Beyaz Saray'a Joe Biden'in geçmesi durumunda ABD'nin Doğu Akdeniz'deki politikalarının daha da saldırganlaşacağını vurgulayan Türk amiraller, ittifak potansiyelinin önemine dikkat çekerek 'Türkiye yeni rotasında dostlarıyla ilerlemeli' dedi.


AMİRAL CEM GÜRDENİZ

DOĞU AKDENİZ’DE BİDEN YÖNETİMİ FRANSA’NIN KONUMUNA GELECEKTİR

ABD seçimlerinin sadece Türkiye için değil, tüm dünya için jeopolitik sonuçları olacaktır. Trump yönetimi, son 4 yılda dünya hegemonik sisteminde ve ABD iç politikasında önceden benzeri görülmemiş değişimler yarattı. Trump, küreselleşme karşıtı, içe dönük teori ve pratiği ile paradigma değişimi ortaya koydu. Cumhuriyetçi olmasına rağmen, Washington Mutabakatı'nın birçok özelliğine meydan okudu. Bu meydan okuma, Askeri Sanayi Kompleksi ve finans güç merkezlerine karşı olanları da kapsıyordu.

Soğuk Savaş'ın sona erdiği ve Rusya Federasyonu'nun neredeyse dağıldığı 1990'lardan sonra Amerikan üstünlüğü tartışmasızdı. Ancak ABD hükümetleri bu kansız zaferi insanlığın iyiliği için kullanmadı. Irak savaşı, ardından Afganistan, 2. Irak savaşı, Libya ve Suriye savaşları Washington Mutabakatı'na olumlu katkı sağlamadı. 2008 mali kriziyle birlikte, aynı yıl yaşanan Rusya-Gürcistan krizinde, Amerika'nın geri çekilmesi dünya için yeni bir uyanış sağladı. Hegemonya düşüşteydi. 2012 mali krizi ve Libya, Suriye, Yemen ve Batı kaynaklı diğer kriz bölgelerinde devam eden başarısızlıklar, Washington Mutabakatı'nın güç kaybında fırtına koşullarını yarattı. Donald Trump, devam eden başarısızlıklara ve hızlı düşüşe bir yanıttı. Düşüş durdurulamadı. Çin’in askeri, siyasi ve ekonomik yükselişi ile Rusya ile birçok alanda stratejik iş birliğine girmesi dünyada süratle çok kutuplu dünya koşullarını yarattı. ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası yakalamış olduğu ekonomik, siyasi ve askeri koşulları tekrar yaratamaz.

KUTUPLAŞMA DERİNLEŞECEK

ABD'de yeni Başkan Biden da olsa, Washington Mutabakatı'nı yeniden kurması çok kutuplu dünya düzeni altında neredeyse imkansızdır. Üretim ve ekonomik büyümedeki ciddi yapısal sorunlarla düşüşler; genel borç, işsizlik ama en önemlisi kutuplaşma süreci ABD’de yeni bir yükselişi zorlaştırmaktadır. Küreselciler ve ulusalcılar; kıyı eyaletleri ve kara eyaletleri; muhafazakarlar ve liberaller; elitistler ve fakir kitleler bu yeni çağda kutuplaştırmayı derinleştirecek faktörlerdir.

Diğer yandan Kovid-19 yönetiminin yanı sıra iç cephede George Floyd ayaklanmalarının kriz yönetimi başarısızlıkları ABD prestijinin kaybına katkıda bulundu. Dış politika alanında, ABD'nin BM Güvenlik Konseyi Kararlarını tanımama yönündeki tek taraflı kararları ve dünya barışı ve çevre istikrarı için önemli uluslararası anlaşmalardan çekilmesi, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana kural koyucu ve dürüst arabulucu aracı olarak öne çıkan ABD liderliğini ortadan kaldırdı. Bugün ABD'nin tarafsızlığından ve arabuluculuğundan bahsedemeyiz.

