı ABD ile bağlantılı olan muhalefeti destekleme” programı yürürlükte. Altılı masa, bu programın sonucunda kuruldu.

BÜROKRASİDE MÜCADELE

Gelen bilgilerden anlaşılıyor ki, bürokraside, FETÖ’cülerle sonuna kadar mücadeleyi savunanlar ile  bu mücadeleyi engelleyen kesim arasında bir mücadele var. AK Parti içinde bir kesim, “seçime gidiyoruz, fazla toz kaldırmayalım” bahanesiyle FETÖ ile mücadeleyi gevşetme eğiliminde. Ama esas önemli olan, bu kesimlerin “dini hassasiyetler” ve “yol kardeşliği” ilişkisi nedeniyle kol kanat gerdiği “renklendirilmiş”lerde.

FETÖ İLE MÜCADELEDE GEVŞEME VE ABD DAYATMALARINA KARŞI TEREDDÜT, WASHİNGTON’U CESARETLENDİRİR

Yukarıda görüşlerine yer verdiğimiz güvenlik yetkilisinin uyarısı, ABD’ye ve onun etkili aracı FETÖ’ye karşı mücadelede tereddütlerin ne gibi sonuçlara yol açacağını açık olarak gösteriyor. Çünkü, FETÖ demek Gladyo demek. Gladyo, NATO demek. NATO da Amerika. Ankara’da, “seçime giderken, mümkün olduğu kadar Washington’u üzerimize gelmekten alıkoyacak, şimşekleri üzerimize çekmeyecek yumuşak politikalar izleyelim” görüşünün kuvvetli olduğu görülüyor. Ancak, bu politika, ABD’yi caydırmaya yaramıyor. Tam tersine Washington’un daha sert ve etkili müdahalesine imkan sağlıyor.

Aydınlık