Anasayfa
15 Kasım 2019 ( 1 izlenme )

Kahramanları Zaafa Uğratma Hakkımız Var mı?

Yıldırım Gençer, TGB Genel Başkanı

İster kabul edelim ister etmeyelim 2015 yılından bu yana Türkiye siyasetinde bir gerçek var. O da Türkiye ile ABD’nin fiilen karşı karşıya olduğu.

Diyeceksiniz ki 2015’den önce karşı karşıya değil miydik? Yalnız 2015’den bu yana değil, 1945 yılından bu yana ABD ile karşı karşıyayız. 2015 yılını işaret etmemizin sebebi, güncel olarak Türkiye, devletiyle, ordusuyla, milletiyle topyekûn ABD’yle karşı karşıya.

15 Temmuz FETÖ darbe girişimiyle, ABD’nin Türkiye’deki iktidarı ortadan kaldırmak istediği tescillendi. Kaldırmak istediği aslında iktidar olgusu değil, iktidarın politikalarıydı. Neydi o politikalar? PKK ve FETÖ ile mücadele. Yani ABD ille mücadele.

Bu noktada geçmişle kavga etmeye gerek yok. “Neden şu tarihte değil de şimdi savaşıyoruz? Akılları başına yeni mi geldi?” soruları mevsimsiz. Evet, diyelim ki akılları şimdi başına geldi. Ne yapalım, akılları şimdi başlarına geldi diye, savaşmayalım mı? Birbirimizi yerken, ülkemiz mi bölünsün?

Zaman İçinde Büyüyen Mücadele

15 Temmuz darbe girişiminin ardından, ülkemiz terör örgütlerine karşı sınır içi ve sınır dışında operasyonlarını hızlandırdı. FETÖ soruşturmalarından yüz binlerce insan soruşturma geçirdi, gözaltına alındı, bazıları mahkûm edildi, bazıları serbest bırakıldı. PKK ile mücadelede önce şehirlerimiz terör örgütünün denetiminden temizlendi ardından sınırımızda sözde Kürdistan planıyla kalpleri atanların hayalleri bozguna uğratıldı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Kıran ve en son gerçekleşen Barış Pınarı Harekâtı ile ordumuz kararlı mücadelesini zaferlerle taçlandırdı. 3 tarafı denizlerle olan güzel vatanımızın suları her geçen gün ısınmakta. 2019 yılında, tarihimizin en büyük iki deniz tatbikatını gerçekleştirdik. Emperyalist planlara, Doğu Akdeniz’de mevzilenerek cevap verdik.  

Silahlı mücadelede yenilen ABD ve taşeronları soluğu iç cepheyi bölmekte aldı. İç cepheyi zaafa uğratmak, emperyalizmin yüzyıldır uyguladığı taktiklerin başında geliyor. Kurtuluş savaşımızda İngilizlerin desteğiyle gerçekleşen ayaklanmalara bakarsak bugünkü tabloyu çok daha net çizmiş oluruz.

Silahla Birleşen Millet

Mehmetçiğimizin haklı mücadelesi, milletimizi birleştirdi. Silahlı mücadelede kararlılık, iç cepheyi birleştiren en önemli unsur. 2015 yılından bu yana geçen sürede bu gerçeği saptıyoruz.

Bu gerçeği sadece biz değil, ABD de saptıyor. İç cepheyi bölmek için önce silahlı mücadeleyi lekelemesi yani Mehmetçiğin mücadelesini içeride ve dışarıda haksız göstermesi lazımdı. Ki kendisine bir “haklı” zemin yaratsın.

Ordumuzun savaştığı PKK’yı, IŞİD’le mücadelede kahraman ilan ettiler. PKK, dünya kamuoyuna Hollywood filmlerindeki süper kahramanlar gibi sunuldu.

Tabi sadece PKK değil, onun yasal uzantısı olan HDP’de demokrasi savaşçısı kesildi. Demokrasi savaşçısıydı çünkü, “Amerikan demokrasisini” getirmek için canla başla çalışıyordu.  En son kapanan HDP belediyeleri, Türkiye’de Amerikan tipi demokrasinin değil, devrimci, Atatürkçü demokrasinin işlediğinin en somut kanıtı. Kayyımlara itiraz eden “Atatürkçüleri” duyar gibiyiz, soralım; Atatürk, emperyalizmin uşaklarına ne vakit, özgürlük tanımıştır? Dersim harekâtı, bunun en somut örneklerindendir.

Tabi, Dersim olaylarını “katliam” ilan eden bazı sözde Atatürkçüler, kayyımları, darbe diye ilan etti. Ne diyelim, kendi içlerinde tutarlılar. Dersim olaylarına katliam diyenlerden beklenecek tavır. Beklenmeyen ya da anlaşılmayan tavır ise kendilerine hala Atatürkçü demeleri.

Trump’ın Ses Telleri

İç cepheyi yarmak için elinden geleni yapan ABD başarılı olamadı. Fakat taarruzları devam ediyor. En son 13 Kasım’da Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD ziyaretinde Trump ile gerçekleştirdiği basın açıklamasında Hilal Kaplan’ın sorusu, Türkiye gündemine oturdu. Sayın Kaplan, Trump’a, Türk Milleti adına hesap sordu. PKK lideri Mazlum Kobani’nin dosyasını yüzlerine vurdu. Trump, sorudan rahatsızlığını Kaplan’ı gazeteci olarak değil, devlet görevlisi diye niteleyerek dile getirdi.

Tabi sadece Trump değil, Türkiye’deki Trump’ın ses telleri de aynı şeyi tekrar etti ve Kaplan’ı alaya aldılar. Rahatsız oldukları şey Hilal Kaplan’ın gazeteciliği değil. Rahatsız olunan şey sorularıydı. Çünkü o sorular maskeleri indirmişti.

Saplantılı Muhalefet

Saplantılı muhalefet kötüdür. Kullanılmaya müsaittir. Çünkü bir kere saplantılı hale geldiniz mi artık kendi programınızı terk etmişsinizdir. İktidar olmanın yolları, hükümeti zayıflatmaktan, onun her yaptığını eleştirmekten ya da karşısında olmaktan geçmez. Peki, hatalarını söylemeyecek miyiz? Elbette söyleyeceğiz. İşte söylüyoruz; HDP’yi kapatmayarak hata yapıyorsunuz. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşmeyerek ve anlaşmayarak hata yapıyorsunuz (bu konuda gün geçtikçe olumlu adımlar atılıyor) Sözde Ermeni Soykırım konusunda tapu gibi senedimiz olan Perinçek-İsviçre davasını, ABD’nin yüzüne vurmayarak, tarihçiler tartışsın diyerek hata yapıyorsunuz. Oldu mu? Daha da söyleyebiliriz. Fakat Mehmetçiğimizi, terörle mücadeleyi zaafa uğratacak tek bir şey ağzımızdan alamazsınız.

Bugün Türkiye’de devrimci muhalefet, Mehmetçiğin safından verilir. Mehmetçiği zaafa uğratacak her söylem, niyetlerimizden bağımsız olarak düşmanın elini kuvvetlendirir. Çanakkale’de, Kut’ul Amare’de, Ege’nin dağlarında savaşan kahramanlarımızı zaafa uğratmak hakkımız var mıydı?

tgb.gen.tr

Bunlar da İlginizi Çekebilir