BIDEN YÖNETİMİNİN  BASKISI ARTACAK

ABD’nin Biden yönetiminde Doğu Akdeniz krizine bakış ve tutumunun Trump yönetimine nazaran çok daha karmaşık ve zor olacağını düşünüyorum. Demokratlar artık neocon politik okulun etkisi altındadır. Bu okul, Amerika merkezli küreselleşmenin yeniden kurulmasını ve her yönüyle Amerikan ulusal gücünü kullanan Washington liderliğini dayatıyor. Trump dönemine kıyasla bu durum, daha fazla kriz, daha fazla askeri müdahale çağrısı ve ABD hedefleriyle uyumlu olmayan ülkelere daha fazla müdahale anlamına geliyor. Trump yönetiminin son dört yılında yeni bir büyük askerî harekât görmediğimizi hatırlamalıyız. En azından Trump’ın dünyanın birçok savaş bölgesinden çekilme arzusunu gördük.

Türkiye şimdi dört sütun üzerine odaklanan yeni bir jeopolitik ortamla karşı karşıyadır: Mavi Vatan, Kıbrıs Adası; Trans Kafkasya ve Güney Sınır Devletleri (Irak ve Suriye). Her birinde hayati önem taşıyan jeopolitik çıkarlarımız var. Doğu Akdeniz’de Biden yönetimi Fransa’nın konumuna gelecektir. Yani Türkiye’ye askeri, diplomatik ve siyasi her alanda baskıyı artıracaktır. Yunan gazetesi Ekathimerini’ye 3 Kasım 2020 günü demeç veren eski ABD NATO Komutanı (Yunan asıllı) Oramiral (E) James Stavridis’in açık şekilde Türkiye’ye karşı askeri seçeneği kullanabileceklerini beyan etmesi ve bu kişinin Biden ekibinin önde gelenlerinden birisi olması çok önemli göstergedir. (https://www.ekathimerini.com/258757/opinion/ekathimerini/comment/james-stavridis-us-military-is-apolitical-and-prepared-for-action-if-necessary)

ABD sadece PKK, YPG, PYD, Yunanlılar ve Kıbrıslı Rumlara açık siyasi ve askeri destek vermiyor, Türkiye’yi askeri ve ekonomik güçle tehdit eder bir konum alıyor. Bu durum Biden yönetiminde artacaktır. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından Türkiye'nin karşı karşıya olduğu yeni jeopolitik düzen, Ankara'ya gelecek için pek çok yeni seçenekler sundu. Türkiye bu seçenekleri izledikçe, hiç şüphe yok ki ABD, Türkiye'nin bir kenar kuşak ülkesi olarak statüsünü sürdürmeye ve sağlamlaştırmaya; Türkiye'yi Washington çizgisinde düzene sokma gayretlerine içimizdeki müttefikleri ile devam edecektir. 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe teşebbüsü bunun uygulamalarından sadece biridir.

AMİRAL MUSTAFA ÖZBEY

TÜRKİYE'SİZ DOĞU AKDENİZ DAYATILACAK

ABD tarihinin en sancılı seçimi geride kaldı. 3 Kasım'da yapılan seçimin sonucunun resmen açıklanması ne zaman olacak, henüz belli değil.

Şu an itibariyle Joe Biden kazanmaya çok yakın görünüyor. Ancak, Trump'ın sonuçlara itirazı ya da yargı sürecini başlatıp başlatmayacağı henüz bilinmiyor.

Bildiğimiz tek şey; bu seçimler ve sonrasında izlediğimiz görseller, ABD seçim sisteminin sürekli tartışma yaratacak yapıda olduğunu ortaya koydu.

Bu seçimin kuşkusuz çok-yönlü iç ve dış yansımaları olacaktır.

Başkanlığı bir şekilde bırakmak zorunda kalacak olan Trump'ın, ABD tarihinde özgün bir yeri olacağı kuşkusuzdur.

“Dış politikada neyi başardı” diye sorulursa, Batı emperyalizminin hizmetinde olan kurumlar (BM, AB, NATO, DTÖ) ile ABD arasında var olan geleneksel iyi ilişkilere büyük hasar verdi diyerek sözde başarıyı tanımlayalım.

“İç politikada neyi başardı” sorusu sorulduğunda ise, zaten büyük ölçüde ayrışmış yapıda olan ABD toplumunu tam anlamı ile kökten şekilde birbirine düşman etmeyi başardı diyerek söze devam edelim.

ABD toplumundaki kamplaşmayı çok büyük bir iç güvenlik sorunu yapacak husus ise, halkın hiçbir ülkede görülmediği şekilde silâhlarmış olmasıdır. Tamamen silâhlanmış halk yığınlarının birbirine düşman hâle getirilmiş olmasının sonuçlarını hep beraber izleyeceğiz.

Virüs salgınının yarattığı gerginlik ortamının bileşke etkisi ile ABD'de büyük ölçekli çatışma ve ayrışmanın daha da derinleşeceği bir gelecek öngörebiliriz.

BIDEN'IN İÇ VE DIŞ POLİTİKASI

Joe Biden görevi teslim aldığında içeride düzeni yeniden kurma konusuna öncelik vererek işe başlayacaktır. İşi hiç kolay değil, tabir uygun düşerse, “Cin şişeden çıkmıştır.” Silahlı bu toplumun; işini yapma dışında bir gayesi olmayan uysal işçiler hâline gelmesini beklemek gerçekçi bir değerlendirme olmaz.

Salgın sonrası ortaya çıkan 45 milyon işsiz ordusunun başıboş sokakları dolduracağı bir ülkede Biden'ın işi çok zor olacaktır.

Dış politikada ise; kaybedilen mevzileri yeniden elde etme işine öncelikle AB ve NATO'dan başlayacağını öngörebiliriz. Çin ile rekabette AB'yi yanına almak, Rusya Federasyonu'nu ise Çin ile entegrasyondan uzaklaştıracak bir yaklaşım bekleyebiliriz.

Biden'a Trump'ın bıraktığı tek olumlu hediye, İsrail/ Arap dünyası arasında başardığı resmî ilişki kurma konusu olmuştur.

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER

Biden'ın Türkiye ile olası ilişkilerine gelince, kendisini bir “Yunan” olarak gördüğünü söyleyen, 42 yıllık siyasî hayatında Türkiye karşıtı tüm lobilerin en büyük destekçisi olan bir kişiden bahsettiğimizi unutmayalım. Trump, ABD derin devleti ile “çatışıyor görünürken”, Biden'ın derin devletin en güvendiği kişilerden biri olduğunu da unutmayalım. ABD'nin AB ile ilişkilerini iyileştirilmesini beklediğimiz bir gelecekte; bu iki geleneksel emperyalist yapının Türkiye ile kararlarında daha ortak ve entegre hareket etmeleri beklenmelidir.

ABD Kongresi'nde Türkiye aleyhine şekillenmiş bir lobiler koalisyonu oluştuğunu da bir yere not edelim.

Tüm bunları bir arada okuduğumuzda, Türkiye-ABD ilişkilerini, gergin ve çatışmalı bir gelecek beklediğini öngörmek mümkündür.

Şunu asla unutmayalım: ABD'de kim başkan seçilirse seçilsin, Sevr Anlaşması'nı benimsemiş “Wilson Doktrini” geleneğinden gelen bir ülkeden, Türkiye çıkarına olumlu bir dönüşüm beklemek bu ülkeyi tanımamak demektir. FETÖ yapısını destekleyip besleyen, Suriye ve Irak'ta Kürt Devleti kurma peşinde koşan, Ermenistan'ın hamîsi olduğunu ilân etmiş bu ülkeden Türkiye lehine bir beklenti içinde olmak hayal görmekle eşdeğerdir.

Türkiye kendi gücüne dayanan ve bu gerçekleri dikkate alan bir dış politika belirleyip, ilişkilerini derinleştireceği dostlarla kendi rotasını çizip ilerlemek mecburiyetindedir.

“Türkiye'siz Doğu Akdeniz” ve “Türk'süz Kıbrıs”, AB ile birlikte ABD tarafından da benimsenmiş bir devlet stratejisi olarak Türkiye'ye dayatılacaktır.

Mavi Vatan, Türkiye için Misak-ı Millî'dir ve yurt savunmasının yeni cephesidir.

Aydınlık